İtalyan bilim insanları tarafından gerçekleştirilen yeni bir araştırma,
Kalp Krizi geçiren hastaların koroner kanında mikro ve nanoplastiklere daha sık rastlandığını ortaya koydu.Hakemli bilimsel dergi
European Heart Journal’da yayımlanan araştırmaya, koroner anjiyografi uygulanan toplam 61 hasta dâhil edildi. Katılımcıların 19’u ST yükselmeli miyokard enfarktüsü olarak adlandırılan ciddi bir kalp krizi geçirmişti. Diğer katılımcıların 20’sinde kronik koroner sendrom bulunurken, 22 kişinin koroner damarlarında anjiyografi sırasında belirgin bir hastalık tespit edilmedi.
Kalp krizi grubunda oran yüzde 84,2
Araştırmacılar, hastaların hem kalbi besleyen koroner damarlarından hem de vücudun çevresel dolaşımından
kan örnekleri aldı.Yapılan analizlerde mikro ve nanoplastiklere kalp krizi geçiren hastaların yüzde 84,2’sinde rastlandı. Plastik tespit oranı kronik koroner sendromu bulunanlarda yüzde 40, koroner damarları normal görünen kontrol grubunda ise yüzde 31,8 olarak belirlendi.Kalp krizi hastalarında yalnızca plastik tespit sıklığının değil, bulunan plastiklerin konsantrasyonunun ve çeşitliliğinin de daha yüksek olduğu bildirildi. En yüksek yoğunluklar doğrudan kalbi besleyen damarlardan alınan kan örneklerinde ölçüldü.Araştırmada en sık karşılaşılan plastik türü, ambalajlar ve çok sayıda tüketici ürününde kullanılan polietilen oldu. Polietilen, tespit edilen plastik türlerinin yüzde 97’sini oluşturdu.
İnflamasyon belirteçleri de daha yüksekti
Kalp krizi geçiren hastalarda interlökin-6 ve tümör nekroz faktörü alfa gibi inflamasyonla ilişkili belirteçlerin daha yüksek olduğu görüldü.Mikro ve nanoplastik tespit edilen örneklerde inflamatuvar belirteçlerin de daha yüksek bulunması, araştırmacılar tarafından plastik yükü ile kalp ve damar hastalıklarında görülen inflamasyon arasında olası bir ilişki bulunduğu şeklinde değerlendirildi. Ancak çalışma, plastik parçacıklarının inflamasyona doğrudan neden olup olmadığını belirleyecek şekilde tasarlanmadı.
Sigara kullananlarda yaklaşık altı kat daha fazla
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de sigara kullanımıyla ilgili oldu.Sigara kullanma geçmişi bulunan hastaların kanında mikro ve nanoplastik tespit edilme ihtimali yaklaşık 5,7 kat daha yüksek bulundu. Çok değişkenli analizde sigara geçmişi, plastik tespitinin tek bağımsız belirleyicisi olarak öne çıktı.Uzun süre yüksek düzeyde PM2.5 hava kirliliğine maruz kalan hastalarda da plastiklere daha sık rastlandı. Hem sigara kullanan hem de yüksek hava kirliliğine maruz kalan hastaların tamamında tespit edilebilir düzeyde plastik bulundu. Sigara kullanmayan ve yüksek hava kirliliğine maruz kalmayan grupta ise bu oran yüzde 12,5 olarak kaydedildi.Araştırmacılar, bu bulguların sigara dumanı ve hava kirliliğinin mikroplastiklerin insan dolaşımına girmesinde rol oynayabileceği ihtimalini desteklediğini belirtti.
“Mikroplastikler kalp krizine neden oluyor” denilemiyor
Araştırma önemli bir ilişki ortaya koysa da bilim insanları, sonuçların neden-sonuç bağlantısı olarak yorumlanamayacağının altını çiziyor.Çalışmanın kesitsel ve gözlemsel yapıda olması nedeniyle plastiklerin kalp krizinden önce mi kanda bulunduğu, kalp krizi sırasında mı arttığı veya her iki durumun da sigara ve hava kirliliği gibi ortak çevresel etkenlerden mi kaynaklandığı belirlenemiyor.Örneklerin kalp krizi sırasında veya sonrasında alınmış olması da hastaların olaydan önceki
Mikroplastik seviyelerinin bilinmediği anlamına geliyor. Ayrıca araştırmaya yalnızca 61 kişinin katılması, sonuçların daha geniş nüfusa genellenmesini sınırlandırıyor.Kontrol grubu da genel toplumdan seçilmiş tamamen sağlıklı kişilerden değil, koroner anjiyografi uygulanan ancak damarları normal görünen hastalardan oluşuyor.
Plastik ölçüm yöntemleri tartışılıyor
İnsan kanında mikro ve özellikle nanoplastiklerin ölçülmesi bilim dünyasında hâlâ teknik açıdan güç bir alan olarak kabul ediliyor. Numune toplama araçları, tıbbi cihazlar ve laboratuvar ortamındaki plastikler sonuçları kirletebiliyor.Araştırmacılar kirlenme riskini azaltmak için kullanılan malzemeleri test etti ve aynı hastadan alınan farklı kan örneklerinde benzer plastik türlerini karşılaştırdı. Buna rağmen uzmanlar, dışarıdan bulaşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirtiyor.Queensland Üniversitesi Çevre Sağlığı Bilimleri İttifakı Direktörü Prof. Kevin Thomas, kullanılan piroliz-gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi yönteminin biyolojik yağları polietilen veya PVC işareti olarak yanlış tanımlayabileceğini savundu. Thomas, sonuçların plastik varlığını kesin olarak göstermekten ziyade şüpheli veya varsayımsal bir tespit olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Alcalá Üniversitesi’nden Prof. Roberto Rosal da küçük örneklem büyüklüğü, gruplar arasındaki sigara kullanımı ve hastalık farklılıkları ile ölçüm yönteminden kaynaklanabilecek yanlış pozitif sonuçların araştırmanın gücünü sınırladığını ifade etti.Buna karşılık Newcastle Üniversitesi’nden Prof. Thava Palanisami, çalışmanın koroner dolaşımdaki mikroplastikler, inflamasyon, sigara ve hava kirliliği arasındaki ilişkiye dair önemli bir erken bulgu sunduğunu belirtti. Palanisami, kesin bir sonuca ulaşmak için standartlaştırılmış ölçüm yöntemleri kullanan daha büyük ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Daha büyük çalışmalar gerekiyor
Araştırmanın sonuçları, mikro ve nanoplastiklerin kalp-damar sağlığıyla ilişkili olabileceğine dair mevcut bilimsel bulgulara yeni bir veri ekliyor.Ancak mikroplastiklerin kalp krizini doğrudan tetiklediğini söyleyebilmek için hastaların uzun yıllar izlendiği, plastik maruziyetinin olaydan önce ölçüldüğü ve sigara, beslenme, mesleki maruziyet ile hava kirliliği gibi faktörlerin daha ayrıntılı biçimde kontrol edildiği geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.Mevcut bulgular, sigarayı bırakmak ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmak gibi zaten kalp-damar sağlığı açısından önerilen önlemlerin önemini bir kez daha gündeme getirirken, yalnızca bu araştırmaya dayanılarak mikroplastiklere yönelik yeni bir tıbbi tedavi veya bireysel tarama önerilmiyor.