Hayat, çoğu zaman düz çizgide ilerlemez. Kendi çizdiğimiz patikalarda yürürken aniden yolumuzu kaybeder, düğümlerle dolu labirentin tam ortasında bulur. İşte o anlarda zihnimizi tek kelime istila eder: Arapsaçı. Türkçede karmaşayı, içinden çıkılmaz durumları ve çözerken daha da içinden çıkılmaz hâlleri tarif edebilmek için bundan daha iyi imgeleyen imge bulmak güçtür.
Peki, hayat neden bu karmaşaya evrilir? Belki de düzen dediğimiz şey, doğanın ve insanın gerçekliğine aykırı olduğu içindir. İnsan zihni sürekli planlar yapar, yarınları cetvelle çizilmiş gibi tasarlar. Oysa hayat, kendi kurallarıyla akar. Farklı arzular, beklenmedik tesadüfler ve beklenmeyen duygular işin içine girdiğinde, pürüzsüz hatlar birbirine geçmeye başlar. Aslında arapsaçına dönen hayatın kendisi değil, bizim onu kusursuz bir sıraya sokma çabamızdır.
Bir de madalyonun diğer yüzü var. Doğada bitki adıdır Arapsaçı; küçük, yeşil, karmaşık ama bir o kadar da canlı ve tutkulu biçimde birbirine sarılan sarmaşık türü. Yani karmaşa, her zaman yıkım demek değildir. Bazen büyümenin, çoğalmanın ve birbirine kenetlenmenin doğal sonucudur. Fikirlerimizin arapsaçına dönüştüğü anlar, belki de en yaratıcı çözümlerin doğmak üzere olduğunun habercisidir. Düğüm olmadan çözmenin hafifliği hissedilemez.
İçinde bulunduğumuz durum ne kadar dolambaçlı görünürse görünsün, her arapsaçının başı tek iplik ucuna bakar. O ucu bulmak ise panikle değil, sakince durup beklemekle mümkündür. Bazen en iyi çözüm, düğümü çekmek değil; gevşemesine izin vermektir. Zaman, zihnin ve hayatın en sabırlı terzisidir.
Nihayetinde, karmaşadan korkmamak gerekir. Hayat sadece pürüzsüz ipliklerden örülmüş düz kumaş değil; bazen birbirine dolanan, sökülen ama çözüldükçe hafifleten devasa çeşmeden ibarettir. Ve belki de insanı insan yapan, arapsaçının ortasında bile sabırla o ilk ucu arama cesaretidir.
Esin Kara







