Hatalarımızla yüzleşmekten köşe bucak kaçarız. Kusursuzluk illüzyonu bize hep çekici gelmiştir. Hayatın getirdiği sorumluluklar, başarısızlık ihtimalleri ya da yataktan kalkarak yapmamız gerekenleri yapma zorunluluğu karşımıza dikildiğinde, zihnimiz savunma mekanizmasını devreye sokar: mazeret üretmek.
Mazeret; tembelliğin, konforun ve entelektüel kılıfın adıdır. Yapamadıklarımız, daha doğrusu yapmadıklarımız için dünyaya sunduğumuz; en çok da kendimizi ikna etmek için uydurduğumuz küçük, konforlu yalanlardır.
Gerçekliğin Ağırlığı, Haklılığın Hafifliği
Bir işi yetiştiremediğimizde “Zamanım yoktu” deriz. Oysa zaman, hepimiz için eşit dağıtılan bir sermayedir. Sorun zamanın azlığı değil, önceliklerimizi iyi planlayamamamızdır. Projeye başlayamadığımızda “Doğru zamanı bekliyorum” sığınağına kaçarız. Bilmeliyiz ki doğru zaman, hiç gelmeyecek olan hayali bir misafirdir.
Mazeret üretmek bize anlık bir hafiflik hissi verir. Suçu dışsal faktörlere; hava durumuna, trafiğe, ekonomiye ya da başkalarına attığımızda vicdanımızın sivri uçları törpülenir.
Mazeret, ellerimizle ördüğümüz ve içine girmekten mutlu olduğumuz bir hapishanedir.
Bu hapishanede geçirdiğimiz zaman uzadıkça duvarlar üstümüze çökmeye başlar. Mazeretler geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadede bizi potansiyelimizden, hayallerimizden ve en önemlisi kendi hayatımızın başrolü olmaktan uzaklaştırır. Kendimizi sürekli mazeretlerin arkasına gizlersek zamanla kendi hayatımızın öznesi olmaktan çıkar, olayların nesnesi hâline geliriz.
Çözüm mü, Bahane mi?
Hayat, engellerle dolu bir parkurdur ve bazen gerçekten elimizde olmayan sebeplerden tökezleriz. Ancak sebep ile mazeret arasında ince ve keskin bir çizgi vardır.
Sebep, karşılaşılan gerçek engeli tespit eder ve sonraki adımda bu engeli nasıl aşacağımıza odaklanır. Çözüm üretir.
Mazeret ise engeli durma noktası, teslimiyet bayrağı olarak görür. Sorumluluğu başkasına devreder.
Başarılı insanların farkı, hiç engelle karşılaşmamış olmaları değildir; karşılaştıkları engelleri mazeret formuna sokarak yollarına taş koymamalarıdır. Onlar, “Çünkü...” ile başlayan cümlelerin konforuna ve kolaylığına kapılmak yerine “Nasıl yapabilirim?” sorusunun cesaretini seçerler.
Kendi Duvarlarımızı Yıkmak
Mazeret üretmek, bizi olduğumuz yerde takılıp kalmaya mahkûm eder. Aynaya bakıp kendimize söylediğimiz kibar yalanları bırakmadığımız sürece, hayatın bize sunduğu geniş ufuklara yelken açmamız imkânsızdır.
Zor olanı seçmeli; başarısızlığın, gecikmenin ya da hatanın sorumluluğunu omuzlamalıyız. Çünkü mazeretlerin bittiği yerde büyümeye ve kendi hikâyemizi yazmaya başlarız.
Sahi, bugün hâlâ bir şeyleri ertelemek için mazeretimiz var mı?







