Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, tutuklu belediye başkanları Murat Çalık ve Mithat Bülent Özmen'e ilişkin kişisel tanıklıklarını paylaşarak, tutuklama tedbiri, uzun süren yargı süreçleri ve temel haklar konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Arınç, daha önce tanıştığı iki belediye başkanının bugün cezaevinde bulunduğunu belirterek, yalnızca bu iki isim üzerinden değil, uzun süre
iddianame bekleyen ve tutuklu yargılanan kişiler açısından da hukuk devleti ilkelerinin gözetilmesi gerektiğini söyledi. Arınç'ın açıklaması 7 Ekim gecesi kamuoyuna yansıdı.
Murat Çalık için sağlık ve tutukluluk vurgusu
Arınç, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'la yaklaşık iki yıl önce tanıştığını, Çalık'ın kendisine "Ben sadece Beylikdüzü'ne hizmet etmek istiyorum" dediğini anlattı.Çalık'ın daha sonra gözaltına alınması ve tutuklanmasının kendisini üzdüğünü belirten Arınç, sağlık sorunlarına da dikkat çekti.
İzmir Şehir Hastanesi'nde tedavi gördüğü dönemde Çalık'ı ziyaret ettiğini aktaran Arınç, hastane önünde annesi, eşi ve çocuklarıyla da görüştüğünü belirtti.Arınç, Çalık'ın ailesinin tahliye beklentisini aktarırken, annesinin her duruşmaya katıldığını ve oğlunun serbest bırakılmasını beklediğini söyledi.
Mithat Bülent Özmen için kişisel tanıklık
Arınç, Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen'le de daha önce bir toplantıda tanıştığını belirtti.Özmen'in eğitim ve meslek hayatından söz eden Arınç, belediye başkanlığı adaylığına ilişkin annesiyle yaptığı konuşmayı kendisine anlattığını aktardı.Arınç, tanıdığı iki belediye başkanı için, "Gördüğüm kadarıyla her ikisi de mükemmel, ahlaklı, temiz, çalışkan ve işini iyi yapan insanlardı. Şimdi bunların ikisi de cezaevinde" ifadelerini kullandı.Bu sözler Arınç'ın kişisel gözlem ve değerlendirmesi niteliğini taşıyor; Çalık ve Özmen hakkındaki adli süreçler ise yargı mercilerinde devam ediyor.
"Aylarca iddianame yazılmıyor"
Arınç, açıklamasını iki belediye başkanıyla sınırlı tutmayarak tutuklama uygulamalarına ilişkin daha genel bir eleştiri yöneltti."Bunların dışında da onlarca insan her gün bir şekilde cezaevine giriyor. Aylardır haklarında
iddianame yazılmıyor, cezaevinden çıkacakları günü bekliyorlar" diyen Arınç, uzun tutuklulukların yalnızca sanıkları değil ailelerini de etkilediğini vurguladı.Tutuklama, Türk hukukunda bir ceza değil koruma tedbiri niteliğinde. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından özgürlüğün kısıtlanmasının kanuni dayanağa, somut gerekçelere ve ölçülülük ilkesine uygun olması; yargılamanın da makul sürede yürütülmesi gerekiyor.
Tayfun Kahraman kararına dikkat çekti
Arınç, hukukçulara ve yargı mensuplarına Anayasa Mahkemesi'nin
Tayfun Kahraman hakkındaki kararını yeniden inceleme çağrısında bulundu."Hukuku ve adaleti önceleyenler, Anayasa Mahkemesi'nin ikinci defa verdiği Tayfun Kahraman kararını bir kez daha okusunlar ve adli yargılamada hak ihlalinin ne olduğunu görsünler" dedi.Anayasa Mahkemesi, Tayfun Kahraman'ın ikinci bireysel başvurusunda 2 Nisan 2026 tarihinde ihlal kararı verdi. Karar, AYM'nin resmi karar bilgi bankasında "Tayfun Kahraman (2)" başlığıyla yer alıyor.
"Soruşturmalara karşı değiliz"
Arınç, suç şüphesi ve kuvvetli delil bulunması halinde soruşturma yürütülmesine karşı olmadığını özellikle vurguladı.Ancak soruşturma ve kovuşturmaların Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki usullere uygun yürütülmesi gerektiğini belirten Arınç, şu ifadeleri kullandı:"Herhangi bir konu hakkında bir suç şüphesi ve kuvvetli delil bulunursa soruşturmalar yapılır, bunlara karşı değiliz. Ama soruşturmalar konusunda da hem Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki usullere riayet edilmeli hem de işin insani, vicdani ve hukuki boyutu hiçbir zaman ihmal edilmemelidir."
Arınç'ın açıklaması, devam eden soruşturmalarda masumiyet karinesi, tutuklamanın ölçülülüğü, makul sürede yargılanma ve etkili yargısal denetim gibi hukuk devleti ilkelerinin yeniden tartışılmasına neden oldu.