• Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
Anasayfa
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Sağlık
  • Kadın
  • Politika
  • Siyaset
  • Yerel
    TÜM İLLERİSTANBUL
  • İnsan Hakları Kültür-Sanat Spor Çevre Bilim ve Teknoloji Asayiş
  • Ara
SON DAKİKA:
01:45
Tutuklu Adalar Belediye Başkan Yardımcısı Fırat Durak'tan istifa açıklaması
00:36
Ahmet Şık'tan fon krizine ilişkin Mehmet Şimşek'e soru önergesi: Siyasi ve bürokratik çevrelerin dahli araştırılıyor mu?
00:16
Fon soruşturmasında iki kişi gözaltına alındı
00:10
AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı'ndan SPK paylaşımı: Kurulun görev ve yetkileri anlatıldı
00:06
Köprü ve otoyollara Fransız devi Egis talip
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Sibel Boz
  3. Sandıktan Çıkan İrade, Sandıktan Sonra Ne Oluyor?
Yayınlanma: 23 Haziran 2026 - 02:17

Sandıktan Çıkan İrade, Sandıktan Sonra Ne Oluyor?

23 Haziran 2026 - 02:17
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Sibel Boz
Sibel Boz
sibellboz@hotmail.com
Soru İşaretleriyle...

Kısa bir not: Bu yazıyı ilk olarak haziran ayında kaleme almış, bir süre kenarda bekletmiştim. Ancak son gelişmelerle birlikte duygular ve düşünceler yeniden yoğunlaşınca metni bugünkü hâliyle tamamladım. Biraz uzun oldu; çünkü son dönemde yaşananları, ortaya çıkan siyasi tabloyu ve bütün bunların ülkemizin geleceği adına bende yarattığı duygu ve kaygıları bir araya getirmek istedim.

Adil bir kişi, yalnızca kendisine anlatılanı tekrar etmez. Var olan tabloya bakar, sorular sorar ve gördüklerini dürüstçe ifade eder.

Ne bir tarafın bütün iddialarını peşinen doğru kabul eder ne de gözünün önünde yaşananları “hukuki süreç” denilerek görünmez sayar.

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından Türkiye’de belediyeler üzerinden yaşananlar da tam olarak böyle okunmalı. Ortada yalnızca birkaç belediye başkanının adli dosyası yok. Parti değiştiren belediye başkanları, kayyım atamaları, şafak operasyonları, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, belediye meclislerinden seçilen başkanvekilleri ve kamuoyundaki görünürlüğü bir anda azalan dosyalar var.

Şimdi ise bu tablo belediyelerin sınırlarını aşmış durumda.

CHP kurultayının hukuk yoluyla iptal edilmesi, değişim talebini temsil eden yönetimin görevden uzaklaştırılması, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve getirilmesi, il ve ilçe örgütlerinin peş peşe görevden alınması ve belediyelere yönelik operasyonların sürmesi, meselenin yalnızca yerel yönetim soruşturmalarından ibaret olmadığını gösteriyor.

Bu gelişmeler karşısında sorulması gereken temel soru artık daha da ağırdır:

Türkiye’de gerçekten hukuk mu işletiliyor, yoksa sandıkta oluşan siyasi irade başka araçlarla yeniden mi şekillendiriliyor?

Mesele soruşturma sayısı değil, soruşturmanın biçimi

İktidar cephesi sık sık AK Partili belediyeler hakkında da soruşturmalar yürütüldüğünü, soruşturma izinleri verildiğini ve bazı dosyaların yargıya taşındığını söylüyor.

Bu bilgi tek başına yanlış olmayabilir.

Evet, iktidar partisine mensup belediyeler hakkında da soruşturmalar açılabilir, izinler verilebilir ve davalar yürütülebilir.

Fakat asıl mesele tam olarak burada başlıyor.

Bir belediye hakkında idari inceleme veya soruşturma izni verilmesi ile sabahın erken saatlerinde polis baskını yapılması, belediye başkanının gözaltına alınması, henüz yargılama başlamadan medyada “örgüt”, “rüşvet”, “zimmet” ve “yolsuzluk ağı” başlıklarının kurulması aynı şey değildir.

Soruşturma başka şeydir.

Soruşturmanın uygulanma biçimi başka şeydir.

Soruşturmanın siyasi sonucu ise bambaşka bir şeydir.

Muhalefet belediyelerinde karşılaşılan süreç çoğu zaman yalnızca adli bir işlem olarak kalmıyor. Yüksek kamuoyu görünürlüğü yaratıyor, seçilmiş yöneticiyi görev yapamaz hâle getiriyor ve kimi zaman belediye yönetiminin fiilen değişmesiyle sonuçlanıyor.

İktidar belediyeleriyle ilgili dosyalarda ise aynı sertlikte medya dili, aynı görünürlükte operasyon görüntüleri, aynı hızda görevden uzaklaştırma ve aynı ölçüde siyasi sonuç çoğu zaman görülmüyor.

Bu nedenle tartışma yalnızca “Kaç belediye hakkında soruşturma açıldı?” sorusuna sıkıştırılamaz.

Asıl soru şudur:

Aynı hukuk herkese aynı yöntemle mi uygulanıyor?

Sandıkta yenemediğin seçeneği hukuk yoluyla etkisizleştirmek

Bir belediye başkanı suç işlemişse elbette soruşturulmalı ve bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır. Kamu malını kötüye kullanan hiç kimse, hangi partiden olursa olsun korunmamalıdır.

Ancak hukuk, siyasi rekabetin yerine geçtiği anda başka bir sorun ortaya çıkar.

Sandıkta yenemediğin seçeneği hukuk yoluyla seçilemez, görev yapamaz veya temsil edemez hâle getirmek; seçmeni doğrudan değil, seçtiği kişiyi tasfiye ederek etkisizleştirmektir.

Seçmenin önünden yalnızca bir isim kaldırılmış olmaz. O isimle birlikte bir siyasi program, bir değişim ihtimali ve milyonlarca insanın gelecek beklentisi de zayıflatılmış olur.

Seçim günü sandık kurulur, oylar sayılır ve sonuç açıklanır. Fakat seçmenin tercih ettiği kadrolar seçimden sonra sürekli operasyonlar, görevden uzaklaştırmalar, kayyımlar veya yargı kararlarıyla işlevsizleştiriliyorsa, sandığın yalnızca biçimsel olarak varlığını sürdürmesi yeterli değildir.

Demokrasi sadece oy kullanabilmek değildir.

Demokrasi, kullanılan oyun siyasi sonucunun korunmasıdır.

İstanbul’dan Anadolu’ya genişleyen tablo

Bu sürecin en görünür ve en ağır yaşandığı yer İstanbul oldu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik süreç, yalnızca bir belediye başkanının adli dosyası olarak değerlendirilemez. İmamoğlu aynı zamanda muhalefetin en güçlü siyasi figürlerinden biri ve önemli bir cumhurbaşkanlığı alternatifi olarak görülüyordu.

Bu nedenle İBB’ye yönelik adli ve idari süreçler, doğrudan Türkiye’deki iktidar mücadelesinin merkezine yerleşti.

Ancak İstanbul dosyası yalnızca Büyükşehir Belediyesi’nden ibaret değil. Çok sayıda ilçe belediyesi soruşturma, operasyon, tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım veya başkanvekili süreçlerinin konusu oldu.

Her belediyenin dosyası aynı değil.

Kiminde gözaltı, kiminde tutuklama, kiminde kayyım, kiminde belediye meclisinin seçtiği başkanvekili, kiminde yalnızca soruşturma veya inceleme bulunuyor.

Bütün bu dosyaları aynı sepete koymak ve her belediye başkanını peşinen suçsuz ilan etmek doğru olmaz.

Fakat bütün parçalar bir araya getirildiğinde, seçmenin İstanbul’da verdiği kararın seçimden sonra sürekli olarak yeniden sınandığı bir tablo ortaya çıkıyor.

Benzer süreçler İstanbul dışındaki belediyelerde de yaşandı. Antalya, Adana, Bursa, Bolu, Uşak ve farklı ilçe belediyeleri çeşitli adli ve idari işlemlerle gündeme geldi.

Süreçlerin hukuki ayrıntıları farklı olabilir. Ancak ortak siyasi sonuç, muhalefet belediyelerinin sürekli bir belirsizlik ve baskı altında tutulmasıdır.

Parti değişiklikleri de seçmen iradesinin bir parçasıdır

31 Mart sonrasında yaşananların önemli başlıklarından biri de parti değiştiren belediye başkanlarıdır.

Bir belediye başkanı seçildikten sonra partisinden istifa edebilir ve başka bir partiye katılabilir. Mevcut hukuk düzeninde bunun önünde doğrudan bir engel bulunmayabilir.

Fakat mesele yalnızca hukuk tekniğinden ibaret değildir.

Seçmen belediye başkanına sadece adı ve soyadı için oy vermez. O kişinin temsil ettiği partiye, programa, kampanyaya, ittifaka, söyleme ve yerel yönetim anlayışına da oy verir.

Muhalefet partisinden seçilen bir belediye başkanı daha sonra iktidar partisine geçtiğinde şu soru kaçınılmaz olarak ortaya çıkar:

Seçmen o kişiye, seçimden sonra başka bir partiye geçsin diye mi oy verdi?

Bu yalnızca ahlaki bir soru değildir.

Demokratik temsilin ne anlama geldiğiyle ilgili temel bir sorudur.

Çünkü seçim, sandıkların kapandığı akşam bitmez. Seçmenin verdiği yetkinin siyasi anlamı, seçimden sonra da korunmak zorundadır.

Dosyaların sesi neden partiye göre değişiyor?

Bu sürecin adalet duygusunu en fazla zedeleyen yönlerinden biri de bazı dosyaların kamuoyundaki görünürlüğünün siyasi konuma göre değiştiği izlenimidir.

Muhalefette bulunan bir belediye başkanı hakkındaki iddialar günlerce manşetlerde tutulabiliyor. İhale dosyaları, aile şirketleri, geçmiş ilişkiler ve çeşitli suçlamalar televizyonlarda uzun uzun tartışılabiliyor.

Ancak aynı isim iktidar partisine yaklaştığında veya geçtiğinde, söz konusu dosyaların kamuoyundaki sesi belirgin biçimde azalabiliyor.

Somut bir yargı kararı olmadan “dosya kapatıldı” demek doğru değildir.

Fakat şunu söylemek mümkündür:

Bazı dosyalar hukuken kapanmasa bile parti değişiminden sonra medya ilgisini, siyasi ağırlığını ve kamuoyu görünürlüğünü kaybediyor.

Vatandaşın gördüğü tablo şu oluyor:

Muhalefetteyken dosya büyüyor.

İktidara yaklaşınca dosyanın sesi kısılıyor.

Bu algı bile başlı başına büyük bir güven sorunudur.

Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da ölçülür. Hukukun eşit uygulanmadığına dair güçlü bir kanaat oluşmuşsa, kurumlara duyulan güven de aşınır.

Belediyelerden parti genel merkezine uzanan süreç

Bugün geldiğimiz aşamada mesele artık yalnızca belediyeler değildir.

CHP kurultayının yargı kararıyla iptal edilmesi, seçilmiş parti yönetiminin görevden uzaklaştırılması ve önceki yönetimin yeniden göreve getirilmesi, tartışmayı doğrudan siyasi temsil alanına taşımıştır.

Ardından il ve ilçe örgütlerinin görevden alınması, değişim sürecinde oluşan kadroların parti örgütünden tasfiye edildiği düşüncesini güçlendirmiştir.

Bu nedenle yaşananları yalnızca “CHP içi kavga” veya “iki genel başkan arasındaki mücadele” olarak görmek eksik kalır.

Daha doğru tanım şudur:

Seçmenin değişim talebini taşıyan siyasi kadronun, parti tüzel kişiliğinden ve örgütsel altyapısından hukuk yoluyla ayrıştırılması.

CHP’deki değişim yalnızca birkaç yöneticinin tercihi değildi. Uzun yıllar sonra iktidar alternatifi olabileceğine inanan, yerel seçim sonuçlarıyla yeniden umutlanan ve kamuoyu araştırmalarında partisinin birinci sıraya yükseldiğini gören geniş bir seçmen kitlesinin beklentisini taşıyordu.

İnsanlar ilk kez uzun bir aradan sonra siyasi değişimin mümkün olabileceğine inanmaya başlamıştı.

Belediye seçimlerinde ortaya çıkan sonuç, yalnızca belediyelerin el değiştirmesi değildi. Toplumun önemli bir bölümünde “Belki bu kez değişebilir” duygusu oluşmuştu.

Şimdi ise bu değişimi temsil eden belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin ve örgütlerin hukuk ve idari kararlar yoluyla etkisizleştirildiği düşüncesi giderek güçleniyor.

Yeni bir parti kurulabileceğine ilişkin açıklamalar da tam olarak bu noktada anlam kazanıyor.

Bu, yalnızca yeni bir siyasi tabela arayışı değildir.

Değişim talebini taşıyan kadrolar, mevcut partinin tüzel kişiliğini ve örgütsel altyapısını kullanamaz hâle gelirse, seçmenin iradesini başka bir kurumsal yapı üzerinden temsil etmeye çalışacaktır.

Yeni parti ihtimali, bir yandan siyasi iradeyi koruma çabasıdır. Diğer yandan ise ana muhalefetin parçalanması, tarihsel örgüt bağlarının kopması ve muhalefet seçmeninin yeniden bölünmesi riskini taşımaktadır.

Böyle bir noktaya gelinmiş olması bile başlı başına demokratik bir alarmdır.

CHP’nin kendi sorumluluğu yok mu?

Bu yazı yalnızca “CHP mağdur ediliyor” yazısı olmamalıdır.

Adil olmak istiyorsak CHP’nin kendi zaaflarını da görmek zorundayız.

CHP çok sayıda belediye kazandı. Fakat bu kadar geniş bir yerel yönetim alanını devralmaya kadro, denetim ve kurumsal hazırlık açısından ne kadar hazır olduğu tartışılabilir.

Birçok yerde eski belediye bürokrasisi, ihale düzenleri, taşeron ilişkileri, yerel güç ağları ve geçmiş dönemden kalan alışkanlıklar varlığını sürdürdü.

Yeni seçilen yöneticiler bazen eski düzenle yeterince hızlı ve güçlü biçimde hesaplaşamadı. Bazı belediyelerde liyakat, şeffaflık ve denetim konusunda ciddi eksiklikler yaşanmış olabilir.

Eski düzenle hesaplaşmayan bir yönetim, bir süre sonra o düzenin ürettiği dosyalarla karşı karşıya kalabilir.

Bu ihtimal, iktidarın bütün operasyonlarını haklı çıkarmaz.

Ancak CHP’nin kırılganlığını açıklar.

Muhalefet belediyeleri gerçekten farklı bir yönetim anlayışı kurmak istiyorsa sadece seçim kazanmakla yetinmemelidir. İhale sisteminden belediye şirketlerine, kadro tercihlerinden harcama denetimine kadar her alanda şeffaf, hesap verebilir ve eski alışkanlıklardan kopmuş bir yapı oluşturmalıdır.

Kimse parti rozeti nedeniyle denetimden muaf olmamalıdır.

Fakat kimse parti rozeti nedeniyle diğerlerinden daha ağır bir hukukla da karşılaşmamalıdır.

Yolsuzlukla mücadele mi, siyasi mühendislik mi?

Türkiye’nin gerçek ve etkili bir yolsuzlukla mücadele politikasına ihtiyacı vardır.

Kamu malı hiçbir partinin, belediye başkanının veya bürokratın kişisel malı değildir. Belediyeler parti kasası, ihale dağıtım merkezi veya yerel rant mekanizması hâline getirilemez.

Bu CHP için de geçerlidir.

AK Parti, MHP, DEM Parti ve diğer bütün partiler için de geçerlidir.

Fakat gerçek yolsuzlukla mücadele seçici biçimde yürütülemez.

Gerçek bir hukuk düzeninde dosyalar partiye göre hızlanıp yavaşlamaz.

Kimse mahkeme kararı olmadan medya aracılığıyla suçlu ilan edilmez.

Şafak operasyonları siyasi gösteriye dönüştürülmez.

Tutuklama, henüz hüküm verilmeden cezalandırma aracı olarak kullanılmaz.

İktidar partisine geçen isimlerin dosyaları kamuoyunun gözünden kaybolmaz.

Muhalefet belediyeleri sürekli operasyonlarla karşılaşırken iktidar belediyelerindeki iddialar sessizce geçiştirilmez.

Seçilmiş yöneticilerin yerine kayyım veya başkanvekili getirilmesi olağan bir yönetim değiştirme yöntemi hâline gelmez.

Parti kongreleri ve kurultayları üzerindeki hukuki denetim, seçmenin ve delegelerin siyasi tercihlerini ortadan kaldıracak bir araca dönüşmez.

Bunlar sağlanmıyorsa toplumda oluşan algı kaçınılmazdır:

Soruşturma değil, siyasi mühendislik yapılıyor.

Bir ülkenin umudu nasıl azalır?

Bu yazının ilk hâlini -23.06.2026 -yazarken kaygılıydım.

Bugün ise bu kaygıya daha ağır bir duygu eşlik ediyor: Umudum azalıyor.

Sadece bir parti adına değil.

Sadece birkaç belediye başkanı veya siyasetçi adına değil.

Ülkem adına, geleceğimiz adına ve bizden sonra yaşayacak nesiller adına umudum azalıyor.

Çünkü bir ülkede insanlar sandığa giderek değiştirebileceklerine inanmayı bırakırsa, yalnızca bir seçim kaybedilmiş olmaz. Toplumun demokratik geleceğe olan inancı kaybedilir.

Gençler, “Oy versem ne değişecek?” diye sormaya başlar.

Çocuklarımız, seçimlerin yapıldığı fakat seçim sonuçlarının kalıcı olmadığı bir düzeni normal kabul ederek büyür.

Siyasete katılmak isteyen insanlar, halkın güvenini kazanmanın yeterli olmadığını; güçlü odaklarla karşı karşıya geldiklerinde hukuk, medya ve idari mekanizmalarla tasfiye edilebileceklerini düşünür.

Bir ülke için en büyük tehlikelerden biri budur.

İnsanların öfkelenmesi değil.

İnsanların artık hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmasıdır.

Çünkü öfke hâlâ bir itirazdır. Umutsuzluk ise insanı siyasetten, sandıktan ve ortak gelecek fikrinden uzaklaştırır.

Biz gelecek nesillere yalnızca yollar, binalar veya ekonomik göstergeler bırakmayacağız.

Onlara bir hukuk kültürü, bir demokrasi anlayışı ve birlikte yaşama biçimi de bırakacağız.

Çocuklarımızın yaşayacağı ülkede seçim sonuçları yöneticilerin hoşuna gittiği sürece mi geçerli olacak?

Yoksa halkın verdiği karar, iktidarın kim olduğuna bakılmaksızın korunacak mı?

Bugün verilmesi gereken asıl cevap budur.

Sandık yalnızca seçim günü korunmaz

31 Mart 2024 seçimlerinden sonra yaşananlar bize bir kez daha gösterdi:

Sandık iradesi yalnızca seçim günü korunmaz.

Seçimden sonra da korunur.

Bir belediye başkanı suç işlemişse yargılanmalıdır. Fakat yargılama, sandığın sonucunu değiştirmek için kullanılan bir araca dönüşmemelidir.

Bir belediye başkanı parti değiştirebilir. Fakat seçmenin verdiği oyun siyasi anlamı yok sayılamaz.

Bir belediye hakkında soruşturma açılabilir. Fakat soruşturmanın yöntemi, zamanı, dili ve sonucu toplumun adalet duygusunu zedelememelidir.

Bir siyasi partinin kurultayı hakkında hukuki denetim yapılabilir. Fakat bu denetim, seçmenin değişim talebini temsil eden bütün bir siyasi kadroyu ve örgüt yapısını etkisiz hâle getirmemelidir.

CHP’nin hataları ve yönetim zaafları eleştirilebilir. Fakat bu eleştiriler, iktidarın seçmen iradesini aşındırdığı yönündeki kaygıları görünmez kılmamalıdır.

Bugün mesele yalnızca kimin gözaltına alındığı, kimin tutuklandığı, hangi belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığı veya hangi il başkanının değiştirildiği değildir.

Mesele yalnızca Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş veya Hüseyin Can Güner de değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye’de seçmenin verdiği karar, seçimden sonra da geçerli sayılacak mı?

Adil ve demokratik bir ülkede bu sorunun cevabı çok basittir:

Evet.

Fakat bugün Türkiye’de bu cevabı güvenle vermek giderek zorlaşıyor.

Benim umudum azalıyor.

Ama sorumluluk duygum artıyor.

Çünkü geleceğimiz ve gelecek nesiller adına, hukukun siyasi bir tasfiye aracına dönüşmesine karşı çıkmak; hangi partiye oy verdiğimizden bağımsız olarak hepimizin görevidir.

Bir gün çocuklarımız bize “Bütün bunlar olurken siz ne yaptınız?” diye sorduğunda, en azından sessiz kalmadığımızı söyleyebilmeliyiz.

11.07.2026

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Milletvekilinin yüzü kime dönük? - 29 Ağustos 2026
  • Çerçeve Yasa, Seçici Adalet ve Açıklanmayan Yol: Bu Demokrasi mi? - 06 Ağustos 2026
  • Umutsuzluktan Yeni Bir İhtimale: YENİ Parti Gerçekten Yeni Olabilir mi? - 25 Temmuz 2026
  • Yeter Artık: Sandığı Yenenler, Sandıktan Korkanlar - 31 Mayıs 2026
  • İstanbul'da Emeklilik: Kombiyi Kısarak Geçen Bir "İkinci Bahar" - 02 Mayıs 2026
  • Siyasette "Ara Seçim" Bilmecesi: 30 Vekil İstifası Erken Seçimi Getirir mi? - 23 Nisan 2026
  • Omurgasızlığa Esneklik Demeyin - 21 Nisan 2026
  • Her gün operasyonla uyanmak, her gün adalete uyanmak değildir - 20 Nisan 2026
  • Kurşun Sesi En Son Aşamadır: Çürüme Evimizin İçinde - 17 Nisan 2026
  • Adalet Seçmeli Olmaz: İran Zayıflarsa Ne Olur? - 02 Mart 2026
  • Sessizlikte Yeniden Başlayan İnsanlık - 25 Ocak 2026
  • Düşünmekten Emekli Olan İnsan: Direksiyonda Kim Var? - 17 Ocak 2026
  • Yavaş Alıştırma Süreci: İmralı Kararının İki Yüzü Ve Gizli Ajandası - 23 Kasım 2025
  • Masumiyetin Yargısı: Kim Temiz Kalabildi? - 18 Ekim 2025
  • Bir Günde Medya Dünyası Sarsıldı: Can Holding Operasyonu ve Ardındaki Gerçekler - 11 Eylül 2025
  • Rakamlar Masada , Hayatlar Sokakta - 13 Ağustos 2025
  • "Seçim Barajını Düşürün, Yaşı da Sınırlayın!" - 05 Ağustos 2025
  • Kaptan Saadet, Rotasını Gazze'ye Çizdi - 03 Ağustos 2025
  • Terörsüz Türkiye: Merdiven Nereye Çıkıyor? - 17 Temmuz 2025
  • Terörsüz Türkiye Söylemi: Sessizlik mi, Barış mı? - 15 Temmuz 2025
  • 1
  • 2
  • 3
Çok Okunan Haberler
20 Eylül’de Beykoz’da hangi yollar kapanacak? L’Étape Türkiye için trafik düzenlemesi
20 Eylül’de Beykoz’da hangi yollar kapanacak? L’Étape Türkiye...
Lüks yaşam vergi radarında: 16 bin 307 yüksek gelirli mükellef gözetimde
Lüks yaşam vergi radarında: 16 bin 307 yüksek gelirli mükellef gözetimde
Babacan ve Ağıralioğlu'ndan Öcalan'a
Babacan ve Ağıralioğlu'ndan Öcalan'a "villa" tartışmasına tepki:...
İBB'den öğrencilere yeni destek paketi: Kırtasiye, kıyafet, beslenme ve 1 TL abonman
İBB'den öğrencilere yeni destek paketi: Kırtasiye, kıyafet, beslenme...
Aynı hastalık, farklı belirtiler: IBS neden herkeste başka türlü ortaya çıkıyor?
Aynı hastalık, farklı belirtiler: IBS neden herkeste başka türlü...
Iğdır'da mikrodalga fırın patladı, apartman dairesinde yangın çıktı
Iğdır'da mikrodalga fırın patladı, apartman dairesinde yangın çıktı
ABD'den Suudi Arabistan'a 48 F-35 onayı: İran, İsrail ve Çin denkleminde ne değişecek?
ABD'den Suudi Arabistan'a 48 F-35 onayı: İran, İsrail ve Çin denkleminde...
Ana Sayfa
Gündem
Dünya
Ekonomi
Eğitim
Sağlık
Kadın
Politika
Siyaset
Yerel
İnsan Hakları
Kültür-Sanat
Spor
Çevre
Bilim ve Teknoloji
Asayiş
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Vefatlar
Yerel Haberler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Vefatlar
  • Üye Paneli
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.