İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz’ın bu tespiti, İstanbul’da emekliliğin geldiği noktayı tek cümlede özetliyor. Artık emeklilik bir dinlenme dönemi değil; ısınma, barınma ve ay sonunu getirme savaşına dönüşüyor. İstanbul’da kira fiyatlarının birçok ilçede emekli maaşlarına yaklaşması hatta geçmesi; sabit gelirli yurttaşları kendi şehirlerinde kalıcı bir yaşam kuran bireyler olmaktan çıkarıp adeta “yabancı” konumuna itiyor. Resmî veriler yaşam maliyetlerindeki artışı ortaya koyarken, sabit gelirli kesimler için gerçek tablo; çoğu zaman market rafında, pazar tezgâhında ve fatura ekranında görünür hâle geliyor. Bu noktada TÜİK verileri ile günlük yaşam arasındaki fark, emekliler için soyut bir istatistik değil, doğrudan bir hayatta kalma mücadelesi. Et ve süt gibi temel protein kaynakların yanından geçerek daha ucuz ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye yönelmek; yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda uzun vadede bir halk sağlığı sorunu. Sosyal yaşam da bu daralmanın en görünür alanlarından biri. Bir bardak çayın bile hesaplandığı bir şehirde, emekliler için dışarı çıkmak, arkadaşlarla buluşmak ya da kültürel etkinliklere katılmak giderek lüks bir harcama kalemi hâline geliyor. Emeklilik, için söylenen “ikinci bahar” daha çok ev içinde geçen, sınırlı ve hesaplanmış bir yaşama dönüşüyor. Bu ekonomik baskının doğal sonucu ise sosyal izolasyon yani eve kapanma oluyor. Sonuç olarak İstanbul’da emeklilik, artık bir dinlenme dönemi değil; sabit gelirle hayatın sürekli yeniden hesaplandığı daralan bir yaşam alanı. Şehir büyürken bazı sakinleri için yaşam küçülüyor. Bu küçülme yalnızca ekonomik değil; sosyal, kültürel ve insani bir daralma olarak kendini gösteriyor. Tüm bu tabloyu yeniden düşündüren soru, Uğur Poyraz’ın şu sözleriyle ortaya çıkıyor: “8 yıldır ekonomik krizdeyiz. 8 yıl devam eden şeyin adı ekonomik kriz değildir; bu, düpedüz iktidar partisi ve ortaklarının ekonomi politikasıdır.” Peki, İstanbul’da emeklinin kombiyi kısarak yaşadığı bu hayat, sadece bir “kriz” mi, yoksa çok daha uzun süredir şekillenen bir politika sonucunun kendisi mi?







