Kılıçdaroğlu’nun bir seçimi kaybetmiş ya da kazanacak yeterliliğe sahip olmamış olması, onun Türk siyaseti ve sosyolojik dönüşüme katkılarını görmezden gelmemizi gerektirmez. Bu anlamda Kılıçdaroğlu, övgüye layıktır ve hakkı teslim edilmelidir.
Ne yazık ki Türkiye, uzun bir tarihsel dönemi Kemalizm vesayeti altında geçirdi. Bu vesayet, siyasette özellikle CHP'de vücut buldu. Türkiye’ye büyük bir enerji kaybettiren bu vesayet, ülkeyi adeta sarmaladı ve modern, gelişmiş dünyanın nimetlerinden uzaklaştırdı. Bu süreçte Türkiye; ekonomik, teknolojik ve özgürlükler açısından geri kaldı. Bu vesayeti kırmak ve ülkenin gelişmiş dünya ile entegre olmasını isteyen birçok siyasetçi ise bu duvara tosladı.
Bu Kemalist zihniyet, Cumhuriyet kavramını laiklik ve pozitivizm çerçevesine hapsetmesi, bir de sol akımların etkisiyle daha devletçi bir bakış açısına yönelerek hem partiyi dar bir seçmen kitlesine seslenen bir yapıya dönüştürdü hem de geniş halk kesimleriyle buluşmasını engelledi. Kemalizm’i temel referans alan bu anlayış; sivil ve askerî bürokrasi, laik aydınlar, dernekler, vakıflar ve hatta iş adamı örgütleri ile aristokrat bir ekosisteme dönüştü.
Dar düşünce yapılarına rağmen kendilerini “aydın” olarak gören bu zihniyet, aslında modernleşmeyi o kadar daralttılar ki; kılık kıyafetten ve Batı'nın kültürel yaşamını taklitten öteye taşıyamadılar. Gelişmenin ve zenginliğin geniş toplum kesimlerine yansımasına çoğu zaman karşı çıktılar. Bu tezleri örneklendirmek mümkün çünkü göz önünde, tarihsel süreçte yaşandı. Bu makalenin konusu olmadığı için bu detaylara girmek istemiyorum; darbeler, muhtıralar, filmler, diziler, TV programları, toplumun değerleriyle alay eden, yok sayan örneklerle dolu.
Halkın değerlerini küçümseyen, onları aşağılayan ama bu tavırlarını gizlemeye çalışan bir aristokrat ekosistemin siyasetteki temsilcisiydi CHP. Devleti yönetme sorumluluğu olmadan, sıfır riskle iktidarın tüm imkânlarından yararlanabiliyorlardı. Aslında bir anlamda sorumluluktan da kaçıyorlardı; denetlemek ve sorgulamak fazlasıyla yeterliydi. İktidar olsalar başarısızlık Kemalizm’e fatura edilecekti. Bu, ekosistemin teorisyenleri tarafından kabul edilemez bir sonuç olurdu. Faturayı halkın seçtiği hükümetlere kesmek çok daha kolaydı.
Tüm bu tarihsel süreci anlamadan, Kılıçdaroğlu'nun hangi değişimi nasıl sağladığını anlamak zor olurdu. O yüzden bu girişe ihtiyaç vardı. CHP ve Kemalist ekosistemin değişimini ve Kılıçdaroğlu'nun bu konudaki başarısını ise en iyi Tayyip Erdoğan üzerinden anlamlandırabiliriz.
Kendisinden önceki Menderes, Demirel, Özal ve Erbakan gibi liderler de bu yapıyla mücadele etmişti. Fakat Erdoğan, tüm dezenformasyon, darbe ve müdahale girişimlerine rağmen bu vesayeti kırmayı başaran isim oldu.
Bu kırılma, CHP siyasetini de değişmeye zorladı. Kılıçdaroğlu öncesinde Baykal’ın bazı cılız girişimleri olmuşsa da, Kılıçdaroğlu tüm Kemalist ekosistemin eleştirilerine rağmen değişimde ve dönüşümde ısrarcı bir tutum sergiledi. Söylemden eyleme geçti, siyasi koalisyonlara yöneldi ve bunda da başarı sağladı. Artık CHP; milliyetçi, muhafazakâr ve makul seçmen gözünde oy verilebilir bir parti hâline geldi. Üzerindeki katı eleştiriler büyük ölçüde sönümlendi. Bu siyaset anlayışı, beraberinde sosyolojik uzlaşmayı da getirdi ki bu, ülkenin geleceği için en takdir edilecek bir durumdur.
Tüm AK Parti'nin salvolarına ve engellemelerine rağmen Kılıçdaroğlu bu dönüşümü ve değişimi başardı. CHP’nin son seçimlerde özellikle İç Anadolu’daki başarısının dayanak noktası da buydu. Elbette ekonomik etkenler de etkiliydi, fakat Kılıçdaroğlu’nun bu tarihsel süreçteki çabası bu altyapıyı inşa etti. Bugünkü CHP, bu temelin üzerine konumlandı ve aynı süreci eskisi kadar olmasa da devam ettirmeye çalışıyor. Kemalist ekosistemin baskıları ve zorlamalarıyla son yerel seçimlerde siyasi koalisyonlar bozulmuş olsa da, CHP hâlâ bu sürecin meyvelerini topluyor ve toplamaya da devam edecek gibi.
Kılıçdaroğlu CHP’sinin yükselişinde yalnızca toplumsal uzlaşma etkili olmadı tabii ki. EYT, adalet, TÜİK verileri, beş müteahhit, tarım ve asgari ücret gibi birçok toplumsal yaraya temas ederek iktidarı adım atmaya zorlamaları da etkiliydi. Bu konuların bazılarında iktidara adım attırmayı başardılar, bazılarında ise iktidarı yıprattılar. Özellikle EYT ve asgari ücret zammı gibi konular ilk etapta iktidarın lehine gibi görünse de, aslında bu adımlar CHP’ye de önemli ölçüde katkı sağladı.
Kılıçdaroğlu’nun siyasette gösterdiği uzlaşmacı tutum, iktidarın tarihsel vesayet sürecinden kaynaklanan, toplumu rahatsız eden birçok konuda adım atmasına neden oldu. Bu değişimin kısa vadede faydası iktidara görünmüş olsa da, CHP bu süreçten ciddi kazanımlar elde etti. Öyle ki, Kılıçdaroğlu’na nasip olmasa da bir sonraki seçimde CHP birinci parti olarak sandıktan çıktı. Bu başarı, CHP’nin geçmiş politikalarının, yani Kılıçdaroğlu'nun göstermiş olduğu çabanın sonucudur.
Bu başarıların ve seçmen nezdinde oluşan olumlu algının yaratılması, CHP ve ekosistemini de dönüştürdü. Eğer iktidar olmak ve kalıcı olmak istiyorlarsa, bu dönüşümü devam ettirmek zorundalar. Bugün tüm toplum kesimleriyle daha sıcak ilişkiler kurabilen, katı tutumları törpülenmiş bir CHP ve ekosistemi var. Bu süreç hâlâ evrilmeye ihtiyaç duyuyor. Maalesef Kemalist aristokrasinin bazı kesimleri, katı tutumlarını sürdürmekte ısrarlı. Özellikle iş dünyası, bu ayrımcılığı iktidar korkusu nedeniyle gizlemeye çalışsa da hâlâ devam ettiriyor. Bazı konulardaki psikolojik mobbingler sürüyor.
Toplumun geleceği açısından, Kılıçdaroğlu’nun başlattığı dönüşümün sürdürülmesi için Kemalist aristokrasinin değişime ayak uydurması, Kemal Kılıçdaroğlu'nun bıraktığı yerden devam etmesi hem bu ülkenin hem de CHP’nin hayrınadır. Bugün toplumu bölen birçok konu artık gündemden düşmüşse, bunda Kılıçdaroğlu’nun payı büyüktür.









