“Şimdilerde” kelimesi, içinde hem bir parça sitem hem de derin bir kabulleniş barındıran, zamanın ruhunu en iyi özetleyen köprülerden birisidir. Geçmişin keskinliği ile geleceğin belirsizliği arasında sıkışmış, henüz dumanı üstünde tüten anı temsil eder. Ama bu an, artık o eski zamanların eski ve demlenmiş vakitlerine hiç benzemez.
Hızın kıskacında bir kelime
Şimdilerde hayat, vitrinin önünden hızla geçen trenin camından bakmak gibi. Her şeyi görüyoruz ama dokunamıyoruz. Eskiden “şimdilerde” dediğimizde, mevsimlerin değişmesinden, biten hasattan ya da mahalleye yeni taşınan komşudan bahsederdik. Şimdilerde ise bu kelime, genellikle dijital akışın, sonu gelmez tüketim isteklerine yetişememe hâlinin başlangıç cümlesi oluyor. Zaman, avucumuzun içinden akıp giden ince kum taneleri gibi; ne kadar sıkı tutarsak o kadar çabuk tükeniyor.
Sessizliğin kayboluşu
Şimdilerde en çok özlenen şey belki de gürültüsüz bir zihin. Her yanımızdan kuşatılmış durumdayız; bildirimler, haberler, başkalarının hayatları... Kendi iç sesimizi duyabilmek için çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bir fincan kahvenin kokusuyla baş başa kalmak, bir çiçeğin çiçek açışını sessizce izlemek ya da hiçbir şey yapmadan öylece oturmak artık lüks birer eylem hâline geldi. Şimdilerde boş zaman, doldurulması gereken bir boşluk gibi görülüyor; oysa ruhun en çok o boşluğa, o mola yerlerine ihtiyacı var.
Belki de şimdilerde yapılacak en devrimci eylem; derin bir nefes alıp ekranı kapatmak ve sadece yanımızdakinin gözlerine bakmaktır. Çünkü hayat, kaybedildiğinde değil, hissedildiğinde gerçekten yaşanmış sayılır.







