İtibar Suikastı: Yeni Nesil Linç Aracı
İtibar; bir kişinin, kurumun, siyasetçinin ya da kamu figürünün toplum gözündeki algısını şekillendiren görünmeyen bir sermayedir. Bu sermaye, yıllar süren emekle kazanılır, ancak kimi zaman birkaç saatlik bir sosyal medya linç kampanyasıyla yerle bir edilebilir. İşte tam da burada karşımıza "itibar suikastı" kavramı çıkar.
İtibar suikastı, çoğu zaman sistematik ve organize bir şekilde yürütülen bir yıkım operasyonudur. Hedef alınan kişinin ya da kurumun toplumsal ve profesyonel itibarı, dijital mecralarda adım adım aşındırılır. Sosyal medya, haber siteleri, forumlar ve anonim platformlar bu süreçte aktif biçimde kullanılır. Amaç nettir: Hedefi kamuoyu nezdinde değersizleştirmek, yalnızlaştırmak ve etkisiz hale getirmek.
Oysa bu davranış biçiminin geleneksel toplum yapısındaki karşılığı dedikodu idi. Doğruluğu sorgulanmadan ağızdan ağıza yayılan bu alışkanlık, mahalle aralarından dijital mecralara taşınmıştır. Unutmamak gerekir ki; gıybet, iftira ve yalan sadece toplumsal birer ahlak sorunu değil, aynı zamanda dini açıdan da haram kılınmış büyük günahlardır.
Neden Yapılır, Kime Yarar?
İtibar suikastları çoğunlukla kişisel, siyasi veya ekonomik çıkarlar uğruna gerçekleştirilir. Bazen bir gazetecinin sesi kısılmak istenir, bazen bir siyasetçinin yükselişi engellenmek istenir. Bazen de sadece bir intikam hırsı ya da klik çatışması bu operasyonların gerekçesi olur.
Ancak burada unutulmaması gereken kritik bir ayrım vardır: Toplumdaki yaygın hakaret algısı ile Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) öngördüğü hakaret suçu arasında önemli farklar bulunmaktadır. Örneğin; bir kişiye beddua etmek, onu sosyal medyada hedef göstermek ya da hakkında ima yoluyla konuşmak toplumda "ayıp" kabul edilse de her zaman suç teşkil etmez. Ancak sistematik bir şekilde onur, şeref ve saygınlığı zedeleyecek iftiralarla karalama kampanyası yürütmek, TCK 125. maddeye göre açıkça suçtur.
Basın Özgürlüğü Nerede Başlar, Nerede Biter?
Basın mensuplarının, kamuoyunu ilgilendiren konuları haberleştirme görevi vardır. Bu görev, Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Ancak bu özgürlük, keyfi ve temelsiz iftiraların arkasına saklanarak kişisel saldırıya dönüşemez. Bir haberi haber yapan şey; onun gerçek olaylara, görünür gerçekliğe, güncelliğe ve kamuyu ilgilendirme kriterine uygunluğudur. Bu çerçevede hareket eden bir gazeteci, TCK 217/A kapsamında sorumlu tutulamaz. Aksi halde basın özgürlüğü, sansür ve korku rejiminin gölgesinde kalır.
Yargı Yolu Her Zaman Açıktır
Anayasa, kamu gücü tarafından yapılan her türlü işlem ve eyleme karşı yargı yolunu açık tutar. Hak arama özgürlüğü demokrasinin temelidir. Bu nedenle bir kişi, kurum ya da idare aleyhine yürütülen karalama kampanyalarında hedef alınanlar, yalnızca kamuoyuna değil; mahkemelere, hukuk devletinin koruyucu mekanizmalarına da başvurmalıdır. İdarenin yaptığı işlemler sonucu doğan zararlar da anayasal güvence altında olup, idare bu zararı karşılamakla yükümlüdür.
Algı Operasyonları: Görünmeyen Hak İhlalleri
Bugün itibarsızlaştırma kampanyaları yalnızca bireyleri hedef almıyor; aynı zamanda bir toplumun hukuk anlayışını, vicdanını ve ortak aklını da tehdit ediyor. Algı operasyonları, hem hukuki hem de dinî açıdan ciddi birer hak ihlalidir. Bir kimseyi iftira, yalan veya ima yoluyla toplumdan tecrit etmeye çalışmak; yalnızca Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç değil, aynı zamanda kul hakkının da ihlalidir.
İtibar, korunması gereken temel bir insanlık hakkıdır. Hiç kimsenin bu hakkı, kendi ideolojik, ekonomik ya da politik çıkarları için çiğnemeye hakkı yoktur. Siyasi rakipleri bertaraf etmek için yürütülen itibarsızlaştırma ve algı operasyonları, sadece hedef alınan kişiyi değil; ülkenin toplumsal barışını, adalet duygusunu ve demokratik kültürünü de zedeler. (Zedelenecek ne kaldıysa...)
Daha adil, daha vicdanlı ve daha sağduyulu bir toplumda buluşmak dileğiyle...
Sibel Boz








