Uzun zamandır yazmak istediğim bir konuydu. Savunma sanayii takipçileri yakından bilir; son dönemde adeta bir “açık istihbarat” (OSINT) bahanesi arkasına sığınılarak, yerli savunma sanayii ürünlerinin teknik özellikleri kamuoyundan saklanıyor. Hatta bazen bu saklama çabası, gizem yaratma arzusunun da ötesine geçerek tuhaf bir boyuta ulaşıyor.
Bu tuhaflık ilk olarak; savunma medyasında etkili, ciddi bir takipçi kitlesine sahip ve neredeyse tüm resmî basın toplantılarına davet edilen Tolga Özbek ve Anıl Şahin’in ortak çektikleri, balistik füzeleri konu alan YouTube videosunda, “Biz gerçeği biliyoruz ama devlet sırrı, söylemeyiz” edasıyla gizemli bir tavır ile kamuoyundan bilgi saklamaları ile dikkatimi çekti. Bu duruma dayanamayıp, pek tarzım olmadığı hâlde yorum yazmak zorunda kaldım: Eğer bir yetkili bu bilgiyi bir basın mensubuna kulis arkasında fısıldadıysa, bu artık bir “askerî sır” değildir. Aksine, kamuoyu ile uygun bir dille paylaşılsın diye verilmiş bir bilgidir diye yorum yazdım. Gerçek bir devlet sırrı olsaydı, bunu bir gazeteciye asla söylemezlerdi. Devletin stratejik askerî sırlarının kendileriyle paylaşıldığını düşünmeleri sağlıklı bir yaklaşım değil. Sırf kendilerine yapay bir gizem ve ayrıcalık yaratmak adına, devletin en mahrem bilgilerine sahipmiş havası estiriyorlar.
Benzer bir durumu, balistik füzeler konusunda kitap yazmış, yorumlarını yakından takip ettiğim ve görüşlerine çok kıymet verdiğim bir savunma sanayii analisti Hakan Kılıç’ta gözlemledim. Tayfun Blok 4 füzesinin menzili gündeme geldiğinde, kendisi de “Biliyorum ama konuşmam” havasına girerek yapay bir gizem furyasına katıldı. Peki ama sormak gerekir: Madem balistik füze bilgileri bu kadar mutlak bir sır, o hâlde ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve İsrail gibi ülkelerin balistik füze sistemlerine dair detaylı bilgileri nasıl derledin ve bu konuda literatür değeri taşıyan kitabını nasıl yazdın? Demek ki bu tip veriler, küresel literatürde o kadar da ulaşılmaz birer sır niteliği taşımıyormuş.
YouTube videoları ve canlı yayınları ilgiyle takip edilen, benim de ilgiyle takip ettiğim Kozan Selçuk Erkan, olası bir çatışma anında “sürpriz etkisi” yaratılabilmesi tezi üzerinden, özellikle de hava-hava füzeleri gibi kritik savunma ürünlerinin teknik özelliklerinin saklanması gerektiğini savunuyor. Savunuyor diyorum; bu yaklaşımı birçok YouTube videosunda dile getirdi. Aynı yaklaşımı yine savunma sanayii konusunda bir duayen olan Prof. Feridun Taşdan da ifade etmişti.
Akademik kimliğe sahip, harp akademilerinde ders veren ve yine görüşlerine değer verdiğim bir başka savunma analisti Doç. Dr. Merve Seren de benzer şekilde “açık istihbarat” konusunu öne sürerek bazı teknik bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmaması gerektiğini savunuyor. Dünyada savunma sanayiinde önde gelen birçok ülkenin paylaştığı teknik bilgileri, biz paylaştığımız zaman nasıl açık istihbarat konusu oluyor, anlamakta güçlük çekiyorum. Hâlbuki kendisi de akademik çalışmalarında başka ülkelerin ürün bilgileri üzerinden analiz yapıyor.
Bizim kendi kamuoyumuzdan esirgenen ve etrafında gizem yaratılan bu temel bilgilere, hasım devletlerin istihbarat servislerinin erişmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Asıl olan, ürünün teknik özellikleri değil; o ürünle savunma doktrini ve konsepti geliştirmektir.
Komik olan şu ki, bazen doğrudan ihraç potansiyeli taşıyan, uluslararası pazara sunulan savunma sanayii ürünlerinde bile bu “saklama” yaklaşımı sürdürülüyor. Biz bu ürünleri dünyaya gizem satarak mı pazarlayacağız? Alıcı ülke, hiçbir teknik veriye ulaşmadan mı milyonlarca dolarlık imza atacak? Ülkemiz dışarıdan bir sistem satın alırken böyle bir belirsizliği kabul ediyor mu?
Cumhurbaşkanı, Tayfun füzesi için 561 kilometre menzil açıklamasını yapıyor; ertesi gün Anıl Şahin ve Tolga Özbek YouTube kanallarında “Menzil açıklamıyoruz, doğru bulmuyoruz” diyecek kadar tuhaf ve trajikomik bir diyalog sergiliyorlar.
En çok gizem de balistik füzeler üzerinde yapılıyor. Kendilerine “savunma sanayii medyası” diyenlerin, her haberi yakından takip etmesi gerekirken, ne yazık ki devletin zaten kamuoyuna sunduğu bilgileri takip etmekten bile acizler.
Bunu net bir şekilde örnekleyelim: Savunma sanayii takipçilerinin en çok merak ettiği konulardan biri Cenk füzesi ve özellikle de bunun menzilidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanı ve hatta bizzat Cumhurbaşkanı net bir şekilde Cenk füzesi kastedilerek “2000 km menzilli füze geliştirildiğini” ilan etmişken ve hatta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı sitesinden Cenk adıyla ilişkilendirilen 2000 km menzilli füze geliştirme çalışmaları kamuya açık şekilde ifade edilmişken, bazı savunma sanayii YouTuber’ları hâlâ bu füzenin menzili etrafında neden gizem yaratmaya çalışıyor, anlamak mümkün değil. Menzil rakamları iddia edildiği kadar operasyonel bir zafiyet yaratsaydı, Millî Savunma Bakanlığı AR-GE Merkezi tarafından geliştirilen Yıldırımhan füze menzilinin “6000 km” olduğunu açıklar mıydı?
Burada savunma sanayii ürünleri üzerinden yürütülen uluslararası diplomasinin iki önemli sütunu gözden kaçırılıyor: Caydırıcılık ve zorlayıcı diplomasi. Devletler, sahip oldukları stratejik ve etkili savunma sanayii ürünlerini tam da bu yüzden askerî geçit törenlerinde sergiler; devasa tatbikatlar yaparak yeteneklerini dosta güven, düşmana korku verecek şekilde gözler önüne sererler. Güç, sergilenerek caydırıcı olur.
Bu detayları çoğaltmak mümkün, ancak bu gizemin arkasında yatan asıl mesele olan kavramsal yanılgıya, yani açık istihbaratın tam olarak anlaşılmamasına ve “açık istihbarat nedir?” sorusuna gelelim.
Bir ürünün genel menzili, kabiliyetleri, teknik özellikleri, hangi platformlara entegre edilebildiği veya resmî test videoları tek başına bir “operasyonel güvenlik ihlali” olarak algılanmamalıdır. Benim itirazım tam olarak bu noktadadır. Kamuoyuna duyurulması gereken özellikleri konuşmamak, açık istihbarata önlem almak değildir; sadece toplumu bilgisiz bırakmaktır.
Açık istihbaratın asıl tehlikeli ve riskli hâle geldiği yer; kamuya açık dağınık parçaların, karşı tarafın askerî istihbaratı tarafından hedeflenebilir, operasyonel ve zaman duyarlı (time-sensitive) birer istihbarat girdisine dönüştürülmesidir. Örneğin:
• Bir sıcak çatışma bölgesinde cephe hattından anlık görüntüler paylaşılması,
• Birliklerin intikal rotalarının ve güncel konumlarının ifşa edilmesi,
• Kritik askerî üslerin içinden konum bilgisi içeren fotoğraflar sızdırılması,
• Hava savunma bataryalarının konuşlu olduğu koordinatların açık edilmesi,
• Askerî sevkiyat güzergâhlarının ve nöbet değişim zamanlarının sosyal medyada yayımlanması.
İşte gerçek güvenlik riski budur.
Yani mesele, “kamuya açık her bilgi konuşulmasın” sığlığı değildir. Mesele, paylaşılan bilginin karşı taraf için o esnada “operasyonel bir hedefleme değeri” taşıyıp taşımadığıdır. Bir füzenin menzil bilgisi ile o füzenin cephe hattında hangi koordinatta konuşlandırıldığı bilgisi aynı şey değildir.
Sonuç olarak, açık istihbarat hassasiyeti, özellikle kriz ve çatışma dönemlerinde düşmana hedeflenebilir operasyonel veri akışını kesmek içindir; savunma sanayii okuryazarlığını baltalamak ve resmî teknik bilgileri gizemleştirmek değil.
Ayhan Öztemel







