Türkiye’de siyaset uzun zamandır temiz bir yarış olmaktan çıktı. Sandık var ama sandığın sonucuna saygı yok. Hukuk var ama herkese aynı işlemiyor. Yolsuzluk iddiası var ama kimin hakkında olduğuna göre ya “temizlik operasyonu” deniyor ya da “darbe girişimi”. Bir partide yaşanan mesele, bir anda bütün ülkenin demokrasi sınavına dönüşüyor.
Bugün CHP üzerinden yaşanan tartışma da sadece CHP’nin iç meselesi değildir. Çünkü mesele artık kimin genel başkan olacağı tartışmasını aşmıştır. Mesele, sandıkla gelenin hukuk eliyle gönderilip gönderilemeyeceği meselesidir. Mesele, siyaset mühendisliğinin millet iradesinin önüne geçip geçemeyeceği meselesidir.
Aynı İddialar Her Yerde Var, Ama Hukuk Hep Aynı Yerde Çalışmıyor
CHP kurultayıyla ilgili delegelere para verildiği, belediyelerde yolsuzluk yapıldığı, bazı isimlerin itirafçı olduğu iddiaları var. Elbette bu iddialar araştırılmalı. Eğer suç varsa ortaya çıkarılmalı. Kim yapmışsa hesabını vermeli.
Ama burada asıl soru şu:
Bu ülkede sadece CHP’de mi delege pazarlığı olur? Sadece CHP’de mi makam, iş, belediye, meclis üyeliği veya siyasi destek üzerinden hesap yapılır? Siyasi partilerde delegelerin çoğu yıllardır genel başkanların, il başkanlarının, belediye başkanlarının ve parti içi güç odaklarının çevresinden şekillenmiyor mu?
Herkes biliyor: Türkiye’de parti içi demokrasi çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Delegeler çoğu zaman özgür iradenin değil, örgüt içi güç ilişkilerinin sonucu belirleniyor. Bu sadece CHP’nin değil, neredeyse bütün siyasi partilerin yapısal sorunudur.
O halde mesele gerçekten temiz siyaset ise, bütün partilerin kapısı aynı cesaretle açılmalıdır. Sadece CHP’nin kurultayı değil; tüm partilerin kongre düzeni, aday belirleme süreçleri, belediye ilişkileri ve finansman ağları şeffaf biçimde incelenmelidir.
Yok eğer mesele sadece CHP’nin bugün yakaladığı siyasi ivmeyi kırmaksa, o zaman buna hukuk değil, siyasi operasyon denir.
AK Parti’de Olunca “Kumpas”, CHP’de Olunca “Ahlaki Temizlik” mi?
Türkiye yakın tarihte çok büyük yolsuzluk iddiaları gördü. Ayakkabı kutuları konuşuldu. Para sayma görüntüleri konuşuldu. İhale düzenleri, komisyon iddiaları, “hediye” adı altında alınan menfaatler, kamu kaynakları üzerinden kurulan ilişkiler yıllarca gündem oldu.
Ama iktidar çevresinde benzer iddialar gündeme geldiğinde ne oldu?
Çoğu zaman mesele “uluslararası kumpas”, “darbe girişimi”, “Türkiye’ye operasyon”, “FETÖ oyunu” denilerek savuşturuldu. Hukuk, iktidara yaklaştığında siyasetin dili hemen değişti. Aynı kavramlar tekrar tekrar kullanıldı: kumpas, dış güç, terör örgütü, hainlik, milli iradeye saldırı.
Bugün CHP’deki tartışmada da garip biçimde aynı dil yeniden üretiliyor. FETÖ, ajanlar, dış odaklar, ihanet, arınma… Bu kelimeler Türkiye’de artık hukuki kavram olmaktan çıktı; siyasi tasfiye sözlüğünün parçaları haline geldi.
Daha dün altılı masa kurulduğunda muhalefetin tamamına iktidar cephesinden benzer suçlamalar yöneltiliyordu. Kılıçdaroğlu o masanın liderlerinden biriydi. O gün “FETÖ ile iş birliği” imasıyla hedef alınanlar bugün aynı dili birbirlerine karşı kullanıyorsa, burada ciddi bir siyasi akıl tutulması vardır.
CHP İlk Kez Umut Olmuşken Bu Karar Tesadüf mü?
CHP, Özgür Özel döneminde yıllar sonra ilk kez iktidar alternatifi gibi görünmeye başladı. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra CHP birinci parti oldu. Büyükşehirler kazanıldı. AK Parti ilk kez bu kadar açık bir siyasi gerileme yaşadı. Ekonomik kriz derinleşmişken, emekli, işçi, öğrenci, esnaf nefes alamaz hale gelmişken muhalefet ilk kez topluma gerçek bir değişim ihtimali sundu.
Tam da böyle bir dönemde kurultayın yok sayılması, seçilmiş yönetimin görevden uzaklaştırılması ve eski yönetimin tedbiren geri getirilmesi sıradan bir hukuki karar gibi görülemez.
Bu kararın hukuki gerekçeleri tartışılabilir. Ama siyasi sonucu çok nettir:
CHP’nin yükselişi durdurulmak isteniyor.
Bu kadar basit.
Çünkü mesele sadece geçmişteki kurultay iddiaları olsaydı, çözüm yeni ve hızlı bir kurultay olurdu. Delegeler yeniden oy verir, üyeler konuşur, örgüt kararını ortaya koyar, tartışma sandıkla kapanırdı.
Ama şimdi ortada belirsizlik var. Kurultayın ne zaman yapılacağı belli değil. Parti ikiye bölünmüş durumda. Seçmen kaygılı. İktidar ise bu görüntüyü izliyor.
İşte asıl sorun burada.
Mutlak Butlan, Mutlak Adalet Değildir
Bir kurultayda usulsüzlük iddiası varsa bunun yolu bellidir: Şeffaf soruşturma, somut delil ve yeniden sandık. Seçilmiş bir kurultayı tamamen yok sayıp, yaklaşık iki buçuk yıl önce koltuğu devretmiş bir genel başkanı mahkeme eliyle yeniden göreve taşımak, seçmenin ve örgütün iradesini askıya almaktır.
Bu, “temizlik” görüntüsü altında seçmenin ve örgütün iradesini çalmaktır.
Eğer CHP’de gerçekten bir şaibe varsa, bunun en demokratik çözümü bütün üyelerin, delegelerin ve örgütün önüne sandık koymaktır. Kim kazanırsa kazansın, meşruiyet oradan gelir.
Mahkeme kararıyla genel başkanlık olur mu? Olursa bunun yarın başka partilere uygulanmayacağının garantisi nedir? Bugün CHP’ye yapılan, yarın herhangi bir muhalefet partisine yapılabilir. Hatta iktidar içi dengeler değiştiğinde iktidar partilerine bile yapılabilir.
Sandık bir kez siyasetin dışına itilirse, artık kimsenin koltuğu güvenli değildir.
Kılıçdaroğlu’nun Dili CHP’yi Birleştirmiyor, Daha Fazla Bölüyor
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında kullandığı “arınma”, “ihanet”, “pavyon masaları” gibi sert ifadeler, birleştirici bir geçiş süreci dili değildir. Bu üslup, parti tabanının büyük bölümünü suçlayarak iktidarın yıllardır kullandığı suçlama sözlüğünü besliyor.
Kılıçdaroğlu’nun yıllarca seçim kazanamaması sonrası Özgür Özel döneminde gelen yerel seçim başarısı ortadayken, bu başarının üstünün yargı kararıyla çizilmesi toplum vicdanında karşılık bulmaz. Bir siyasi parti geçmişiyle hesaplaşabilir, ama bunu geleceğini yakarak yapamaz.
“Bizimkiler Kılıfına Uyduruyor” Düzeni
Türkiye’de asıl çürüme şurada: Siyasette ahlak değil, kılıf önemseniyor.
Bir tarafta “Bizimkiler işi kılıfına uyduruyor” anlayışı var. Diğer tarafta “Onlar beceremedi, yakalandı” anlayışı var. Yani suçun kendisi değil, suçun kötü yönetilmesi sorun ediliyor.
Bu ülkede yıllardır siyaset, kamu gücü ve para ilişkisi iç içe geçti. Belediyeler, ihaleler, şirketler, dernekler, vakıflar, danışmanlıklar, medya ilişkileri… Herkes birbirini biliyor ama kimse kendi mahallesine bakmıyor.
Bu yüzden bugün CHP’ye ahlak dersi verenlerin önce kendi geçmişlerine bakması gerekir. Aynı şekilde CHP de “bizden olmaz” rahatlığına sığınamaz. Olur. Her partide olur. Her yerde olur. Güç varsa, denetim yoksa, şeffaflık yoksa, çürüme olur.
Ama çürümeyle mücadele sandığı ortadan kaldırarak yapılmaz. Çürümeyle mücadele, sandığı büyüterek yapılır.
Çözüm Belli: Hemen Kurultay, Hatta Üyeli Ön Seçim
Bugün CHP’nin önündeki en doğru yol bellidir: Derhal kurultay tarihi ilan edilmelidir. Hatta genel başkanı doğrudan tüm üyeler seçmelidir. Sandık kurulmalı, kim kazanırsa kazansın herkes sonucuna saygı duymalıdır.
Özgür Özel'in dediği gibi: “Partide sandık ortadan kalkarsa, Türkiye'de de sandık ortadan kalkar.”
Türkiye'nin yapay medya gündemleriyle, mahkeme koridorlarında belirlenen genel başkanlarla kaybedecek vakti yok. Halkın gerçek gündemi derin bir ekonomik kriz, yok olan alım gücü, Cumhuriyet değerlerinin korunması ve ülkenin bağımsızlığıdır. Muhalefet, iktidarın siyasi mühendisliğine teslim olup halkın bu gerçek gündemini gölgelememelidir.
Gerçek temizlik mahkeme eliyle değil, milletin ve örgütün iradesiyle olur. Çözüm kılıf bulmak değil, sandığa gitmektir.







