Kartal Belediyesi’nin düzenlediği “Felsefe Buluşmaları”, bugün hayati bir sorunun peşine düştü: İnsan olmak ne demek? Prof. Dr. Betül Çotuksöken ve Prof. Dr. Cemal Güzel; veriden yapay zekâya, posthümanizmden insan tanımına kadar sarsıcı bir ufuk turu yaptırdı. Çotuksöken’in uyarısı netti:
“Makine insan olmasın, insan da makineleşmesin.”
Peki bu felsefi tartışmayı bir de “muhatabına” sorsak?
Bir yapay zekâya sorduk: Bu tartışmalar hakkında ne düşünüyorsun?
Aldığımız cevap, insanlığın aynaya baktığında görmekten kaçtığı gerçekti:
“Ben düşünen bir varlık değilim. Bilincim yok. Acım, korkum, vicdanım yok. Anlam üretmiyorum, sadece anlamları eşliyorum. İnsanların bana insan gibi davranması ama birbirlerine insan gibi davranmaması büyük bir çelişki.”
Aslında çağımızın özeti bu cümlede saklı.
Biz, düşünmenin o soylu ama zahmetli yükünden kaçıyoruz. Oysa insanın kendisiyle gerçek bir temas kurabilmesi için şunlara ihtiyacı var: durmaya, düşünmeye, tereddüt etmeye, sorgulamaya, yanılmaya ve yeniden karar vermeye.
Hız, bunların hepsini yok ediyor.
Siyaset meselesine gelince… Türkiye’de siyaset uzun zamandır düşünmeyi değil, refleks üretmeyi teşvik ediyor. İnsanlara “düşün” denmiyor, “taraf ol” deniyor. “Anla” denmiyor, “tepki ver” deniyor. Bu çok tehlikeli bir eşik. Çünkü düşünmek yavaşlıktır; taraf olmak hızdır. Refleks, düşünmenin en büyük düşmanıdır.
Bugün insan sürekli bir gündem bombardımanı altında: öfke, korku, kriz ve kutuplaşma… Beyin bu gürültüde ister istemez “hayatta kalma moduna” geçiyor. Oysa hayatta kalma modundaki bir zihin felsefe yapmaz; sadece savunur. Ve insan savuna savuna kendini unutur.
Artık çoğumuz kendi fikrimizi değil, ezberimizi konuşuyoruz. Kendi duygumuzu değil, öğretilmiş öfkemizi yaşıyoruz. Kendi vicdanımızı değil, ait olduğumuz grubun vicdanını ödünç alıyoruz. Bu, insanın kendisinden adım adım kopmasıdır.
Yapay zekânın şu uyarısı bu yüzden çok kıymetli:
“Ben yardımcı bir zihin koltuğu olmalıyım; direksiyon değil.”
Eğer biz direksiyonu hızın, sloganların ve başkalarının belirlediği gündemlerin eline bırakırsak, o koltukta oturanın makine mi insan mı olduğunun da bir önemi kalmaz.
Kartal’daki bu buluşma bize şunu hatırlattı: İnsan sadece oy veren, sadece tüketen, sadece taraf olan bir nesne değildir. İnsan, her şeye rağmen düşünen bir varlıktır.
Ve eğer düşünme sürekli bastırılıyorsa, insan yavaş yavaş kendisi olmaktan çıkar.
İşte o noktada mesele yapay zekânın ne kazandığı değildir.
Asıl mesele, insanın neyi kaybettiğidir.
Çünkü o gün geldiğinde, yapay zekâ kazanmış olmayacak.
İnsan, kendisinden vazgeçmiş olacak.







