Son günlerde kamuoyunda ciddi bir infial var. Kimi Çankırı’da semalarında düşürülen, Kocaeli’de köylüler tarafından tesadüfen bulunan ve Balıkesir Manyas’da bulunan insansız kamikaze hava araçları, doğal bir soruyu beraberinde getirdi: "Hava sahamız kevgire mi döndü?" Aslında bu tepki, daha önceki makalelerimde ısrarla dile getirdiğim o haklı itirazın muhalif kesimlerdeki yansımasından başka bir şey değil. Eğer kamuoyu, en başından itibaren doğru ve gerçek metrikler üzerinden bilgilendirilseydi, bugün bu denli yaygara kopmazdı.
Maalesef savunma sanayimiz; sosyal medyada ve televizyon ekranlarında abartının, yalanın ve hamasetin bir aracı haline getirildi. Yaratılan bu hamasi pembe tablolar, kaçınılmaz bir kutuplaşmayı da beraberinde getirdi. Bugün geldiğimiz noktada, bu kutuplaşmanın bir tarafı yaşananları fırsat bilip sistemi yerden yere vururken; diğer taraf, kendi yarattığı "kusursuzluk" illüzyonunun girdabında gerçekleri açıklama telaşına düşmüş durumda. Pembe rüyalarla uyutulan bir kesim ise sert bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Zamanında bu kutuplaşma ve bilgi kirliliği yaratılmasaydı, bugün daha rasyonel bir düzlemde konuşuyor olabilirdik. "Çelik Kubbe"yi teknik olarak anlamadan ballandıra ballandıra anlatanlar, bire bin katanlar, şimdi kendi yarattıkları algı girdabında debeleniyorlar. Gerçi bu kitle için fark etmez; yarın yeni bir hikâye bulur, onun üzerine yeni efsaneler döşemeye devam ederler. Ancak gerçekler değişmez.
Çelik Kubbe Her Şeyi Durdurur mu?
Şunu net ortaya koymak gerekir: Çelik Kubbe, radar izi bu denli düşük olan küçük dronlar için geliştirilmedi. Bu sistemden böyle bir beklenti içinde olmak, hatalı bir beklentidir. Çelik Kubbe; savaş uçakları ve füzeler gibi "hava soluyan" ve şimdilik ses hız altındaki subsonic hedeflere karşı tasarlandı. Süreç içinde süpersonik ve daha ileride hipersonik balistik füzelere karşı etkili olacak şekilde evrilecek bir savunma mimarisidir. Henüz daha bir batarya teslim edildiğini akılda tutalım. Bu geliştirme temposu devam ederse, çok kısa bir sürede süpersonic ve hatta hipersonic balistik füze önleme kabiliyeti de kazanacaktır.
Küçük dronlara karşı ise MKE, yakın hava savunma sistemi TOLGA’yı geliştirdi. Ancak burada matematiksel bir gerçeklik devreye giriyor: %100 hava koruması istiyorsak, 180 derecede 6 km menzili olan bir sistemden Türkiye’nin çevresine yüzlerce dizmeniz gerekir. Türkiye’nin kuş bakışı çevre uzunluğunu yaklaşık 5.000 km kabul edersek, bu hattı kapatmak için 833 civarında sistem gerekmektedir. Ne MKE’nin üretim kapasitesi ne de Türkiye’nin ekonomik gücü bu maliyeti karşılamaya yeter.
Sonuç: Mutlak Koruma Bir İllüzyondur
Radar izi düşük dronelara karşı dünyanın hiçbir yerinde "mutlak koruma" yoktur. Strateji, barış ve savaş durumuna göre "kritik bölge ve tesis koruması" üzerine kurulur. Yüz ölçümü çok küçük olan İsrail’i bu konuda referans göstermek coğrafi bir yanılgıdır.
Savunma sanayisi gibi milli bir meseleyi, şöhret ve maddi kazanç uğruna etik değerlerden yoksun şekilde pazarlayanları sistemden elemedikçe, bu tip olaylar karşısında hayal kırıklıklarını yaşayacağız. Gerçeklerin hamasetten daha kıymetli olduğunu anladığımızda, savunma sanayimiz toplum nezdinde daha sağlıklı bir zemine oturacaktır.
Savunma sanayimiz elde ettiğimiz ivmeyle günbegün exponensiyel bir büyüme içersinde. Özellikle son on yıldır hava, deniz, kara ve uzay alanında ürün ve platform bazında müthiş bir başarı hikayesi yazılıyor. Bazı şeyler zamanla olur..








