Adalet dediğin şey seçmeli olmaz. Güce, ittifaklara ya da “kimin yanında durduğuna” göre şekil değiştirmez. Eğer değiştiriyorsa, orada artık adalet değil, apaçık bir güç siyaseti hüküm sürüyordur.
Bugün Orta Doğu’da yaşadığımız tam olarak bu. Filistin’de gerçekleşen yıkım, on binlerce sivilin ölümü ve şehirlerin haritadan silinmesi; “güvenlik” kelimesinin arkasına saklanarak perdeleniyor. “Hamas” argümanı, tüm insan hakları ihlallerini meşru kılan bir “istisna” gibi sunuluyor. Oysa aynı ölçekteki eylemler farklı bir aktör tarafından yapılsaydı, dünyanın geri kalanının ne kadar sert bir tepki vereceğini hepimiz biliyoruz.
Bu çifte standardın merkezinde, ABD-İsrail eksenli bir Orta Doğu güvenlik mimarisi var. İran, bu mimariye uyum sağlamayan, kendi bölgesel ajandasını dayatan ve bedel ödemeyi göze alan son büyük devlet aktörü konumunda. İran’ı sevmek veya rejimini savunmak zorunda değiliz; baskıcı yapısı ve insan hakları karnesi ortada. Ancak şu bir gerçek ki; İran meselesi, rejimin ötesinde, bu mimariye “itiraz eden bir aktör daha kalacak mı?” meselesidir.
Peki, İran zayıflarsa ne olur?
Orta Doğu’nun yakın geçmişi bize acı bir ders verdi: Bir coğrafyada güç boşluğu doğduğunda, oraya demokrasi değil, kaos geliyor. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de gördük. İran’ın zayıflaması;
Bölgedeki kritik bir denge unsurunun kaybına,
Daha parçalı, kontrol edilebilir ama bir o kadar da istikrarsız bir Orta Doğu’ya,
Yeni vekâlet savaşlarının tetiklenmesine,
Daha büyük göç dalgalarına ve kalıcı güvenlik tehditlerine kapı aralar.
Türkiye açısından bu tablo sadece düşündürücü değil, aynı zamanda ürkütücüdür. Komşuların güçsüzleşmesi, sizi otomatik olarak güçlendirmez; aksine, istikrarsızlığı sınırlarınızın içine ithal etmenize neden olur. Bağımsız hareket alanınız daralır; sürekli kriz üreten bir çevrede, kendi iç dengenizi korumak imkânsızlaşır.
Bir ülkede demokrasinin olmaması, başka bir ülkeye toplu cezalandırma, etnik temizlik veya orantısız şiddet uygulama hakkı vermez. Adalet, seçmeli uygulanamaz.
Asıl soru şu olmalı: Adaleti güçlünün elinde bir araca dönüştüren bu çarpık düzen, en sonunda kimi koruyacak? Tarih bize şunu fısıldıyor: Güç, sınır tanımaz. Bugün bu çifte standarda sessiz kalanlar, yarın hedef şaşırdığında konuşacak mecali bile bulamayabilirler.
Çünkü adalet seçmeli olduğunda, korku kalıcı hâle gelir.







