İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok konuşulan, adına şiirler yazılan ve her devirde el üstünde tutulan kavramların başında gelir cesaret. Genellikle savaş meydanlarında devleşen kahramanlarla, canını hiçe sayan korkusuz savaşçılarla özdeşleştirilir. Ancak cesaret, kılıç kuşanıp cepheye koşmak ya da tehlikenin üzerine gözü kapalı atlamak mıdır? Yoksa hayatın tam kalbinde, sessizce aldığımız kararlarda mı gizlidir?
Gerçek cesaret, yaygın inanışın aksine korkusuzluk demek değildir. Korku, insan olmanın en ilkel ve en koruyucu refleksidir. Korkmayan insan cesur değildir; sadece tehlikenin farkında olmayan biridir. Asıl cesaret; korkuyu iliklerine kadar hissettiği hâlde, doğru olduğuna inandığı şey adına adım atabilme iradesidir. Nelson Mandela’nın söylediği gibi: “Cesaret, korkunun yokluğu değil, onun fethidir.”
Günlük Hayatın Sessiz Kahramanlığı
Modern dünyada cesaret, şekil değiştirerek daha çok zihinsel ve duygusal boyut kazanmıştır.
Bugünün dünyasında cesur olmak;
Herkesin aynı şeyi düşündüğü odada “Ben seninle aynı fikirde değilim.” diyebilmektir.
Hata yaptığımızda bunu olgunlukla kabul edip “Özür dilerim.” diyebilme erdemidir.
Düşmekten, başarısız olmaktan korkmadan yeni işe, yeni hayata başlayabilmektir.
Bazen en büyük cesaret gösterisi, fırtınalı ve berbat geçen bir günün ardından yatağımıza yatıp kendimize “Yarın yeniden deneyeceğim.” diye fısıldamaktır. Bu ses, şatafatlı alkışlardan daha derin ve asil bir cesareti barındırır.
Kendin Olabilme Cesareti
Belki de bizim için en zorlu cesaret sınavı, kendimiz olabilmektir. Toplumun, sosyal medyanın ve çevremizin bizi belirli kalıplara sokmaya çalıştığı bu çağda; kendi doğrularımızla, kendi kusurlarımızla ve kendi benzersizliğimizle var olmak bir başkaldırıdır. Başkalarının beğenisini kazanmak için kendi duygularımızdan ödün vermeyi reddedersek, gerçek cesareti bulmuş oluruz.
“Başkalarına benzemeye çalışmak köleliktir; kendin olabilmek büyük cesarettir.”
Cesaret, hayatı seyirci gibi tribünden izlemek yerine, tüm riskleriyle sahaya inip oynamayı seçmektir. Hayat, korkaklara karşı oldukça cimri, cesurlara karşı ise cömerttir. Unutmamak gerekir ki tarihte iz bırakanlar, hiç korkmayanlar değil; korkularına rağmen yürümeye devam edenlerdir.
İçimizdeki sessiz gücü keşfetmek ve ne olursa olsun o ilk adımı atabilmek dileğimle...
Esin Kara







