Bazen insan artık yeni sözler, yeni vaatler duymak istemiyor. Aynı anlayışların farklı sonuçlar doğurmasını beklemekten yoruluyor.
Gücü elinde tutmayı her şeyin önüne koyan, kendisini vazgeçilmez gören ve kendi siyasi geleceğini toplumun geleceğiyle bir tutan anlayışın değişmesi gerektiğine inanıyorum.
İsrail seçimlerinin ardından Netanyahu'nun koalisyon arayışına ihtiyaç duyması, 3 Kasım'daki ABD Kongre seçimlerinde Trump'ın partisinin çoğunluğu kaybetme ihtimali, bana aynı soruyu yeniden düşündürüyor:
Acaba bu kez farklı bir dönemin kapısı aralanır mı?
Netanyahu'nun, Trump'ın ve siyaseti bir güç mücadelesine dönüştüren benzer yönetim anlayışlarının güç kaybetmesini diliyorum. Çünkü mesele yalnızca kişiler değil.
Hiçbir ülke bir kişiden ibaret değildir. Hiçbir makam sonsuz, hiçbir yönetici vazgeçilmez değildir.
Gazze'de, Lübnan'da, İran'da yaşananları gördük. Stratejik hesapların, güç mücadelelerinin ve bitmeyen çatışmaların sonuçlarına yeterince tanık olduk.
“Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” derler. Ama insan ister istemez soruyor: Daha ne kadar artsın? Daha ne kadar beklensin? Daha kaç insan bedel ödesin?
Bazen bu söz söylenir, söylenir; fakat beklenen son bir türlü gelmez. Olan, arada hayatını kaybedenlere, geleceğinden olanlara ve geride kalanlara olur.
Ben artık zulmün artmasını değil, onu mümkün kılan anlayışların değişmesini diliyorum.
Elbette isimlerin değişmesi her şeyi çözmez. Yeni gelenlerin de aynı yolu izlemeyeceğinin garantisi yok. Ama aynı anlayışların devamından farklı sonuçlar beklenir mi?
Belki alternatifler de beklentilerimizi karşılamayacak. Belki yine hayal kırıklığı yaşayacağız. Ama en azından başka bir ihtimalin, başka bir yönetim anlayışının neler getirebileceğini görmüş olacağız.
Dileğim, yalnızca yöneticilerin değil; savaşları, kutuplaşmayı, adaletsizliği ve gücün sınırsız kullanımını besleyen politikaların da değişmesi.
Artık dünya küresel bir köy. Sınırlar haritalarda varlığını korusa da hiçbir ülkenin yaşadıkları yalnızca kendisini ilgilendirmiyor. Hepimiz aynı dünyanın, aynı geleceğin parçalarıyız.
Umarım önümüzdeki dönem, gücün değil hukukun, çatışmanın değil diplomasinin, korkunun değil özgürlüğün öne çıktığı bir dönemin başlangıcı olur.
Cumhuriyetimizin 103. yılında, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin yalnızca sözlerde değil, yönetim anlayışlarında da karşılık bulmasını diliyorum.
Gördük, yaşadık, sonuçlarına tanık olduk. Bir de alternatiflerini görmek nasip olsun.








