“Mahir” kelimesi, kulağa ilk çarptığı an ustanın sabırlı ellerini, telaşsız hareketlerini uyandırır. Ona sadece “becerikli” ya da “yetenekli” deyip geçmek, kelimenin sırtındaki o asil yükü hafifletmek olur. Çünkü beceri bazen mekanik tekrarın sonucudur; oysa maharet, aklın ve kalbin aynı ritimde çarpmasıyla doğar.
Doğu estetiğinde ve felsefesinde bir işi “mahirane” yapmak, o iş ile hemhâl olmak, onunla aradaki mesafeyi sıfırlamak demektir.
Telaşın Bittiği Yerde Başlayan Ustalık
Modern dünya bizi sürekli hız ve performans kıskacında tutuyor. Her şeyi hızlı tüketmeye, her alanda hemen sonuç almaya programlanmış gibiyiz. Oysa maharet, hızın değil, ritmin çocuğudur.
Gerçek mahir, yapacağı işin malzemesine saygı duyar:
Marangozsa ahşabın damarlarını dinler, ona karşı değil, onunla birlikte şekil verir.
Terziyse kumaşın dökümüne, onun karakterine göre makas atar.
Fırıncıysa hamurun mayalanma süresine, yani zamana boyun eğer.
Buradaki ustalık, malzemeye hükmetmekten ziyade onun doğasıyla uyumlanma becerisidir. Mahir insan, gücünü zorlamadan değil, neyi ne kadar yapacağının getirdiği sessiz özgüvenden alır. Bu yüzden onun hareketlerinde göze batan çaba, gösteriş yoktur; dışarıdan bakana her şey doğal ve zahmetsiz görünür.
Yaşama Sanatında “Mahir” Olmak
Peki, maharet sadece somut zanaatla, elle tutulur üretimle mi sınırlıdır? Şüphesiz hayır. En büyük sanat, kendi hayatımızı, ilişkilerimizi ve iç dünyamızı yonttuğumuz görünmez atölyede yaşanır. Yaşamak da maharet işidir.
Hayatın içindeki beklenmedik ve keskin virajları savrulmadan dönebilmek, acıyı ve neşeyi aynı olgunlukla göğüsleyebilmek, insan ilişkilerinde hassas ayarı tutturabilmek... İşte bunlar, yaşam sanatında mahirleşmenin işaretleridir. Bu noktada maharet; ne zaman susup ne zaman konuşacağını, ne zaman adım atıp ne zaman geri çekileceğini bilme bilgeliğine dönüşür.
“Zor olanı kolay göstermek, gerçek ustalığın şanındandır.”
Gözün Eğitimi, Gönlün Sabrı
Bugün her şeyin taklidine, yapayına ve hızlısına bu kadar kolay ulaşılabiliyorken “mahir” olana duyduğumuz özlem boşuna değil. Çünkü insanın mahirleşmesi, sadece iyi iş yapması anlamına gelmez; bu süreçte kendi nefsini, sabrını ve dikkatini eğittiğini gösterir.
Maharet, bir günde kuşanılacak zırh değildir. Gözün saatlerce izlemesini, elin binlerce kez yanılmasını ve gönlün her defasında yeniden başlamayı göze almasını gerektirir.
Belki de bu yüzden, hayatın karmaşası içinde kaybolduğumuzu hissettiğimizde yapmamız gereken en güzel şey, yönümüzü ustanın sadeliğine çevirmektir. Kendi hayatımızın, kendi işimizin başında telaşsız, sabırlı, her şeyden önemlisi tüm varlığımızla orada olarak... Yani, kelimenin tam anlamı, mahirce durarak.
Esin Kara







