Türkiye uzun zamandır yalnızca ekonomik bir kriz yaşamıyor. Aynı zamanda adalete, eğitime, liyakate ve siyasetin sorun çözme kapasitesine duyulan güveni de kaybediyor.
Geçim sıkıntısı büyürken gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor; iyi eğitim giderek paraya bağlı hâle geliyor, kamuda görev almanın yolunun bilgiden ve emekten değil, çoğu zaman tanıdıktan geçtiği düşünülüyor. İnsanlar artık büyük vaatlerden önce sıradan, adil ve öngörülebilir bir ülkede yaşamak istiyor.
YENİ Parti tam da böyle bir ortamda, Özgür Özel’in liderliğinde ve 91 milletvekiliyle Meclis’in ana muhalefet partisi olarak kuruldu. Bu nedenle tartışmamız gereken yalnızca yeni bir partinin doğuşu değil; bu partinin Türkiye’nin biriken umutsuzluğuna gerçekten yeni bir cevap verip veremeyeceğidir.
Önce Olması Gerekenleri Söyleyelim
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir isimden, yeni bir logodan ya da başka bir lider etrafında kurulan yeni bir bağlılıktan ibaret değil.
Öncelikle hiç kimsenin talimatıyla hareket etmeyen bağımsız bir yargıya ihtiyaç var. Kamu kaynaklarının kimlere ve hangi gerekçelerle aktarıldığının görülebildiği şeffaf bir yönetime; kamuda akrabalığın, sadakatin ve parti yakınlığının değil, liyakatin belirleyici olduğu bir düzene ihtiyaç var.
Çocukların ailelerinin gelirine göre ayrışmadığı nitelikli bir eğitim sistemi; çalışanı, emekliyi ve dar gelirliyi yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamayan adil bir ekonomi gerekiyor. Verginin yükünü sürekli aynı kesimlere taşıtmayan, üretimi destekleyen ve gelir dağılımını düzelten gerçekçi politikalara ihtiyaç var.
Kadınların, gençlerin ve çocukların kendilerini güvende hissedebildiği; basının özgürce soru sorabildiği; siyasi partilerde üyelerin iradesinin liderlerin iradesinden üstün olduğu bir demokrasi kurulmadan yalnızca iktidarın değişmesi yeterli olmayacaktır.
Yeni olduğunu söyleyen bir partinin farkı da burada ortaya çıkmalı. Çünkü Türkiye’nin artık iyi yazılmış temennilerden çok, uygulanabilir bir değişim programına ihtiyacı var.
Bu insanlara yalnızca “Biz geliyoruz” demek yetmez.
Devlet nasıl yönetilecek?
Ekonomi nasıl düzeltilecek?
Emeklinin, işçinin ve memurun kaybı nasıl telafi edilecek?
Eğitim nasıl yeniden bilimsel ve çağdaş hâle getirilecek?
Güvenlik, toplumsal barış ve devlet kurumlarının sürekliliği nasıl korunacak?
Liyakat nasıl sağlanacak?
Yeni kadrolar da göreve geldiklerinde kendi yakınlarını mı devlet kadrolarına yerleştirecek?
YENİ Parti, ancak bu sorulara somut ve güven veren cevaplar üretebildiği ölçüde yeni bir rüzgâr oluşturabilir.
Bu Sıradan Bir Parti Bölünmesi Değil
CHP, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde uzun yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuştu. Seçmenin iktidar alternatifi olarak öne çıkardığı kadrolar, seçimden sonra belediyelere yönelik operasyonlar, tutuklamalar ve kurultay davasıyla karşı karşıya kaldı.
Belediye başkanlarına yönelik operasyonları ve mutlak butlan kararının taşıdığı siyasi anlamı önceki yazılarımda ayrıntılı biçimde ele aldım. O nedenle aynı kronolojiyi burada yeniden anlatmayacağım. Ancak vardığımız sonucu hatırlatmak gerekiyor: Seçmenin birinci parti yaptığı kadro, sandıkta yenilmedi; siyaset ve hukuk alanında hareket edemez hâle getirilmeye çalışıldı.
Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP yönetimine gelmesinin ardından Özgür Özel’e yakın il ve ilçe başkanlarının görevden alınmaya başlanması, ayrışmayı daha da hızlandırdı. Sonunda Özel ve beraberindeki 91 milletvekili YENİ Parti’yi kurdu.
Bu nedenle ortaya çıkan tabloyu yalnızca “CHP bölündü” cümlesiyle açıklamak eksik kalır. Asıl soru, seçim kazanan bir siyasi kadronun neden kendi partisinde siyaset yapamaz hâle geldiğidir.
Program Bugünün Dünyasına Ne Kadar Uygun?
YENİ Parti’nin yayımlanan programında hukuk devleti, sosyal adalet, kamuda liyakat, nitelikli eğitim, üretim ekonomisi, kadınların toplumsal yaşama eşit katılımı, çevre ve dijital dönüşüm gibi önemli başlıklar bulunuyor.
Bunlar, Türkiye’nin ihtiyaçlarıyla uyumlu ve olumlu hedefler. Ancak programların değeri yalnızca doğru kavramları içermeleriyle ölçülmez. Türkiye daha önce de çok iyi hazırlanmış fakat uygulanmamış parti programları gördü.
Yapay zekânın meslekleri dönüştürdüğü, otomasyonun çalışma hayatını yeniden şekillendirdiği, iklim krizinin göçten tarıma kadar her alanı etkilediği bir dünyada daha somut politikalara ihtiyaç var. Veri güvenliği, teknoloji tekelleri, genç işsizliği ve değişen üretim biçimleri konusunda ayrıntılı yol haritaları hazırlanmalı.
Program bir başlangıç olabilir; fakat asıl güveni uygulama, kadro tercihi ve şeffaflık oluşturacaktır.
Belediye Başkanları YENİ Parti’ye Geçmeli mi?
En zor sorulardan biri de bu.
CHP’li belediye başkanlarının YENİ Parti’ye topluca geçmesi, yeni partinin yerel gücünü ve seçmenle bağını kısa sürede artırabilir. Öte yandan seçmenin CHP adı altında verdiği oyun nasıl değerlendirileceği ve geçişlerin belediye hizmetlerini etkileyip etkilemeyeceği dikkatle düşünülmeli.
Ayrıca parti değiştirmek belediye başkanlarını operasyonlardan otomatik olarak korumaz. Eğer operasyonların asıl nedeni parti rozeti değil, iktidar karşısında oluşan seçim gücü ise baskının adresi bu kez YENİ Parti olabilir. Bu nedenle yalnızca tabelanın değişmesiyle operasyonların sona ereceğini beklemek gerçekçi olmaz.
Buna karşılık belediye başkanlarının, seçmeniyle bağını kaybetmiş ve kendilerine karşı konumlanan bir parti yönetimi altında kalması da çözüm değildir. Bu nedenle geçişler kişisel korunma arayışı gibi değil; seçmen iradesi, belediye hizmetlerinin devamlılığı ve toplumsal muhalefetin bütünlüğü gözetilerek, aşamalı ve şeffaf biçimde yürütülmelidir.
Peki Bütün Bunlar Önceden Kurgulanmış Olabilir mi?
CHP’nin bölünebileceği ve Özgür Özel’in yeni bir parti kurabileceği, bugünkü gelişmelerden çok önce de yazıldı. Özel de olası bir kapatma ya da CHP’nin seçimlere sokulmaması ihtimaline karşı bir “yedek parti” hazırlığının bulunduğunu kabul etmişti.
Bunlar elbette soru işareti doğuruyor. Ancak bir gelişmenin önceden öngörülmesi, bütün taraflarca birlikte planlandığını kanıtlamaz. Bugün kamuoyuna yansıyan bilgiler, siyasi ve hukuki baskılar karşısında hazırlanmış bir B planının bulunduğunu gösteriyor; Özgür Özel, Kılıçdaroğlu ve iktidarın birlikte hareket ettiği iddiasını doğrulayan somut bir kanıt ise ortaya konmuş değil.
Dolayısıyla en güçlü ihtimal, önceden yazılmış ortak bir senaryodan çok, uzun süredir oluşturulan koşulların CHP’yi öngörülebilir bir bölünmeye sürüklemiş olmasıdır.
Yeni Bir Rüzgâr mı, Yeni Bir Hayal Kırıklığı mı?
YENİ Parti’nin önünde önemli bir fırsat var. Çünkü yalnızca CHP’den ayrılan bir kadroyu değil; ekonomik krizden, adaletsizlikten, liyakatsizlikten ve değişmeyen siyasi düzenden yorulan geniş bir toplumsal kesimin umudunu temsil etme iddiası taşıyor.
Fakat bu fırsat aynı zamanda büyük bir sınavdır.
YENİ Parti eski alışkanlıkları yeni bir isim altında sürdürürse, kısa sürede sıradanlaşacaktır. Lider merkezli bir yapı kurar, parti içi demokrasiyi ihmal eder, belediyelerde şeffaflığı sağlayamaz ve programındaki hedefleri somut politikalara dönüştüremezse toplumdaki umutsuzluğu daha da büyütebilir.
Bugün YENİ Parti’ye peşinen bir başarı belgesi vermek için erken. Fakat onu yalnızca “CHP’den kopanların partisi” olarak görmek de yaşanan siyasi süreci ve seçmenin değişim talebini küçümsemek olur.
Benim gördüğüm şudur: Türkiye’nin yeni bir ihtimale ihtiyacı var. YENİ Parti bu ihtimallerden biri olabilir. Ancak değişim isteyenlerin güvenini yalnızca adıyla değil; demokratik tutarlılığı, kadroları, şeffaflığı ve icraatlarıyla kazanmak zorundadır.
Umut duymak başka, karşılıksız güvenmek başkadır.
YENİ Parti’ye düşen, bu umudu yeni bir hayal kırıklığına dönüştürmemektir.







