Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve ekosistemi, Türkiye’nin köklü siyasi yapılarından biri olarak, tarihsel süreçte Kemalist otoriter bakış açısından sosyal demokrat değerlere evrilememiş, Jakoben nitelikleri ağır basan bir parti olarak öne çıkmaktadır. CHP zihniyetinin Kemalist pozitivist modernleşme anlayışına sıkı sıkıya bağlı kalması, aşırı laiklik vurgusu ve geçmişte darbe/muhtıralara verdiği destek, zihinsel bir vizyon engeline dönüşmüş; partiyi çağın gerektirdiği dinamik yaklaşımlardan uzaklaştırmıştır. CHP, son dönemlerde daha uzlaşmacı bir dil benimsese de, bu dönüşümün samimi ve sürdürülebilir hale gelmesi için hâlâ zamana ihtiyaç var. CHP, “kamyondan bozma otobüs” gibi duruyor. Bu makale, iktidara talip CHP’nin alması gereken yolu; vizyonsuzluğunu teknolojik, sosyal, jeopolitik ve özgürlük odaklı boyutlarıyla ele alarak, bu durumun kökenlerine eleştirel bir bakış sunacaktır.
Vizyonsuzluk ve Sosyal Yardım Popülizmi
CHP yönetiminin topluma sunduğu projeler, genellikle sosyal yardım odaklı ve popülist yaklaşımlarla sınırlı kalmaktadır. Kent lokantaları, kreşler, süt dağıtımı gibi girişimler, uzun vadeli bir vizyonun parçası olmaktan çok popülist politikalara aracılık etmektedir. Bu sosyal projeler, seçmen ile iletişim açısından yerel yönetimlerde belirli bir avantaj sağlasa da, Türkiye’nin yoksullukla mücadele, ekonomik kalkınma, teknolojik dönüşüm ve küresel rekabet gibi yapısal sorunlarına dair CHP’nin vizyon eksikliğini gölgeleyememektedir.
Muhalefet Stratejisi: AK Parti’nin Hatalarına ve Mağduriyete Dayalı Siyaset
CHP’nin son dönemlerde seçim stratejisi, büyük ölçüde AK Parti’nin hataları ve Ekrem İmamoğlu gibi figürlerin yaşadığı mağduriyetler üzerinden yürümektedir. İmamoğlu’nun karşılaştığı siyasi engeller, CHP kampanyalarının merkezi bir teması haline gelmiş; ancak bu mağduriyet, topluma vizyoner bir özgürlük alanı sunmak yerine, yalnızca CHP ekosistemine dâhil sendikalar, STK’lar, siyasetçiler, sanatçılar ve gazetecilerin özgürlük talepleri üzerinden ele alınmıştır. CHP, kendi ekosistemi dışındaki farklı tüm toplum kesimlerini kapsayacak bir özgürlük anlayışı geliştirememiştir.
Kemalizm’in Zihinsel Engelleri
CHP’nin Kemalist pozitivist mirasa bağlılığı, partinin iç politikada yenilikçi yaklaşımlar geliştirmesini güçleştirmektedir. Altı ok sembolü, sosyal demokrasiden ziyade devletçi ve otoriter bir anlayışla özdeşleşmektedir. Bu durum, insan hakları ve özgürlükler alanında kapsayıcı bir vizyon oluşturulmasının önündeki en büyük engeldir. Dahası, bu düşünce yapısı, tarikatlar, dini cemaatler ve benzeri dini hassasiyetlere sahip STK’ların görünürlüğü karşısında zihinsel tepkileri tetiklenmekte ve despotik bir anlayış olarak kamuoyuna yansımaktadır.
Bu yaklaşımlar, özellikle millî eğitim politikalarında dayatmacı bir tutumla kendini göstermekte ve 20. yüzyıl başlarındaki pozitivist temelli, kültürel Batılılaşmayı esas alan aydınlanmacı bakış açısının despotik izlerini taşımaktadır. Sonuç olarak, bu yaklaşım, 21. yüzyılın ihtiyaçlarına yanıt veremeyen, gerici ve tutucu bir vizyon ortaya çıkarmaktadır.
Teknolojik ve Gelecek Odaklı Vizyon Eksikliği
Türkiye; savunma sanayi, milli uzay programı, elektrikli araç üretimi, yeşil enerji, 5-6G, internet çağı ve yapay zekâ gibi birçok teknolojik ve vizyoner alanda, yetişmiş insan kalitesi ve altyapısıyla küresel rekabete katılma potansiyeline sahip bir ülkedir. Ancak CHP, bu alanlarda yapılanlara ne yeterli destek sunmakta ne de proaktif bir vizyon ortaya koymaktadır. Halbu ki büyükşehir belediyeleri üzerinden bu alanlarda güçlü ve vizyoner adımlar atması mümkündür; ancak bu potansiyel yeterince değerlendirilmemektedir. CHP’nin bu konularda maalesef gündem olan bir siyaseti de yoktur. Olmadığı gibi de örneğin, Baykar’ın başarıları, ülkemize bir katkı olarak görülmeyip, kişiselleştirilerek "damat" eleştirisi yapılarak küçümsenmiştir. Bu tutum, vizyon eksikliğinin çarpıcı bir göstergesidir. Buna; KAAN Millî Savaş Uçağı’nın ilk parça üretimine 'kalorifer peteği' söylemini, TOGG'u, 'Aya Yumuşak İniş' gibi millî projelere yönelik polemikleri ve daha birçok örneği de ekleyebiliriz.
Teknofest ve Gençlik
Teknofest gibi etkinlikler, gençleri teknoloji ve girişimcilikle buluşturan önemli platformlardır. Ancak CHP’nin bu tür organizasyonlara ilgisiz kalması, partinin gençliğin beklentilerine uzak olduğunu göstermektedir. Teknofest, yalnızca bir fuar değil, aynı zamanda teknolojik özgürlüğün ve ulusal gururun bir sembolü hâline gelmiştir.
Teknofest’e duyarsızlıkları bir kenara, gençliğe yükledikleri anlam da başlı başına bir tuhaflık. Batılı yaşam tarzını benimsemiş, kendi tarihsel ve kültürel mirasına yabancı ve hatta düşman, eğlenen ve hayatın zevklerini tüketen, modern hipi gençliği... Belediye faaliyetleri de buna odaklı.
Modern, gelişmiş Türkiye toplumu inşa edecek, zihinsel üretim odaklı vizyoner bir gençlik bakış açısı maalesef yok. Kemalist insan tasarımı üzerine kurulu, despotik modernizm altyapısına sahip pozitivist zihinlerden oluşan CHP kadrolarından da bunu beklemek, hayal zaten.
Uluslararası İlişkiler Bağlamında Vizyon Eksikliği
CHP'nin dış politika anlayışı, genellikle mevcut iktidarın hamlelerine tepki vermekle sınırlı kalmakta, küresel dengelerde Türkiye’nin yerini güçlendirecek stratejik yaklaşımlar sunamamaktadır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi barışçıl bir duruş sunsa da, modern diplomasinin karmaşık dinamiklerine yanıt vermek için yetersiz kalmaktadır.
Sonuç olarak; kamuoyu yoklamalarında öne çıkan CHP’nin olası bir iktidar döneminde Türkiye’yi nasıl bir geleceğin beklediğini analiz etmeye çalıştık. Yerel yönetim deneyimlerinde olduğu gibi, CHP'nin iktidarda yalnızca fiziksel olarak var olabileceği; fakat zihinsel, yapısal ve vizyoner katkılar sunamayacağı endişesi taşımaktayım. Partinin yıldızı, mevcut iktidarın hatalarıyla parlamış olsa da, Türkiye'nin yıldızını parlatacak zihinsel ve entelektüel bir kapasite sergileyememiştir. Tarihsel olarak da ülkenin ekonomik büyemesi ve kalkınması, CHP’nin zihniyetinin sıkça eleştirdiği; Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde yaşanmıştır. CHP, Jakoben, Kemalist ve pozitivist düşünce kalıplarını köklü bir reformdan geçirmediği ve hatta format atmadığı sürece; bu ülkeye bir katkı sunması beklenmemelidir.









