Terörsüz Türkiye ve PKK’nın silah bırakma eylemlerini uluslararası ilişkiler bağlamından kopuk değerlendirmeler yetersiz kalacaktır. Bu makalede, bu bağlamda bir değerlendirme yapacağız. Ancak öncelikle Türkiye’nin stratejik konumunu ve durumunu netleştirmemiz gerek.
Konumuzla doğrudan ilgili olmasa da, şunu ifade etmeden geçemeyeceğim: Kürtler, hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin kadim etnisitelerinden biridir. Maalesef; Türkiye, İran, Irak ve Suriye tarafından tarihsel süreçte ezilmiş, zulme uğramış bir etnik topluluktur. Bugün Kürtlere gösterilen hoşgörü ve özgürlükçü yaklaşım, geçmişin acılarını hafızalardan silmese de, yeni bir gelecek için umut verici bir zemin oluşturuyor. Terör, bu acıların ve zulmün beslediği en önemli kaynaklardan biriydi. Silah bırakma süreciyle sonlanması da mutluluk verici bir durumdur.
Türkiye’nin Jeostratejik Konumu ve Müttefiklik Arayışı
Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu’nun kesişim noktasındaki jeostratejik konumuyla, tarihsel ve kültürel etki alanlarına sahip bir güçtür. ABD-Çin rekabeti, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-İran gerilimi, Suriye’deki değişim ve Gazze’deki soykırım gibi gelişmeler, Türkiye’nin Orta Asya, Ortadoğu ve Avrupa güzergahındaki merkezi konumunu yeniden vazgeçilmez kılmıştır.
Suriye’nin toprak bütünlüğü, Irak Kalkınma Yolu, Orta Koridor ve enerji arz-tedarik zincirlerinde stratejik bir köprü işlevi, Yumurtalık boru hattı ve Leviathan bölgesindeki hidrokarbon kaynaklarının Türkiye üzerinden taşınma potansiyeli stratejik güzergahların güvenliği ve istikrarını kritik hale getirmiştir. (Son önerme, Türkiye-İsrail ilişkileri bakımından spekülatif görünebilir, zaman içerisinde netleşeceğini tahmin ediyorum.) Bunu sağlamak için, Türkiye’nin en temel talebi olan PKK/YPG tehdidinin bertaraf edilmesi hayati önem taşımaktaydı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Thomas Barrack’ın, YPG’nin PKK’nın uzantısı olduğunu kabul etmesi ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Şam yönetimiyle entegrasyonuna yönelik açıklamaları, bu bağlamda dikkate değerdir.
Türkiye’nin PKK/YPG’ye karşı mücadelesi, Barış Pınarı ve Zeytin Dalı harekâtları, ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar için Türkiye’nin PKK/YPG’ye karşı net duruşuna karşılık, değişen jeopolitik dinamikler, Türkiye’yi yeniden kıymetli bir aktör haline getirmiş ve silah bırakma sürecine zemin hazırlamıştır.
Suriye iç savaşında Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin kaygılarını dikkate almayan çıkarcı ve fırsatçı politikaları, Türkiye’nin bu bağlamda ittifak arayışlarını hüsrana uğratmış, Türkiye’yi ABD ile yeniden ittifaka yöneltmiştir. Rusya ve İran, bu politikalarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Rusya, Suriye ve Akdeniz havzasındaki etkinliğini kaybederken, İran da hem direniş eksenindeki gücünü yitirerek hem de İsrail ve ABD saldırılarına katlanmak durumunda kalmıştır.
Türkiye-ABD İlişkileri
Türkiye-ABD ilişkileri, 15 Temmuz darbe girişimi, S-400 krizi ve YPG desteği gibi gerilimlerin ardından yeni bir düzelme dönemine girmiştir. ABD eski Büyükelçisi Flake gibi yeni büyükelçi Thomas Barrack’ın bu ilişkileri düzeltme yönünde olumlu açıklamaları ve hatta F-35 programına Türkiye’nin yeniden dahil edilmesi ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik iyimser açıklamaları, savunma iş birliğinin güçleneceğini ve ittifakın yeniden tesis edileceğini düşündürmektedir. Asıl olan Türkiye’nin diplomatik ilişki çabaları ve zorlamalarına, ABD’ninjeostratejik riskleri dikkate alarak karşılık vermesidir.
Türkiye ve ABD, Kore Savaşı’ndan bu yana, arada anlaşmazlıklar ve gerginlikler olsa da, yıllara dayanan bir müttefiklik ilişkisini sürdürmüştür. Çıkar çatışmalarından çıkan sorunlar her defasında çözülmüş ve ilişkiler düzeltilmiştir. Türkiye’nin stratejik konumu, zaman zaman göz ardı edilse de, her yeni jeopolitik risk süreci, Türkiye’nin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Daha önce de ifade ettiğim gibi, Rusya, İran ve buna ilave olarak da İsrail’in dengelenmesi için, Türkiye, ABD için güvenilir bir müttefiktir.
İsrail’in dengelenmesi ifadesi tuhaf gelebilir! Bu yüzden bu cümle açıklamaya muhtaç. İsrail Ortadoğu’da yıllardır ABD’nin inşa ettiği ittifak ve güven duvarları yıkmak için her türlü çabayı gösteriyor. ABD’yi kukla devlet imajı ile baş başa bırakıyor. Sizce ABD gibi küresel bir süper güç için kabul edilebilir bir durum mudur? ABD sadece zengin, açgözlü, katliam ve soykırımcı İsrail destekçisi Yahudilerden mi oluşuyor? ABD siyasi elitleri İsrail konusunda mutlak ittifak halinde mi? Görünüş aldatmasın! Onlar da biliyor ki ABD’nin Çin karşısında en ufak bir sarsıntıda yıkılışı, İsrail’in yarattığı nefret duvarından kaynaklanacak. ABD, Çin ile yaşadığı küresel soğuk savaşta stratejik öneme sahip Ortadoğu coğrafyasını, İsrail yüzünden kaybetmeyi göze alamaz. İşte bu noktada da Türkiye’nin önemi dikkat çekiyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güçlenen Rusya-Çin ittifakı ve Avrupa’nın artan güvenlik endişeleri, ABD ile Rusya arasında geri dönülmez bir soğukluğun doğurduğu yeni jeopolitik ortamda, ABD’nin Türkiye ile ittifakı yeniden kurmayı önemli bir unsur olarak dikkate aldığını düşünüyorum. Çin ve Rusya ittifakının askeri üretim kapasitesine, İran, Pakistan ve Kuzey Kore’nin de eklenmesiyle ortaya çıkan muazzam üretim gücüne, ABD ve Batı ittifakının yetişmesi oldukça zor görünmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı, her türlü imkâna ihtiyaç olduğunu açıkça koymuştur. Bu nedenle, Türkiye’nin gelişen askeri ve savunma sanayi yeteneklerinin, ABD ve Batı ittifakı tarafından müttefiklik için dikkate alınmış olması kuvvetle muhtemel diğer bir unsurdur.
Bu gelişmeler ışığında 'Türkiye ait olduğu ABD ve Batı ittifakına yeniden kavuşmuştur' diyebiliriz.








