KAAN, Türk askerî havacılık tarihinin en önemli projelerinden biri. Testler tamamlanıp seri üretime geçildiğinde, Türkiye açısından askerî havacılık tarihinde yeni bir sayfa açılacak. Yıllarca ABD menşeli savaş uçakları kullanan Türk Hava Kuvvetleri ve savunma sanayisi, önemli bir teknolojik sıçrama gerçekleştirmiş olacak.
KAAN’ın Blok 10 ilk teslimatı tamamlandığında, teknik özellikleri bakımından F-35 ile birebir aynı olmasa da hava savunma kabiliyetleri ve hava-yer görevleri açısından F-35’i aratmayacak bir platform olacağı muhakkak. Biz tam özellikleriyle 5. nesil bir uçağa kavuştuğumuzda, ABD ve Çin muhtemelen 6. nesil uçakların geliştirilmesini tamamlayıp kullanmaya başlayacak. Bununla birlikte, 5. nesil bir uçak geliştirmenin kazandıracağı birikim olmadan 6. nesil geliştirmek çok daha büyük bir teknolojik sıçrama gerektirirdi; bunu da göz ardı etmemek lazım.
Her ne kadar savaş uçağı teknolojisinde ABD ve Çin’in gerisinde olsak da hatırı sayılır teknolojik kabiliyeti olan ülkelerin de önüne geçmiş olacağız. TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu’nun açıklamalarına göre, 6. nesil savaş uçağı konsepti üzerinde çalışıldığı ifade ediliyor. 6. neslin en önemli unsurlarından biri olan vektörel itki yönlendirme sistemli adaptif motor üzerinde de muhtemelen Mahmut Akşit başkanlığındaki TEI’de, 5. nesil motor teknolojisiyle paralel çalışmalar yürütüldüğünü tahmin ediyorum.
KAAN’ın mevcut tasarımıyla altıncı nesle evrilebileceği görüşünü ikna edici bulmuyorum. Benim değerlendirmeme göre, mevcut mimari korunarak çevresindeki insansız savaş uçaklarını ve otonom sistemleri idare edebilen gelişmiş bir “Manned-Unmanned Teaming” (MUM-T / İnsanlı-İnsansız Takımlaşması) yeteneği kazandırılması hâlinde uçak en fazla “5.5’inci nesil” olarak tanımlanabilecek bir seviyeye ulaşabilir.
Altıncı nesle geçiş ise aviyonik ve yazılım güncellemelerinin ötesinde, aerodinamik yapı ve itki sisteminde kapsamlı revizyonlar gerektirir. Bunların en başında da adaptif motor teknolojisi ve vektörel itki yönlendirme sistemleri gelir. Vektörel itki yönlendirmeli egzoz kontrolü, dikey stabilizatörlerin kaldırılmasını destekleyerek radar kesit alanını (RCS) azaltan kritik bir uçuş kontrol çözümüdür.
Ayrıca adaptif motorların sağladığı verimli supercruise kabiliyetiyle 2-3 Mach hız aralığında sürekli uçuş imkânı ve vektörel itki yönlendirme, 6. nesil uçak tasarımının vazgeçilmez temel parametrelerindendir.
KAAN’ın Envantere Giriş Takvimi
KAAN’ın envantere giriş tarihine gelelim. TUSAŞ ve Savunma Sanayii Başkanlığının açıklamalarında, 2028 sonu veya 2029 başı teslimat hedefi iddialı biçimde dile getiriliyor. Ancak benzer projelerin test ve geliştirme süreçlerine baktığımda, bu takvimin oldukça sıkışık olduğunu düşünüyorum.
Güney Kore KF-21 projesi, birden fazla prototiple yürütülen ve yıllara yayılan test sürecinin önemini gösteriyor. Baykar’ın KIZILELMA projesinde de farklı prototiplerle geliştirme ve test faaliyetleri sürdürülüyor. Elbette her projenin gereksinimleri ve takvimi farklı. Yine de KAAN için ilk uçuşun ardından yaklaşık 4-5 yıllık kapsamlı bir test süreci öngörmenin makul olduğu kanaatindeyim.
KAAN, P0 prototipiyle ilk uçuşunu 21 Şubat 2024’te, ikinci uçuşunu ise 6 Mayıs 2024’te gerçekleştirdi. Bu uçuşları, projenin uçabilirliğini ortaya koyan önemli ilk adımlar olarak değerlendiriyorum. Şüphesiz önemli veriler de elde edildi. Bununla birlikte, bu ilk uçuşların tamamlanması uçağın performansının, görev sistemlerinin ve operasyonel kabiliyetlerinin kapsamlı biçimde doğrulandığı anlamına gelmiyor.
Bu nedenle gözüm, P1 test uçağıyla yürütülecek süreçte. Beklediğimiz uçuşun yakın zamanda, en geç yıl sonunda gerçekleştiğini varsayalım. Bunun ardından geçecek 4-5 yıllık test ve geliştirme süreci bizi yaklaşık 2031-2032 yıllarına götürüyor.
TUSAŞ’ın geçmiş projelerindeki takvim değişikliklerini de hesaba kattığımda, bu öngörüye 2-3 yıllık ilave bir pay koymayı uygun buluyorum. Bu nedenle KAAN’ın operasyonel kullanıma girişinin 2034-2035 yıllarında gerçekleşmesinin büyük ihtimal olduğunu düşünüyorum.
Bu değerlendirmemde diğer projelerde yaşanan takvim değişikliklerinin de etkisi var. GÖKBEY için geçmişte 2021 yılı konuşulurken ilk teslimat 2024’te gerçekleşti. HÜRJET için dile getirilen 2025 hedefinin ardından, sonraki açıklamalarda 2028 tarihinin öne çıktığını görüyoruz. HÜRKUŞ ve ANKA-3 için açıklanan 2025 teslimat hedefleri de benzer soruları gündeme getiriyor.
Merak edenler TUSAŞ genel müdürlerinin geçmiş açıklamalarını inceleyebilir. Benim ifade ettiğim tarihler, bu ölçekteki projeler için makul süreler olup tek başına olağan dışı bir gecikmeye işaret etmiyor. Asıl eleştirim, teslimat tarihlerinin fazlasıyla erkene çekilerek açıklanması ve sonrasında bu açıklamaların karşılanamamasıdır.
Bu konuda Baykar’ı ayrı bir yere koyuyorum. Açıkladığı takvimlere uyum bakımından bana daha fazla güven veren bir firma olduğunu söyleyebilirim.
Alt Sistemlerin Olgunlaşması ve Sensör Füzyonu
Takvimin uzaması, bir savaş durumu yaşanmadığı sürece çok da dikkate alınacak bir durum değil; bunlar olağan süreçlerdir. Çünkü böyle teknolojik sıçrama gerektiren projeler, savunma sanayisi için başlı başına takdire şayan projelerdir. Bu süre, bir kısmı hazır, bir kısmı test aşamasındaki alt sistemlerin tamamlanması ve olgunlaşması için de bize ciddi avantaj sağlayacak.
KAAN açısından önem taşıyan sistemler arasında şunlar bulunuyor:
KARAT: Radar yayını yapmadan, kızılötesi izler üzerinden hedef arama ve takip işlevi sağlayan sistem.
TOYGUN: Gece ve gündüz hedef görüntüleme ile lazer işaretleme gibi görevler için geliştirilen elektro-optik hedefleme sistemi.
MURAT AESA Radarı: Hava ve yer hedeflerinin tespit ve takibinde görev alacak radar sistemi.
İRİS: Füze ikazı ve çevresel farkındalık sağlamaya yönelik sistem.
FEWS: Radar ikazı ve elektronik karşı tedbirler gibi işlevleri bir araya getiren bütünleşik elektronik harp sistemi.
Bu sistemlerin ayrı ayrı çalışması kadar, ürettikleri verilerin bir araya getirilerek pilot için tutarlı bir taktik resme dönüştürülmesi de önemli. Sensör füzyonunun olgunlaşması, bu nedenle KAAN’ın geliştirme sürecinin temel başlıklarından biri.
Ayrıca 5. nesil gereksinimlerine uygun motor teknolojisi ve radar emici kaplamalar konusunda yoğun çalışmalar yürütüldüğü kamuoyuna yansıyor.
Benzer bir durumu Altay tankında da gördük. Takvimin uzaması, savunma sanayisi takipçileri arasında ciddi eleştirilere yol açtı. Buna karşılık, sensör ve diğer alt sistem kabiliyetlerinin paralel biçimde geliştirilip tanka entegre edilmesiyle ortaya çıkan ürün, rakipleriyle rekabet edecek bir tank hâline geldi.
KAAN’da da benzer bir olgunlaşma süreci yaşanabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda, 2034-2035 yıllarında supercruise kabiliyetine sahip motor, RAM boya ve olgunlaşmış sensör füzyonuyla tam operasyonel olarak teslim edileceğini düşünüyorum. Elbette bu kazanımlar, takvim yönetimine yönelik eleştirileri ortadan kaldırmıyor.
Projelerin Sürekliliği
Bütün eleştirilerimin yanında, bu projelerin başlı başına birer kahramanlık hikâyesi olduğunu düşünüyorum. Projeleri başlatanlar, geliştirenler ve hayata geçirmek için emek verenler büyük bir işi üstleniyor. Bu çalışmaların er ya da geç başarıya ulaşacağına inanıyorum.
Temennim, geçmişte Devrim arabalarının, Vecihi Hürkuş’un ve Nuri Demirağ’ın girişimlerinin yaşadığı akıbetin bu projelerde tekrarlanmamasıdır. Türkiye’de bir iktidar değişikliğinin projelerin sürekliliğini etkileyebilmesi ihtimali beni endişelendiriyor. Muhalefet ve muhalefeti sarmalayan çevrelerden gelen açıklamalar bu kaygımı ciddi manada artırıyor.
Bu noktada “Taç giyen baş akıllanır” atasözüne güvenmek istiyorum. Çünkü bu projelerin tamamlanması da sürekli yeni teknolojilerle geliştirilmesi de uzun yıllara yayılacak bir süreçtir. Geliştirme süreci hiçbir zaman bütünüyle bitmeyecek; bir aşama tamamlanırken yenisi başlayacak. Bu nedenle sürekliliğin siyasi değişimlerden bağımsız biçimde korunması gerekliliği önemlidir.
Kamuoyunu Bilgilendirme, Şeffaflık ve Eleştiri
Son dönemde teslimat tarihi verme konusundaki ihtiyat ve projelerin gelişimine ilişkin ketumluk dikkatimi çekiyor. Belirsizlikler karşısında kesin tarih vermekten kaçınmak anlaşılabilir. Ancak bu yaklaşım, kamuoyunu projenin ilerleyişi hakkında bilgilendirme gereğini ortadan kaldırmamalı.
Gizlilik gerektiren teknik ayrıntılar korunarak test aşamaları ve kaydedilen ilerleme hakkında daha özgüvenli açıklamalar yapılabilir. Bu ketumluk, Türkiye’yi üçüncü sınıf ülkeler kategorisine sokar. Çin gibi ketum ve kapalı bir ülkenin bile son dönemlerde, özellikle 6. nesil savaş uçağı test ve geliştirme faaliyetlerini kamuoyuyla daha fazla paylaştığını görüyoruz.
Kamuoyunun dikkatini çekmek ve ilgisini artırmak, teknik bilgiye ve yeteneğe sahip insanların bu alanlara yönelmesini sağlayabilir. Bu ilgi, yeni insan kaynağını besleyen bir teknolojik gelişim döngüsü oluşturur. Batı ülkelerini, özellikle ABD’yi, bu yönüyle takdir ediyorum.
Bana göre şeffaflık ve eleştiriye açıklık, savunma sanayisindeki teknolojik ilerlemenin önemli dayanaklarıdır. Eleştiri, daha iyisini yapmaya teşvik eder ve başarı beklentisini canlı tutar.
Bu projeleri desteklemekle takvimlerini, açıklamalarını ve yönetimlerini eleştirmek birbiriyle çelişmez. Eleştiriden korkmamak gerekir; çünkü eleştiri çoğu zaman bu projelerin başarılı olmasını istemenin bir sonucudur.
Ayhan Öztemel







