Çocukluğumuzdan itibaren hayatımız kazanmak, biriktirmek ve tutunmak üzere kurulmuştur. Bize direnmemiz gerektiği öğretilir, öğütlenir. Yarıda bırakmamak, vazgeçmemek, sonuna kadar gitmek, ne pahasına olursa olsun pes etmemek bize erdem gibi anlatılmıştır. Hayat sahnesinde yol aldıkça anlarız ki bazen asıl olgunlaşma, sıkı sıkıya tuttuğumuz ipi bırakıverdiğimizde başlar.
Vazgeçmek, sanıldığı gibi yenilgi, korkaklık, kaçış ya da kayıp değildir. Aksine insanın kendine verebileceği en güzel, en özgürleştirici hediyedir.
Tutunmanın Yorgunluğu
Şöyle düşünelim; sırtımızda ağır bir küfe ile dik bir yokuşu tırmanıyoruz. Bu küfenin içinde artık bize uymayan fikirler, bizi tüketmekten başka işe yaramayan kişiler, gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz hayaller var. Sadece “Yarıda bıraktı, pes etti” demesinler diye ya da geçmişte o küfeyi doldurmak için emek verdik diye onunla yolumuza devam etmek ne kadar anlamlı?
İnsan bazen sırf emeğine verdiği önemden ya da belirsizliğe duyduğu korkudan, kendisine zarar veren durumlara katlanır. Oysa ısrar etmek ve inat etmek arasında ince bir çizgi vardır. Israr umut taşır; inat ise sadece egoyu doyurur. Olmayanı zorlamanın verdiği içsel yorgunluk, vazgeçmenin bizde bırakacağı burukluktan daha ağırdır.
Vazgeçmek: Yeni Alan Açmak
Vazgeçmek aslında vaz geçme sanatıdır. Hayatın karmaşasında neyin daha değerli olduğunu anlama becerisidir.
Birinden vazgeçmek:
Artık aynı dili konuşamadığımız, yanındayken bile kendimizi yalnız hissettiğimiz birine veda etmek, ruhumuza saygı duymaktır.
Bir hayalden vazgeçmek:
Gerçekçi olmayan hedefi bırakıp potansiyelimize daha uygun yeni yollar keşfetmektir.
Bir haklılık davasından vazgeçiş:
Huzuru, haklı olmaya tercih edebilecek kadar olgunlaşmaktır.
Nihayetinde hayat, neyi ne kadar taşıyabileceğimizi öğrendiğimiz bir denge oyunudur. Her şeyi elimizde tutmaya çalışırsak hiçbir şeyi hakkını vererek kavrayamayız. Vazgeçmek; kendi sınırlarımıza saygı duymak, zamanın ve enerjinin sınırını kabulleniştir.
Kendimize verebileceğimiz en değerli hediye, artık bize hizmet etmeyen, ruhumuzu beslemeyen ne varsa onu sevgiyle, sitem etmeden ve usulca ait olduğu geçmişte bırakabilme cesaretidir. Çünkü bazen en büyük özgürlük, “Buraya kadarmış” diyebilmenin sessiz ve vakur hafifliğinde gizlidir.
Esin Kara







