Uzak kıyıya vuran dalga gibi gelip giden günlerin arasında gözümüzü en çok diktiğimiz yerdir yarınlar. Henüz yaşanmamış, tek satırı dahi yazılmamış bembeyaz sayfa... Var olduğumuz günden bu yana yarınlara hem büyük umut hem de hafif ürperti ile bakarız. Çünkü yarın, hem sonsuz ihtimallerin ülkesi hem de bilinmezliğin ta kendisidir.
Çoğu zaman bugünü yaşamak yerine yarının tecellisini beklerken yakalarız kendimizi. “Yarın başlayacağım,” deriz, “yarın yapacağım, yarın mutlu olacağım...” Oysa zaman, bizim planlarımıza ve takvimimize uymak zorunda olmayan hırçın nehir gibi akar. Bugünü feda ederek inşa etmeye çalıştığımız muazzam yarınlar, bazen elimize geçtiğinde tükenmiş bugünden başka bir şey sunmaz bize.
Yarına duyduğumuz inanç, bizi ayakta tutan en büyük köprüdür; bu doğru. Ancak bu köprüden geçerken attığımız her adımın bugün olduğunu unutmamamız gerekir. Umut, geleceğin tohumlarını bugünün toprağına ekmektir. Yarınlarımızı geride bırakacak şey, ne kadar büyük hayaller kurduğumuz değil; şu an elimizde tuttuğumuz zamana ne kadar samimiyetle dokunduğumuzdur.
Belki de sır, yarını kaçış duvarı olarak değil, bugünün tamamlayıcısı olarak görebilmektir. Güneş her sabah yeniden doğarken sadece takvimleri değiştirmekle kalmaz, bize sil baştan başlama cesareti de verir. Yarınlar, vazgeçmeyenlerin ve bugünü hakkıyla yaşayanların hikâyesidir.
Esin Kara







