Hayat, provası olmayan sahnedir denir. Ne kadar plan yaparsak yapalım, önümüze koyduğumuz metinlerin dışına çıktığımız, suyun akışına kapıldığımız anlar kaçınılmazdır. Tam o yol ayrımında, en saf yaratıcılığımız devreye girer: Doğaçlama.
Doğaçlama, sadece tiyatro sahnesinde oyuncunun unuttuğu repliğin yerine alelacele kelimeler uydurması ya da caz müzisyeninin notanın sınırlarını zorlaması değildir. Doğaçlama, belirsizlikle yaptığımız danstır. Zihnimizin ezberlenmiş kalıplardan kurtulup şimdi ve burada olmayı seçtiğimiz aralıktır.
Güvenin ve Teslimiyetin Bağı
Neden doğaçlama yaparız? Ya çaresizlikten, anı kurtarmak için ya da sonsuz özgürlük arayışından. Hazırlıksız yakalandığımız bir anda, elimizdeki tek sermaye o güne kadar depoladığımız benliğimizdir. Doğaçlama bu yüzden yüksek öz güven, aynı zamanda teslimiyet gerektirir.
Bırakabilmek: Geleceğin getireceği ihtimalleri kabul etme hırsından vazgeçmektir.
Gözlemlemek: Çevremizde olup biten her detayı, rüzgârın yönünü, karşımızdakinin bakışını veri olarak görüp kabul etmektir.
İnşa Etmek: Önceden tasarlanmış temel yapı olmadan, anın bize sunduğu taşlarla yapı inşa etmektir.
Korkarız genellikle; önümüzü göremediğimizde, ezberlediğimiz replikler hafızamızdan uçup gittiğinde çıplak kalmış gibi hissederiz. Oysa doğaçlama, o çıplaklığın içinde gizlenen potansiyeli ortaya çıkarır ve günceller, kullanılabilir kılar. Kusursuz planın içinde hata yapmak felaketken, doğaçlamanın içindeki hatalar yeni melodinin, bestenin başlangıcıdır. Caz parçasında yanlış basılan nota, sonraki adımla birlikte parçanın en can alıcı dönüm noktasına dönüşebilir.
Yaşamın Kendi Doğaçlaması
Doğa, en büyük doğaçlama ustasıdır. Bir ağaç dallarını milim milim planlamaz. Güneşi nerede bulursa, rüzgâr nereye savurursa, komşu ağaç ona ne kadar alan bırakırsa yönünü ona göre tayin eder. Hayat da bize her gün yeni dekor, yeni hava durumu sunar.
Bizler çoğu zaman hayatı senaryo gibi yaşamaya çalışırız. Okul bitecek, işe girilecek, evlenilecek, ev alınacak... Bu senaryonun içindeki her sapma, içimizde kaygı fırtınası koparır. Hâlbuki en güzel anılar, senaryonun dışına çıktığımız, “Hadi gel, rotayı değiştirelim” dediğimiz ya da kaçan bir trenin ardından hiç bilmediğimiz yerde sabahladığımız doğaçlama anlarda gizlidir.
Doğaçlama, hayata verdiğimiz evet cevabıdır. Gelen her neyse kabul etmek ve onunla yeni bir hikâye yazmaya gönüllü olmaktır.
En kusursuz gibi görünen planlar bile zamanın yıpratıcı gücüne yenik düşebilir. Geriye kalan sadece anın getirdiklerine uyum sağlayabilme yeteneğimizdedir. Kelimeleri sıraya dizmeden konuşabilmek, adımları saymadan dans edebilmek ve hayatın provası olmadığını bilerek sahneye her çıkışımızda kalbimizin sesini dinleyebilmek...
Çünkü yazılmışı oynarsak benzerleri arasında kaybolabilir; kendi doğaçlamamızı yaratırsak sahne sadece bizim olur.
Esin Kara







