İnsansız hava araçlarının etkin kullanımıyla zaten öncü bir harp doktrini inşa eden Türkiye için Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran-İsrail-ABD hattındaki çatışmalar, modern savaş konseptleri açısından yeni gözlem alanları açmıştır. Her iki çatışmada da uzun menzilli kamikaze insansız hava araçlarının oynadığı rol, asimetrik gücün küresel ve bölgesel aktörlerin askerî stratejilerine karşı nasıl bir kaldıraç olarak kullanılabileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Özellikle düşük maliyetli kamikaze İHA’ların yüksek maliyetli hava savunma sistemlerini meşgul etmesi, mühimmat stoklarını tüketmesi ve doygunluk saldırılarıyla savunma hatlarını zorlaması, bu sistemlerin modern savaş sahasındaki önemini daha da artırmıştır. Dolayısıyla kamikaze İHA’lar artık yalnızca taktik seviyede kullanılan yardımcı platformlar değil, stratejik sonuçlar üretebilen önemli birer harp aracı hâline gelmiştir.
Bu çalışmamızda, insansız hava araçlarının kullanımından elde edilen dersleri ve bu doğrultuda geliştirilen Türk savunma sanayisi ürünlerini ele alacağız. Öncelikle ülkemizde geliştirilen taarruz ve kamikaze platformlarına odaklanalım.
SAHA EXPO’da tanıtılan ve Baykar’ın akıllı dolanan mühimmat ekosistemindeki yeni kozu olan Mızrak, 1.000 kilometrenin üzerindeki menziliyle dikkat çekmektedir. Platformun operasyonel irtifası 4.000 feet, servis tavanı ise 10.000 feet olarak açıklanmıştır. Mızrak; 40 kilogramlık harp başlığı ve GPS’in çalışmadığı yoğun elektronik harp koşullarında dahi yapay zekâ destekli görsel konumlandırmayla hedefini bulabilme kabiliyetiyle Türkiye’nin bu alandaki vizyonunun ulaştığı seviyeyi göstermektedir.
Baykar ayrıca sınıfının en büyük ve feda edilebilir kamikaze platformlarından biri olan K2 Kamikaze İHA’yı da sahaya sürmüştür. K2; 800 kilogram azami kalkış ağırlığı, 200 kilogramın üzerinde harp başlığı kapasitesi ve 2.000 kilometreyi aşan menziliyle öne çıkmaktadır. Platformun operasyonel irtifası 8.000 feet, servis tavanı ise 10.000 feet olarak belirtilmektedir.
K2’nin en dikkat çekici özelliklerinden biri de yapay zekâ tabanlı otonom sürü uçuşu gerçekleştirebilmesidir. Platformlar gökyüzünde “Turan”, “duvar” ve benzeri formasyonlar oluşturarak koordineli taarruzlar icra edebilmektedir. Bu kabiliyet, tek bir hedefe birden fazla yönden baskı uygulanabilmesi ve hava savunma sistemlerinin doygunluğa ulaştırılabilmesi açısından önem taşımaktadır.
Baykar tarafından geliştirilen Sivrisinek dolanan mühimmat projesi de 1.000 kilometre ve ötesindeki menzil hedefiyle dikkat çekmektedir. Operasyonel irtifası 4.000 feet, servis tavanı ise 10.000 feet olarak açıklanan Sivrisinek, yapay zekâ destekli seyrüsefer kabiliyetiyle bu alandaki teknolojik yönelimin önemli örneklerinden biridir.
Baykar’ın bu alandaki diğer ürünleri arasında 10.000 feet servis tavanında uçabilen, 100 kilometre menzilli Kemankeş 1 ve 150 kilometre menzilli Kemankeş 2 bulunmaktadır. Bu sistemler, daha kısa menzilli hassas vuruş görevlerinde kullanılabilecek yapay zekâ destekli dolanan mühimmatlar olarak öne çıkmaktadır.
Sektörün diğer öncülerinden TUSAŞ ise iki farklı kulvarda hamle yapmıştır. Şirket, bir yandan hedef uçak olarak tasarladığı Şimşek platformunu kamikaze İHA’ya dönüştürürken diğer yandan farklı ihtiyaçlara yönelik yeni insansız sistemler geliştirmiştir.
Şimşek, azami 25.000 feet irtifada görev yapabilmekte ve yaklaşık 700 kilometrelik operasyonel menzile ulaşabilmektedir. Daha gelişmiş versiyonu olan Süper Şimşek ise 35.000 feet irtifa ve 900 kilometre operasyonel menzil değerleriyle dikkat çekmektedir. Başlangıçta hedef uçak olarak geliştirilen bu platformların kamikaze, elektronik harp ve hava savunma sistemlerini yanıltma görevlerine uyarlanması, Türk savunma sanayisinin mevcut sistemleri farklı amaçlarla değerlendirebilme kabiliyetini göstermektedir.
TUSAŞ tarafından tanıtılan Gölge İHA projesi de pistsiz veya katapultla fırlatılabilen, tabur seviyesinde taktik keşif ve asimetrik harekât görevlerine yönelik bir platform olarak öne çıkmaktadır. Yaklaşık 1.000 kilometrelik menzil hedefiyle geliştirilen Gölge, özellikle hazırlıksız bölgelerden kullanılabilmesi bakımından dikkat çekicidir.
Kamikaze İHA pazarının tecrübeli oyuncularından STM ise taktik sahada rüştünü ispat eden döner kanatlı Kargu ve sabit kanatlı Alpagu sistemlerini geliştirmiştir. Kargu, yaklaşık 5.500 metre azami irtifa ve 10 kilometre menzil değerine sahipken Alpagu yaklaşık 3.000 metre azami irtifa ve 10 kilometre menzille görev yapabilmektedir.
STM, bu sistemlere ek olarak uzun menzilli harekât ihtiyaçları için KUZGUN Kamikaze İHA’yı geliştirmiştir. Yaklaşık 3.500 metre görev irtifasına ve 1.000 kilometreyi aşan menzile sahip olan KUZGUN, derin harekât sahasındaki hedeflere yönelik olarak tasarlanmıştır. Böylece STM de taktik seviyedeki taşınabilir kamikaze sistemlerinden uzun menzilli stratejik platformlara geçiş yapmıştır.
Aslında Türkiye’nin kamikaze İHA serüveni çok daha eskiye, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunan İsrail menşeli IAI Harpy sistemlerinin yerlileştirilmesi çabalarına dayanmaktadır. İsrail’in Harpy ve Harop kamikaze İHA’ları örnek alınarak geliştirilmeye başlanan ve düşman radarlarını baskılamayı hedefleyen projelerin başında Kargı gelmekteydi.
Ancak bu kritik projeyi üstlenen ve daha sonra adı Lentatek olarak değiştirilen Vestel Savunma’nın süreci istenilen etkinlikte yönetememesi, projenin yıllarca gecikmesine neden olmuştur. Teknolojik entegrasyon ve geliştirme aşamalarında yaşanan sorunlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu bu sistemin planlanan zamanda envantere girmesini engellemiştir.
Elbette savunma sanayisi projelerindeki gecikmeler yalnızca tek bir nedene veya tek bir firmaya indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Bununla birlikte Kargı projesinin uzun süre tamamlanamaması, program yönetimi ve teknolojik entegrasyon açısından ciddi sorunlar yaşandığını da açıkça göstermektedir.
Esasen Türk savunma sanayisi, sahip olduğu vizyoner öngörüyle gelecekteki harp sahalarını çok önceden analiz etmiş ve konvansiyonel gücün yetersiz kalabileceği alanlara yönelik asimetrik harp hazırlıklarına erken dönemde başlamıştır. Uzun menzilli kamikaze İHA’ların, sürü sistemlerinin ve radar baskılama platformlarının öneminin daha günümüzdeki savaşlarda açık şekilde görülmesinden yıllar önce bu projelerin başlatılması, Türkiye’nin bu alandaki öngörüsünü ortaya koymaktadır.
Ancak Lentatek örneğinde olduğu gibi bazı firmaların yönetimsel ve teknolojik yetersizlikleri, bu yerli potansiyelin zamanında ortaya çıkmasını engellemiştir. Yaşanan gecikmeler, Türkiye’nin kamikaze İHA alanındaki öncü rolünü gölgelemiş ve bu kabiliyetlerin sanki Ukrayna veya İran’daki güncel gelişmelerden etkilenilerek sonradan geliştirildiği yönünde yanlış bir algı oluşmasına neden olmuştur.
Oysa bugün Mızrak, K2, Sivrisinek, Kemankeş, Süper Şimşek, KUZGUN, Kargu ve Alpagu gibi sistemlerin oluşturduğu geniş ürün ailesi, Türkiye’nin bu alana yönelik çalışmalarının geçici veya sonradan verilmiş kararların sonucu olmadığını göstermektedir. Bu projeler, uzun yıllara yayılan teknolojik birikimin ve gelecekteki savaş ortamına yönelik erken öngörünün ürünüdür.
Sonuç olarak Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran-İsrail-ABD hattındaki çatışmalar, Türkiye’nin yıllar önce öngördüğü kamikaze İHA, sürü teknolojisi, uzun menzilli taarruz ve elektronik harbe dayanıklı seyrüsefer gibi kabiliyetlerin önemini doğrulamıştır. Türkiye’nin temel sorunu bu alanlardaki vizyon eksikliği değil, bazı projelerde bu vizyonu zamanında ürüne ve operasyonel kabiliyete dönüştürememiş olmasıdır.
Bugün gelinen noktada Türk savunma sanayisi önemli bir ürün çeşitliliğine ulaşmıştır. Ancak bu üstünlüğün kalıcı hâle gelebilmesi için projelerin yalnızca tanıtılması değil, zamanında tamamlanması, seri üretime geçirilmesi ve gerçek harekât koşullarında etkin biçimde kullanılabilecek seviyeye ulaştırılması gerekmektedir. Türkiye bunu başarabilirse kamikaze İHA alanında yalnızca güncel gelişmeleri takip eden değil, geleceğin savaş doktrinini şekillendiren ülkelerden biri olmaya devam edecektir.







