Attığımız her adımda, seçtiğimiz her kelimede, hatta sergilediğimiz en sıradan tavırda bile geçmişin silinmez izi vardır. Çoğu zaman kararlarımızı tamamen özgür, tamamen o ana özgü zannederiz. Oysa zihnimizin ve bedenimizin kıvrımlarında, bizi bizden önce şekillendiren pusula işler. Sosyolojinin hayatımıza kattığı en derinlikli kavramlardan olan habitus, tam olarak bu pusulanın adıdır.
İçselleştirilmiş Dünya
Habitus, kabaca alışkanlıklar bütünü değildir; o, toplumsal yapının ve içine doğduğumuz kültürün ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Büyüdüğümüz ev, dinlediğimiz hikâyeler, tanıklık ettiğimiz ekonomik ve sosyal çevre zamanla üzerimize tam oturan elbiseye dönüşür. Biz dünyayı şekillendirmeyi düşünürken o, çoktan bizi şekillendirmiştir.
Bedenin Hafızası
Nasıl oturduğumuz, seçtiğimiz kelimeler, jest ve mimiklerimiz habitusun bedenselleşmiş hâlidir. Toplum, zihnimize kazıdıklarını beynimize de dikte eder.
Beğenilerin İnşası
“Zevkler ve renkler tartışılmaz.” deriz ancak habitus, bize zevklerimizin bile ne kadar yapılandırılmış olduğunu gösterir. En saf, en kişisel sandığımız estetik beğenilerimiz, müzik tercihimiz ya da bir yemeği sevip sevmememiz, ait olduğumuz dünyanın sessiz yansımasıdır.
Habitus, geçmiş deneyimlerin ürünü olarak her an algılamayı, düşünmeyi yapılandıran, dış dünyayı içselleştirme biçimimizdir.
Özgürlük İllüzyonu ve Sınırlar
Bizler dünyayı algılarken habitusumuzun bize açtığı pencerelerden bakarız. Bir durum karşısında neyin “mümkün”, neyin “bize göre değil” olduğuna verdiğimiz anlık, düşünmeden verdiğimiz kararlar, yapının sınırlarını çizer. Kendimizi kütüphanede, sergide ya da mahalle kahvesinde alabildiğince yabancı ya da tam aksine “evimizde” hissetmemiz, tamamen o mekânın kodu ile kendi habitusumuzun uyuşup uyuşmamasıyla ilgilidir.
Bu durum bizi geçmişimizin mahkûmu mu yapar? Elbette hayır. Ancak gerçek özgürleşmenin ilk adımı, bizi yönlendiren görünmez ağların farkına varmaktır. Kendi habitusumuzu, bizi oluşturan gizli programı sorgulamaya başladığımız an, kader zannettiğimiz toplumsal sınırların ötesine geçme şansını yakalarız.
Habitus, geçmişin bugünde yaşamaya devam etme biçimidir. Bizi sınırlayan ama bu karmaşık dünyada refleksif olarak yönümüzü bulmamızı sağlayan haritadır. Hayatı anlamlı kılansa bu haritayı körü körüne takip etmek değil; onun sınırlarına farkına vararak yeni coğrafyalara yelken açabilme cesaretini gösterebilme cesaretini gösterebilmektir.
Esin Kara







