Hayatın karmaşık denklemleri içinde, dilimizden düşürmediğimiz ama sınırlarını çizemediğimiz bir kavram var: şans. Kimine göre kör bir tesadüfün eseri, kimine göre hayatın bize sunduğu torpil, kimine göre ise doğru yerde doğru yerde olmanın getirdiği.
Peki, gerçekten nedir bu şans? Gökyüzünden aniden düşen nimet mi? Yoksa attığımız adımların görünmez bileşkesi mi?
Raslantının Estetiği
Her şeye neden arama eğilimindeyiz. Oysa şans, neden-sonuç ilişkilerinin ötesinde, tamamen kendi kurallarıyla oynar. Sabah kaçırdığımız otobüs sayesinde hayatımızın aşkıyla karşılaşabiliriz ya da günlerce emek verdiğimiz bir projenin kaderini, doğru zamanda doğru yerde olmak, bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak söz belirleyebilir.
Burası asıl büyüleyici olan, şansın hayatın tekdüzeliğini kıran muzip doğasıdır. Eğer her şey emeğin ve matematiğin mutlak sonucu olsaydı, dünya fazlasıyla öngörülebilir ve sıkıcı olurdu. Şans, hayatın hamuruna gizem ve heyecan katar, bize her şeyin her an değişebileceğini fısıldar.
Hazır Olmak ve Kapıyı Açık Tutmak
Şans, tamamen bizden bağımsız bir piyango mudur? Fransız bilim insanı Louis Pasteur’ün meşhur sözü vardır:
“Şans, sadece hazır olan zihinlere yardım eder.”
Şans kapıyı çalabilir, evet, ama o sırada evde o kapıyı açacak ve o fırsatı görebilecek göz ve emek yoksa, şans rüzgârı esip geçer. Gerçek anlamda şanslı dediğimiz insanlar, hayatın getirdiği şans anlarını yakalayabilme esnekliğine ve cesaretine sahip olanlardır. Onlar rüzgârın nereden eseceğini bilemezler ama yelkenlerini her daim, yaralı da olsa, açık tutarlar.
Hayatın bu rastlantısal oyununda her zaman kazanan tarafta olmalıyız. Bazen şans, yüzünü bizden çevirir; talihsizlik dediğimiz gölge üzerimize düşer. İşte tam bu noktada, bizi ayakta tutan bir parça teslimiyet ve bilgece olgunluktur. Olana da olmayana da, şansın getirdiğini de götürdüğünü de kabullenebilmek ruhun en büyük hafifliğidir.
Çünkü biliriz ki bugün şanssızlık gibi görünen viraj, yarın bizi hiç tahmin etmediğimiz düzlüğe çıkarabilir.
Şans, hayatın bize sunduğu lütuftur ama aslında hayatın kendisi en büyük şanstır. Milyarlarca ihtimal arasından sıyrılıp bu dünyada nefes alabiliyor olmak, sabah kahvesinin kokusunu içimize çekebilmek talih kuşu değil midir? Şansın bizi ne zaman, nerede bulacağını bilemeyiz; bize düşen yürümeye devam etmek ve o tesadüfler için pay bırakmaktır.







