Sadece 48 saat arayla yaşanan iki saldırı, eğitim camiasında derin endişe yarattı. 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek’te bir liseye pompalı tüfekle giren 19 yaşındaki eski öğrencinin 16 kişiyi yaralaması, ertesi gün ise Kahramanmaraş Onikişubat’ta 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin silahla gerçekleştirdiği saldırı, gözleri okul güvenliği konusuna çevirdi. Ancak Eğitimci Adem Bican’a göre asıl mesele, kapıdaki güvenlik açığından çok daha derin bir sosyolojik ve pedagojik kırılmada yatıyor.
“Tehdit dışarıdan değil, içeriden geliyor”
Adem Bican, her iki olayda da faillerin okulun öğrencisi ya da eski öğrencisi olduğuna dikkat çekerek, yalnızca fiziksel güvenlik önlemlerine odaklanmanın yetersiz kalacağını söyledi.
Bican, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:
“14 yaşındaki bir çocuğun çantasında silahla okula girmesi ya da 19 yaşındaki bir gencin okulu basması, sadece güvenlik görevlilerinin atlanması değildir. Bu; rehberlik sisteminin, aile takibinin ve toplumsal farkındalığın atlanmasıdır. Çocuğun içindeki öfkeyi, dışlanmışlığı ve şiddet eğilimini okul koridorlarında ya da evde fark edemiyorsak, tetiği kimin çekeceğini önceden bilemeyiz. X-Ray cihazları çocukların çantalarını tarayabilir ama ruhlarını tarayamaz. Asıl inşa etmemiz gereken şey, çocukların psikolojik güvenliğidir.”
Aile, okul ve dijital dünya birlikte ele alınmalı
Bican, sorunun yalnızca okul sınırları içinde çözülemeyeceğini belirterek ailelere ve dijital platformların etkisine de dikkat çekti. Siverek’teki saldırganın olay öncesinde sosyal medyada tehdit izleri bıraktığını, Kahramanmaraş’taki öğrencinin ise evdeki silahlara erişebildiğini hatırlatan Bican, bunun ciddi bir ihmal ve kırılma işareti olduğunu ifade etti.
“Evlatlarımızın dijital ayak izlerini takip etmediğimiz, şiddeti normalleştiren oyunlardan ve sanal zorbalıktan onları koruyamadığımız bir ortamda, okulları yüksek duvarlı kalelere çevirmek çözüm değildir. Evinde silah bulunduran bir ebeveynin, çocuğunun buna erişmesini engelleyememesi izah edilemez bir ihmaldir. Aile evde bilinçli bir koruma hattı oluşturmadığı sürece, öğretmenin çabası tek başına yeterli olamaz.”
“Yasal adımlar önemli ama aile desteği şart”
Bican, son dönemde Meclis gündemine gelen ve belirli yaş gruplarına sosyal medya kısıtlaması getirilmesini öngören düzenleme hazırlıklarının önemli olduğunu, ancak tek başına yeterli olmayacağını söyledi.
“Devletin, çocukları sosyal medyanın denetimsiz algoritmalarından ve siber zorbalıktan korumaya yönelik yasal yaş sınırı hazırlıkları, sahadaki çığlığa verilmiş yerinde bir reflekstir. Ancak unutulmamalıdır ki, en güçlü kanun bile ailenin yerini tutamaz. Yasal sınırları, evde bilinçli ebeveyn takibi ve doğru iletişimle desteklemezsek çocuklarımız bu karanlık dünyalara farklı yollarla girmeye devam edecektir.”
“Gençlere umut ve hedef verilmeden çözüm olmaz”
Kalıcı çözümün yalnızca güvenlik önlemlerinden değil, gençlere yeni bir yön ve gelecek sunmaktan geçtiğini belirten Bican, özellikle bilim, sanat, spor ve üretim alanlarında çocukların desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
“İçindeki potansiyeli bilimle, sanatla, sporla ya da üretimle ortaya koyamayan gençler, varlıklarını maalesef tahrip ederek kanıtlamaya çalışıyor. Gençlerimizi uluslararası yarışmalara, bilime ve teknolojiye yönlendirmek, onların elinden silahı alıp yerine geleceği vermektir. Hedefi ve umudu olan bir genç, o karanlık sarmalın içine düşmez.”
Bican’a göre Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca daha fazla güvenlik personeli ya da daha sıkı kapı kontrolleri değil; çocukların ruhsal, sosyal ve dijital dünyasını birlikte gözeten bütüncül bir koruma anlayışı.

















