Niye mi? Küçük adımlarla da olsa, süreç uzasa da ciddi bir ekonomik denge sağlanmış; dış yatırımcıları ikna etmiş, ülkeye döviz girişi sağlanmıştır. Net döviz rezervi -65 milyar dolar, brüt döviz rezervi neredeyse 0 iken, net döviz rezervini 65 milyar dolara, brüt döviz rezervlerini ise 170 milyar dolara kadar çıkarmayı başarmıştı. Bu başarı, rasyonel politikaların başarısıydı. Üstelik bu başarıyı, elleri kolları bağlı, sınırlı hareket kabiliyeti ile yapmıştı. Her şey yoluna girmiş miydi tabi ki hayır.
Altüst olan finansal yapıda, verilerin doğruluğu ve şeffaflık konusundaki şüpheler hâlâ giderilemedi. Heterodoks politikaların yarattığı deprem ve tsunami, kamusal finans yapısını öyle bozdu ki bu karmaşık yıkıntıyı onarmak yıllar alacak. Ancak ağır aksak da olsa olumlu ilerleyen bir süreç başlamıştı.
Çözüm önerisini sorsanız, Mehmet Şimşek politikalarını önerecek ve hatta öneren muhalif unsurların şiddetli muhalefeti yanında, heterodoks politika savunucusu bürokrat kalıntılarına, medya kliklerine ve tökezlesin diye arka planda her şeyi yapan diğer unsurlara rağmen fena da gitmiyordu.
Ta ki Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma sürecine kadar...
Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı kararıyla başlayan süreçte oluşan finansal dalgalanmayı kontrol altına almak için Merkez Bankası, 55 milyar dolara yakın dövizi piyasaya sürerek ve ayrıca faizleri 3.5 puan artırarak kontrol altında tutmaya çalışıyor. Şimdilik kontrol altında gibi gözüküyor ve hatta döviz rezervlerinde de artış olmaya başladı; sular şimdilik duruldu gibi.
Tabii ki bu dalgalanmada oluşan bedeli milletçe ödüyoruz. Mesele sadece döviz rezervinin dolardan Türk Lirası'na dönüşmesi değil; neticede bu bir yer değiştirme. Yıllık roll-over yapmamız gereken 174 milyar dolarlık bir yıldan kısa vadeli borçlarımız var. Dolar deyince rakam küçülüyor, TL'ye çevirdiğimizde (1$=39.3 TL) kabaca 6,838 trilyon TL yapar. Bu rakam, 2025 yılı bütçesinin 14 triliyon 731 milyar olduğunu düşünürsek neredeyse yarısı gibi bir rakam. Bu borçları çevirmek için hazine aylık borçlanmalara gidiyor. İç borçlanma faiz artışı ve dış borçlanma faizi (CDS) artışının devlete maliyetinin kabaca 250 milyar TL civarında olacağı hesaplanıyor. Borsada ve hazine bonosuna yatırım yapıp bu dalgalanmadan zarar edenleri -ki bunlar vatandaşlar oluyor- onları ise göz ardı ediyoruz.
Sular duruldu dedik ama yaratılan finansal risklerin telafisi, hiçbir sorun olmazsa üç dört aylık bir zaman dilimini daha alacak gibi. "Alacak gibi" diyoruz ama hala ciddi riskler de yok değil. Gözaltı süreçleri, İBB'nin çeşitli yöneticileri ve ilçe belediye başkanları ile devam ediyor. Bu gözaltı süreçleri o kadar etki etmemiş gibi gözükse de finansal piyasalarda ciddi bir tedirginlik var. "Acaba yeni gözaltı süreçleri devam eder mi?" sorusu akılları karıştırıyor. Özellikle de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında. Eğer ona yönelik de bir operasyon olursa, ekonomik sarsıntı çok daha ağır olabilir.
Hükümetin üç dört yıldır uluslararası ilişkilerde gösterdiği onarım süreci çabası, son dönem Suriye politikası ve bununla birlikte Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerindeki olumlu katkısı, Türkiye'nin prestijini uluslararası ilişkilerde ciddi manada arttırdı. Bu prestijin getirdiği avantaja ve Trump ile kurulan ilişkilere güvenerek yapılacak bir Mansur Yavaş operasyonu, Türkiye'ye tahmin edilenden fazla bedel ödetebilir.
Mehmet Şimşek hem Türkiye hem de uluslararası finans çevreleri için güven sigortası gibi bir şey. Çünkü bu sigorta olma özelliğini de kanıtladı gibi. Uyguladığı politikalara karşı gelen baskılar sonucu, iki üç defa istifa dedikoduları yayıldı; yalanlandı ama ben inanıyorum ki o istifa söylentileri gerçekti. İşte bu gerçeklik onu değerli kılıyor. Ve bir de uluslararası kabul görmüş, denenmiş, başarısı kanıtlanmış politikalara olan bağlılığı ve gerektiğinde inandığı o doğru için makam ve rütbelerinden ayrılmayı dahi göze alması, onu değerli kılan ikinci bir unsur.
Maalesef son dönemde de iktidar üzerinde etki derecesi yüksek medya klikleri, bilerek ya da bilmeyerek, bu ülkenin geleceğini riske atacak söylemleri ile Mehmet Şimşek’i yıpratmaya çalışıyorlar. Önerdikleri heterodoks politikaların bu ülkeyi ne hale getirdiğini hep birlikte gördük. Ülkesini seven, azıcık vicdanı olan insanların, bırakın bu heterodoks politikalara dönüşü önermeyi, teklif dahi etmeye utanmaları gerekir?
Son söz olarak belirtmeliyim ki, Mehmet Şimşek bu ülkenin finansal geleceğinde kilit bir unsurdur. Heteredoks yıkımı telafi etmek için almamız gereken daha çok yol var . O yüzden kendisine her türlü olanağı sunarak ülkenin finansal istikrarını korumalıyız. Batı eksenli dış politika, doğru kaynak regülasyonu, vizyoner adımlar, şeffaflık ve otoriter ülke algısından uzaklaştıracak adımlar, bizi kısa sürede geleceğe güvenle bakan ülke haline getirecektir.









