Var olduğumuz zamandan beri, sadece karnımızı doyuracak avın, başımızı sokacak evin peşinde koşmadık. Ruhumuzun bitmek bilmeyen açlığı, göğe doğru yükselen sorularımız ve yalnızlığımız bizi tinsel sığınak aramaya itti. Mabed, bu arayışın en somut, en görkemli cevabı olarak doğdu. Tapınak, cami, kilise ya da havra... Adı ve mimarisi ne olursa olsun mabed, fani dünya ile sonsuzluk arasında kurulan gizemli köprüdür.
Sıradan binayı “mabed” yapan yalnızca harcı, taşı ya da kubbelerindeki işçilik değildir. Onu kutsal kılan, eşiğinde içeri adım attığımızda yanımızda getirdiğimiz duygulardır. Mabedler, fısıltıyla edilen dualarımızın, sessiz gözyaşlarımızın, pişmanlıklarımızın ve gözyaşlarımızın biriktiği devasa hafıza mekânlarımızdır. Dışarıdaki dünyanın karmaşası, gürültüsü ve hırsı ağır ahşap kapıların dışında kalır. İçeri girdiğimiz an bizi karşılayan derin sessizlik, aslında ruhumuzun kendi iç sesidir.
Mabedin mimarisi bile bizim küçüklüğümüzü, yaratıcının büyüklüğünü hissettirmek üzere tasarlanmıştır. Yüksek tavanlar bakışlarımızı göğe, dünyevi olandan tinsel olana yönlendirir. Süzülen ışık hüzmeleri, karanlıkta kalan yanlarımıza umut feneri gibi dokunur. Mimar Sinan'ın bir kubbesinin altında durduğumuzda ya da gotik bir katedralin vitraylarından sızan renkli ışığa baktığımızda hissettiğimiz yalnızca mimari hayranlık değildir; zamanın durduğu, mekânın genişlediği mistik andır.
Ancak, en nihayetinde mabed, sadece taştan ve tuğladan ibaret yapıya indirgenemez. Asıl mabed, kendi iç dünyamızdır. Dışarıdaki mekânlar, içimizdeki kutsal odayı hatırlatan simgedir sadece. Gönül mabedini kirleten, orayı kibirle, nefretle dolduran birinin dışarıdaki yapıda huzur bulması imkânsızdır.
Bugünlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz, o mabed sessizliğidir. İster devasa kubbenin altında olalım, ister kendi odamızın bir köşesinde... Başımızı dış dünyanın gürültüsünden çekip içimize dönebildiğimiz, kendimizle ve evrenle baş başa kalabildiğimiz her an, kendi ruhani mabedimizi inşa ediyoruz demektir. Çünkü ancak kendi mabedimizi bulduğumuzda gerçekten ait olduğumuz yerde, evimizde hissederiz.
Esin Kara







