Haber: Sibel Boz
Konuşmasına kendi gazetecilik geçmişini anlatarak başlayan Can Uğur, uzun yıllardır farklı mecralarda gazetecilik yaptığını, bugün de Cumhuriyet Gazetesi’nde haber müdürü olarak görev yaptığını belirtti. Türkiye’de Basın özgürlüğü tartışmasının çok eskiye dayandığını ifade eden Uğur, gazeteciliğin bu ülkede çoğu zaman yalnızca haber üretmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda halkın çıkarını savunma ve toplumsal gerçekleri görünür kılma sorumluluğu taşıdığını vurguladı.
“Gazetecilik, toplumun çıkarını esas alıyorsa iktidarla çatışır”
Can Uğur, Türkiye gibi ülkelerde gazeteciliğin emperyalizm, sömürü, rant ve iktidar ilişkilerinden bağımsız düşünülemeyeceğini belirterek, halkın ve yurttaşların çıkarını esas alan bir gazeteciliğin kaçınılmaz biçimde iktidarla karşı karşıya geldiğini söyledi. Sadece iktidarın değil, zaman zaman muhalefetin de rahatsız olduğu gerçekleri yazmanın gazeteciliğin doğasında bulunduğunu ifade eden Uğur, bu nedenle basın özgürlüğü tartışmasının doğrudan ülkenin siyasal yapısıyla bağlantılı olduğunu dile getirdi.
Tutuklu gazetecilerin ortak özelliğinin, ülkedeki gidişattan duydukları rahatsızlığı bilgi ve belgelerle ortaya koymaları olduğunu söyleyen Uğur, bu nedenle gazetecilere yönelik baskının aslında toplumun tamamına yönelen daha geniş bir baskı mekanizmasının parçası olduğunu ifade etti.
“Mesele yalnızca gazeteciler değil, bütün toplumsal muhalefet”
Konuşmasında yalnızca gazetecilerin değil, sendikacıların, öğrencilerin, çevre mücadelelerinin ve farklı toplumsal kesimlerin de aynı baskı düzeninin hedefi olduğunu vurgulayan Uğur, Türkiye’de hiçbir mücadelenin birbirinden kopuk ele alınamayacağını söyledi. Ona göre herkes aynı siyasal düzenin içinde, farklı koltuklarda oturuyor; bu nedenle mücadele de birleşik bir hatta ihtiyaç duyuyor.
Can Uğur, basın özgürlüğü mücadelesinin de dar bir mesleki çerçevede ele alınamayacağını, bunun ancak örgütlü bir toplumsal muhalefetle anlam kazanabileceğini belirtti. “Süperstar gazeteciler”, “süperstar avukatlar” ya da bireysel kahramanlık hikâyeleriyle bu tablonun değişmeyeceğini söyleyen Uğur, kalıcı değişimin örgütlü halk hareketiyle mümkün olacağını ifade etti.
“İsmail Arı, kader diye sunulan düzene itiraz ettiği için tutuklu”
İsmail Arı’nın neden tutuklandığı sorusuna da değinen Can Uğur, bunun soyut ya da karmaşık gerekçelerle değil, çok somut olarak kamuoyuna mal olmuş adaletsizlikleri ve tarikat-cemaat ilişkilerini yazdığı için gerçekleştiğini söyledi. Özellikle Zehra Kınık davası ve Menzil yapılanmasına ilişkin haberleri hatırlatan Uğur, Arı’nın tam da bu nedenle hedef haline geldiğini savundu.
Can Uğur’a göre İsmail Arı’nın tutuklanması, toplumun önüne iki seçenek koyuyor: Ya bu düzene sessiz kalıp yazmaktan vazgeçmek ya da bu “deliliklere” karşı yan yana gelerek itiraz etmek. Uğur, gazetecilikten beklenenin de tam olarak bu itirazı sürdürmek olduğunu belirtti.
“Rejim, kendisini tehdit eden herkesi hedef alıyor”
Konuşmasında Ekrem İmamoğlu örneğine de değinen Uğur, iktidarın kendisi için tehdit olarak gördüğü kişi ve kurumları hedef aldığını söyledi. İmamoğlu’nun, belediyecilik alanında attığı bazı adımlar nedeniyle rejim tarafından tehdit olarak görüldüğünü savunan Uğur, aynı durumun gazeteciler, öğrenciler ve diğer toplumsal muhalefet unsurları için de geçerli olduğunu ifade etti.
Uğur, bu rejimin sanıldığı kadar değiştirilemez olmadığını, en temel çözümün örgütlenmek ve birlikte hareket etmek olduğunu vurguladı. Farklı toplumsal kesimlerin çıkar değil dayanışma temelinde yan yana gelmesinin, mevcut yapıda gedikler açtığını belirten Uğur, bu birlikteliğin büyütülmesi gerektiğini söyledi.
“Yan yana gelişlerimiz rejime açılan gediklerdir”
Konuşmasının sonunda siyasal İslamın ve mevcut baskı düzeninin kendiliğinden ortadan kalkmayacağını söyleyen Can Uğur, bunun ancak uzun soluklu, örgütlü ve birleşik bir mücadeleyle aşılabileceğini ifade etti. Medyanın da bu mücadelenin önemli ayaklarından biri olduğunu belirten Uğur, bilginin yayılması ve gerçeklerin görünür kılınmasının toplumsal muhalefetin güçlenmesinde belirleyici rol oynadığını dile getirdi.
Can Uğur, hem tutuklu gazetecilerle dayanışmayı sürdüreceklerini hem de bu ülkenin yurtseverleri olarak mücadeleye devam edeceklerini belirterek konuşmasını tamamladı.

















