Var olduğumuz günden itibaren onaylanmak, fark edilmek ve bağ kurabilmek isteriz. Topluluğa ait olmak, gözümüzün başka göze değmesi, “Buradayım ve seni duyuyorum.” mesajının en şık, en sade sunumudur. Tam da bu yüzden, verilebilecek en ağır ceza ona bağırmak, onunla kavga etmek ya da onu eleştirmek değildir. Verilebilecek en ağır ceza varlığını hiçe saymak, görmezden gelmektir.
Görmezden gelmek, taraflardan birinin diğerini görünmez duvarın ardına hapsetmesidir. Kavga ederken iletişim vardır. Öfkenin bile içinde önemseme gizlidir. “Sana kızgınım çünkü seni ve yaptıklarını önemsiyorum.” demektir. Oysa görmezden gelmek, “Sen benim dünyamda hiçsin, yoksun.” demektir. Bu yönüyle sessiz infazdır; içinde şiddet yoktur ama ruhu derinden derinden yaralar.
Görünmezlik Pelerini mi, Ağır Bir Yük mü?
Bu durum artık yeni isimler ve boyut kazandı. Sosyal medyada buna takipten çıkmak ya da mesajları bilerek ve isteyerek yanıtsız bırakmak diyoruz. Teknolojinin yarattığı sahte konfor, insanları yüzleşmekten kaçmaya itiyor. Sorunları konuşarak çözmek yerine, karşı tarafı dijital veya fiziksel dünyadan silmek çok daha kolay geliyor.
Ancak bu durum, görmezden gelinenin üzerinde kalıcı izler bırakır.
Değersizlik Hissi: Kendi varlığımızı ya da haklılığımızı sorgularız.
Açık Hesap: Konuşularak kapatılmamış her konu, zihinde sürekli dolanıp duran sonu gelmeyen melodiye benzer.
Güven Kaybı: İletişimin kesilmesi, gelecekte kuracağımız bağları da zedeler.
“Hayattaki en kötü şey yalnız kalmak değildir. Hayattaki en kötü şey, seni yalnız hissettiren insanlar arasında kalmaktır.”
Robin Williams
Bir Savunma Mekanizması Olarak Sessizlik
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, görmezden gelmek bazen cezalandırma yöntemi değil, aciz bir savunma mekanizmasıdır. Kırılmaktan korktuğumuzda, kelimelerin yetersiz kalacağını anladığımızda ya da karşımıza çıkan çelişkilerle baş edemediğimizde kabuğumuza çekiliriz. Haklı çıkamayacağımızı bildiğimizde ya da yaralanmaktan çekindiğimizde sessizliğimizi zırh gibi kullanırız. Fakat bu kalkan, zamanla iki tarafı birbirinden ayıran aşılamayan surlara dönüşür.
Görmezden gelinen, zamanla sessizliğin içinde kendi sesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Oysa her birimiz, başkasının sessizliğinde yok olmayı hak etmeyecek kadar değerliyiz.
Hayat, kızgınlıkları ya da kırgınlıkları arkamızı dönerek yok sayabileceğimiz kadar uzun değildir. Birini hayatımızdan çıkarmayı isteyebiliriz ama bunu onun varlığını ve insanlığını hiçe sayarak, onu hayalete dönüştürerek yapmak kalbi çoraklaştırır. İletişimin en kötü hali bile, iletişimsizliğin yarattığı kör kuyudan daha aydınlıktır. Göz yummak, sadece karşıdakini değil, içimizdeki empati duygusunu görmezden gelmektir.








