Çoğu zaman dar kavislerde yaşarız hayatı; dakikaların, saniyelerin, sıkışmış takvimlerin ve daralan nefeslerin ardında çıkış noktası arar dururuz. Dünyanın ritmi bizi sürekli telaşa hapsederken, içimizde ferahlığın, ismi konulmamış genişliğin özlemini taşırız. İşte tam da bu noktada zihnimize düşen kelime olur: Reha.
Reha sadece sesletimiyle bile bize nefes aldıran, içindeki yankısıyla ruhun kıvrımlarını açan kavram. Bolluk ve ferahlık demek. Ancak buradaki bolluk, cebimizdeki paradan ya da mevcudiyetimizin kalabalığından ibaret değil; zihnin, kalbin ve ruhun genişleyebilme kapasitesidir. Kalbin reha hâli, dünyevi varlıkların üstüne çıkabilme yeteneğidir.
Günün ilk ışıklarında denize bakarken hissettiğimiz o uçsuz bucaksız mavilik, Reha anıdır. Dostun tek cümlesiyle göğsümüzdeki ağır kayanın kalkması, ruhumuzun feraha ermesidir. Kendi içimizdeki “reha”yı keşfettiğimiz an, kendimiz için dışarıdaki fırtınalara rağmen sığınak inşa etmiş oluruz. Çözümsüz gibi görünen dertlerin, sonu gelmez gibi görünen kederlerin arkasında hep bekleyen genişlik vardır. Kışın ardından gelen bahar gibi, her darlığın içinde reha tohumu gizlidir.
Belki de hayatın sırrı, kendi dar alanlarımızdan sıyrılıp o genişliğe adım atabilmektir. Kendimizi affettiğimizde, öfkelerimizi kenara bıraktığımızda ve dünyayı olduğu gibi kabul etmeye başladığımızda ruhumuzdaki ferah kapıları aralanır. Ferahlık dışarıdan gelmez; kendi içimizdeki sıkışmışlığı tahliye etmemiz ile başlar.
Hayat ne kadar karmaşık ve bağlayıcı olursa olsun, ufka bakıp derin bir nefes almak ve içimizdeki geniş alanı hatırlamamız gerekir. Çünkü ruhumuz darlıkta değil, ancak reha anına erdiğinde kendimizi gerçekten yaşayabiliriz.
Esin Kara







