• Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
Anasayfa
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Sağlık
  • Kadın
  • Politika
  • Siyaset
  • Yerel
    TÜM İLLERİSTANBUL
  • İnsan Hakları Kültür-Sanat Spor Çevre Bilim ve Teknoloji Asayiş
  • Ara
SON DAKİKA:
16:18
Sakık, Demirtaş ile görüştü: Siyasetçiler içeride tutulmaya devam ederken, barıştan bahsetmek ciddi çelişkidir
16:16
"Rüşvet" ve "yolsuzluk"tan yargılanan eski DHMİ Daire Başkanı Cemil Acar tahliye edildi
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Ayhan Öztemel
  3. Depreme Bir de Bu Açıdan Bakalım 2
Yayınlanma: 28 Nisan 2025 - 15:55

Depreme Bir de Bu Açıdan Bakalım 2

28 Nisan 2025 - 15:55
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Ayhan Öztemel
Ayhan Öztemel
oztemelayhan@hotmail.com
Gündemin Arka Yüzü
Depreme Bir de Bu Açıdan Bakalım 2

Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu bir devam yazısıdır. İlk yazımızda ifade ettiklerimizi özetlemek gerekirse, deprem şiddetini köpürtmenin ve topluma korku salmanın rant dönüşümüne etkisi üzerineydi. İşin özü, özellikle akademik unvan sahibi deprem uzmanlarının, uluslararası etkilerden hareketle bilerek veya bilmeyerek topluma deprem korkusu salmaları, Türkiye’nin kıt kaynaklarının inşaat sektörüne aktarılmasına sebep oluyor. Bir önceki yazıda, bu durumun iktidarıyla muhalefetiyle siyasi iradeyi, kaynak kullanarak iş yapan müteahhitleri ve gayrimenkul sahiplerini memnun ettiğini belirtmiştik. Buna karşılık, kaynağın inşaat sektörüne değil de özellikle yapay zeka, robotik, yazılım, kuantum ve uzay teknolojilerine aktarılmasının Türkiye’nin geleceğini kurtaracağını, modern, gelişmiş, müreffeh bir ülke olacağını ifade etmiştik.

Bu yazımızda ise diyelim ki deprem riskini kabul ettik ve binaları dönüştürmeye karar verdik. Bunun için ciddi bir seferberlik ilan ettik, tüm imkân ve kabiliyetleri deprem dönüşümüne aktarmaya karar verdik. Mevcut aktarım zaten yeterince fazla iken bunu birkaç misline çıkardık, peki dönüşümde başarılı olacak mıyız, hadi gelin bunu sorgulayalım.

Birincisi, bu imkânı kullanarak sorunu çözecek bir inşaat sektörüne sahip miyiz değil miyiz onu irdeleyelim. Ne kastediyorum? Bu binalar, parasal imkân sağlandığında gökten zembille inmeyecek. Bu binaları dikmek için gerekli meslek erbabına ihtiyacımız var. Demirci, kalıpçı, sıvacı, fayansçı ve benzeri meslek erbabı; sizce yeterince sahip miyiz? Zaten 12 yıllık mecburi eğitim ve meslek lisesi yetersizliği sebebiyle ustalık gerektiren, sadece inşaat değil, tüm iş alanlarında çalışacak ciddi bir usta açığımız var. Çıraklık, kalfalık kültürü zaten yok oldu. Yaşlanarak veya emekli olarak sektörden ayrılma sebebiyle azalan bir iş gücünden bahsediyoruz. Ayrılanların yerine yenisini koyamıyoruz. Geçmişte en kolay eleman bulan inşaat sektörü, artık ustalar ve hatta ameleler ile randevu ile çalışılıyor. Bunun için istatistiksel çalışmaya bile gerek yok; yaşayarak rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. İşte bu yüzden istediğimiz kadar kredi, hibe imkânı sağlayalım, iş gücü ihtiyacını gidermediğimiz sürece deprem dönüşümünü çok kısa sürede sağlamamız imkânsız.

İnşaat sektörünü etkileyen yalnızca iş gücü değildir. Biz bu dönüşümlerin tamamını devlet eliyle yapamayız. Müteahhitlik hizmetlerine ihtiyacımız var. Bu hizmet de kâr ve kazanç üzerine odaklı, neticede ticari bir kuruluş. Kazanç için makul fiyata satış, bu satış için de istikrarlı bir ekonomi gerekli. İster dışsal şoklar olsun, tabii ki daha çok içsel şoklar sebebiyle ekonomimiz sürekli dalgalı. Bu dalgada müteahhitlerin iş yapma yetenekleri zorlanıyor; bu zorlanmalar sebebiyle konut üretiminde ciddi düşüşleri geçmişte gördük. Konkordato ilan edenler, yarıda bırakanlar, batan şirketler, zarar gören taşeronlar ve diğer mağdurları defalarca gördük. İnşaat sektörü, Türkiye’nin lokomotif sektörü olması nedeniyle yarattığı dip dalgalar, kısır döngüye giren ekonomik faaliyetler ve krizlerle sonuçlanıyor. Bunları defalarca, son 25 yılda gördük, yaşadık. Daha önceki yıllarda da bu krizleri defalarca görmemize rağmen, son 25 yıl ifadesini kullanmamın nedeni, konumuzun deprem ve 1999 depreminin referans olmasıdır.

Konuyu bir de rakamlar ile irdeleyelim. 2001 ve sonrası İstanbul’da yaklaşık TÜİK rakamı 2.200.000 yeni konut yapılmış. Bunların yaklaşık %40’ı yerinde dönüşüm, %60’ı yeni konut olduğunu varsayabiliriz. Yerinde dönüşüme uğrayan konut sayısı yaklaşık 880.000’e denk geliyor. İstanbul’un kuzeye doğru büyüdüğünü, yeni yerleşime açılan bakir alanların kuzeye doğru yoğunlaştığını istatistiksel rakama dayanmadan dahi rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Bu manada toplam yeni yapılan bina sayısına göre yerinde dönüşüme uğramış 880.000 konut rakamı iyimser bir rakam dahi sayılır. Gene TÜİK rakamı yaklaşık 2.200.000’e yakın konut dönüşmeyi bekliyor. 24 yılda yaptığımız dönüşüm ortada, kalan 2.200.000 konutu hızlı bir dönüşüme tabi tuttuğumuzu düşünelim. Tüm kanuni zorlamaları yapsak, boş arazilere bina yapımını yasaklasak veya boş arazilere sadece transfer şartı ile bina yapımına izin versek dahi, en erken 20 yıl sürer. Bu da siyasi ve rantsal sebeplerle imkânsız bir şey. O yüzden en iyi senaryo ile 40 yıl sürer; üstelik ülkenin geleceğini ipotek altına almayı göze alarak ve ciddi bir kaynak ayırarak. Samimiyetle ifade ediyorum, destek versek de vermesek de, akışına bıraksak kendi doğal ivmelenmesiyle bu dönüşüm zaten 40 yıl sürer. O yüzden kaynaklarımızı inşaat sektörü yerine ekonomimizi güçlendirecek, doğru yerlere kaynak transferi yapsak, onun sağladığı ekonomik birikimle, yarattığı zenginlikle daha hızlı bir dönüşüm yaparız. Ayırdığımız her kaynak, ülkenin geleceğinden çaldığımız bir kaynaktır. Denilebilir ki, ne kaynak ve imkânları kredi, teşvik, hibe yoluyla harcıyoruz, deprem gibi can kaybı yaratacak bir alan için mi çok görüyorsun? Bu başka bir yazının konusu, maalesef kıt kaynaklarımızı kredi, teşvik, hibe yoluyla doğru yerlere kanalize etmemek Türkiye’nin kaderi gibi bir şey. Türkiye’de kaynak yönlendirmesini belirleyen siyaset ekosistemi, tecrübeyle sabittir ki iktidarıyla muhalefetiyle %90 oranında kişisel menfaatlere dayanıyor.

Bu dönüşüme direnecek olanları da dikkate almamak ve hatta siyasilerin dikkate almaması zor olan ayrı bir konu. Bu direncin tarafı ise vatandaşlar. Bu direncin bir kısmı imkânsızlık, büyük bir kısmı ise fırsatçılık, doyumsuzluk ve benzeri sebeplerle olacağını tahmin etmek zor olmasa. Tüm bunları dikkate aldığımızda dönüşüm zor ve meşakkatli bir süreç ve ayrıca Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alacak kaynağa ihtiyaç duyan bir süreç. Peki deprem gerçeğini dikkate almayacak mıyız? Tabii ki alacağız. Tavsiyelerimin siyasi sebeplerle ciddiye alınmasını imkânsız gibi görsem de birkaç önerim olacak. Mutlak manada risk kategorizasyonu yapmalıyız. Elimizdeki kıt imkânları rant elde etmek isteyenlere değil, gerçek ihtiyaç sahiplerine sağlayacak bir yasal düzenleme yapmalıyız. Yarısı bizden gibi genel kampanyalar yerine gerçek ihtiyaç sahiplerine imkân sağlamalıyız. Olası depremden en çok etkilenecek yalnız yaşayan yaşlı ve ekonomik imkânı kısıtlı vatandaşlar önceliğimiz olmalı. En önemlisi, sağlayacağımız kredi ve imkânları gene sektörün kendisinden sağlamalıyız. Nasıl yani diye sorarsanız? İmar artışları ve emlak vergileri ile yapmak en doğru çözüm olur. Tabii imar artışı derken riskli dönüşüm bölgelerinde ve dönüşümü zor olan yapılarda olmalı, genele matuf bir imar artışı değil. Daraltılmış kısıtlı alanlar ve ticari anlamda müteahhitlerin tercih etmeyeceği kısıtlı alanlar olmalı. Yoksa zaten dönüşümü kolay ve kârlı iki katlı bina yerine, 30-40 dairelik bina yapma imkânı sağlayacak bir imar artışı olmamalı. Vergide lüks konutlardan sağlanmalı. Neticede tamamen risk analizine dayalı ve ekonomik gerçekliğe dayalı bir dönüşüm modeli olmalı diye naçizane düşünüyorum. Deprem riskinin abartılması nedeniyle, sınırlı kaynakların genel bir teşvik ve kredi modeli kullanıma sunulması; yoksul kesimlerin konut edinme haklarını göz ardı etmekle kalmıyor, Türkiye’nin geleceğini de tehlikeye atıyor. Bu durum, bir yandan adaleti zedelerken, diğer yandan ülkenin teknoloji ve bilim gibi kritik alanlara daha fazla yatırım yapma imkânını elinden alıyor. Türkiye’ye zarar vermek ve geleceğini ipotek altına almak isteyen uluslararası güçler için deprem riskinin köpürtülmesi bulunmaz bir nimet gibi gözükmüyor mu? Batılılaşma kompleksiyle hareket eden, akademik unvanlara sahip yüzlerce bilim adamı ve akademisyen varken, bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil. Deprem risk analizine bir de buradan bakalım!!!

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • KAAN P1'in İlk Uçuşunu Beklerken - 16 Eylül 2026
  • Geleceğin Muharebe Sahasında Mini, Ucuz ve Sürdürülebilir Sistemler - 29 Temmuz 2026
  • Türkiye'nin Kamikaze İHA Doktrini ve Modern Savaşın Yeni Dengeleri - 15 Temmuz 2026
  • Savunma Sanayiinde Açık İstihbarat ve "Gizem" Popülizmi - 09 Haziran 2026
  • Hava Sahamız "Kevgire mi Döndü?" - 24 Aralık 2025
  • Komplo Teorisi: Çuvaldız - 16 Aralık 2025
  • Mete Yarar'a Teknik İtiraz - 12 Aralık 2025
  • Savunma Sanayiinde Gerçeklik ve Hamaset Paradoksu - 10 Aralık 2025
  • Bayraktar Kızılelma: F-35'e Karşı Asimetrik Cevap - 30 Kasım 2025
  • Eurofighter Typhoon Alımı, F-35 Boşluğunu Doldurur Mu? - 25 Kasım 2025
  • Hayalet Savaş Uçağı: F-35 - 24 Kasım 2025
  • Neden Eurofighter Typhoon? - 20 Kasım 2025
  • Türk Savunma Sanayisinde IDEF 2025 Rüzgârı - 28 Temmuz 2025
  • Terörsüz Türkiye: Jeostratejik ve Küresel Dengeler - 14 Temmuz 2025
  • Otoriterizme Direnç: Toplumun Özgürlük Arayışı - 12 Temmuz 2025
  • CHP: Vizyonsuzluğun Gölgesinde Bir Muhalefet Anlayışı - 28 Haziran 2025
  • Hegemonik Güç Olmanın ABD'ye Sağladığı Kazanımlar - 26 Haziran 2025
  • Türkiye Medyasında İran Algısı: Eleştiri, Gerçeklik ve Çifte Standartlar - 25 Haziran 2025
  • Türkiye İsrail Savaş İhtimali - 20 Haziran 2025
  • İsrail-İran Savaşı Bağlamında Olası Türkiye-İsrail Savaşı - 16 Haziran 2025
  • 1
  • 2
Çok Okunan Haberler
Oğuz Çepni ve Kızık boyları Söğüt’te aynı oba çadırında buluştu
Oğuz Çepni ve Kızık boyları Söğüt’te aynı oba çadırında...
20 Eylül’de Beykoz’da hangi yollar kapanacak? L’Étape Türkiye için trafik düzenlemesi
20 Eylül’de Beykoz’da hangi yollar kapanacak? L’Étape Türkiye...
Lüks yaşam vergi radarında: 16 bin 307 yüksek gelirli mükellef gözetimde
Lüks yaşam vergi radarında: 16 bin 307 yüksek gelirli mükellef gözetimde
İBB'nin tüm müzelerine 1 TL giriş teklifi Meclis'e geliyor: Şerefiye Sarnıcı için karar açıklandı
İBB'nin tüm müzelerine 1 TL giriş teklifi Meclis'e geliyor: Şerefiye...
"Ailem Güvende" operasyonlarında 16 tutuklama: Hükümet "çocukları...
Babacan ve Ağıralioğlu'ndan Öcalan'a
Babacan ve Ağıralioğlu'ndan Öcalan'a "villa" tartışmasına tepki:...
Adalar'da belediye başkan vekili seçimi yeniden yapılacak
Adalar'da belediye başkan vekili seçimi yeniden yapılacak
Ana Sayfa
Gündem
Dünya
Ekonomi
Eğitim
Sağlık
Kadın
Politika
Siyaset
Yerel
İnsan Hakları
Kültür-Sanat
Spor
Çevre
Bilim ve Teknoloji
Asayiş
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Vefatlar
Yerel Haberler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Vefatlar
  • Üye Paneli
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.