Türkiye’de “fon krizi” olarak adlandırılan süreç, yalnızca birkaç günlük piyasa dalgalanması olmaktan çıktı. Yatırım fonlarında yaşanan likidite sorunları, tasfiye kararları, gözaltılar ve para hareketlerine yönelik incelemeler, düzenleyici kurumların zamanında müdahale edip etmediği tartışmasını gündeme taşıdı.
Asıl soru şu: Sorun gerçekten birdenbire mi ortaya çıktı, yoksa daha önce bilinen riskler yeterince hızlı giderilemedi mi?
SPK sorunu 2025 sonunda tespit etmişti
SPK’nın 18 Eylül’de yayımladığı açıklamaya göre bazı serbest yatırım ve para piyasası fonlarının, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal göstergeleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığı 2025’in son çeyreğinde gözlemlendi.
Konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine taşındı ve ertesi gün SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturuldu. İlk önlemler aralıkta alınırken kapsamlı yatırım fonu rehberi ise 28 Ağustos 2026’da yayımlandı. SPK, düzenlemelerin ilişkili taraf işlemleri, olağandışı fiyat hareketleri ve sistemik riskleri sınırlamak amacıyla yapıldığını açıkladı.
İhmal tartışmasının merkezinde de bu zaman farkı bulunuyor.
Kriz eylülde görünür hale geldi
Yeni düzenlemelerin ardından bazı fonlarda yoğun çıkış talepleri ve likidite sıkışıklığı yaşandı. Finansal İstikrar Komitesi 17 Eylül’de yaptığı açıklamada piyasalardaki hareketliliğin sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarında yaşanan kredi ve likidite sorunlarından kaynaklandığını belirtti.
Komite, Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarının genelinde temel veya yapısal bir risk bulunmadığını, sorunun belirli bir alanda yoğunlaştığını ve “geçici ve yönetilebilir” olduğunu bildirdi. Aynı zamanda likidite sıkışıklığını gidermek ve bulaşma riskini önlemek amacıyla tedbir alınacağını açıkladı.
Tasfiye kapsamına alınan fon sayısı 131’e ulaşırken SPK, fonlardaki varlıkların hızlı satışla daha fazla değer kaybetmesini önlemek amacıyla başlangıçta üç ay olan azami tasfiye süresini altı aya çıkardı.
Soruşturmanın boyutu genişliyor
Konu yalnızca piyasa düzenlemeleriyle sınırlı kalmadı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında gözaltılar ve malvarlığı tedbirleri uygulanmaya başladı. Adalet Bakanlığı, 21 Eylül’de iki kişinin daha gözaltına alındığını, şüphelilerin tutuklu bir kişiye İsviçre’deki hesabı üzerinden milyonlarca dolarlık ve yüz milyonlarca liralık transfer yaptığının tespit edildiğini açıkladı. Soruşturma ve yargı süreci devam ediyor.
Bu gelişmeler, fonlardaki likidite probleminin ötesinde para hareketleri ve olası piyasa manipülasyonu iddialarının da incelendiğini gösteriyor.
Peki ihmal var mı?
Şu aşamada hukuken “ihmal vardır” şeklinde kesin bir sonuca varılmış değil.
Ancak SPK’nın kendi açıklaması, düzenleyici kurumların sorundan 2025’in sonlarından itibaren haberdar olduğunu gösteriyor. Kurumlar bu tarihten sonra çeşitli tedbirler aldı ve kapsamlı rehber için Borsa İstanbul, Takasbank, MKK ve sektör temsilcileriyle çalışma yürüttü.
Tartışmanın odak noktası ise şu:
Risk biliniyorsa, bazı fonların bu ölçüde büyümesi ve sorunun yatırımcıların çıkış taleplerini karşılayamayacak seviyeye gelmesi daha önce önlenebilir miydi?
Bu sorunun yanıtı düzenleyici kurumların denetim kayıtları, Meclis araştırmaları ve devam eden adli soruşturmalarla netleşecek.
Muhalefetten peş peşe önerge ve açıklamalar
Fon krizi, farklı muhalefet partilerini benzer sorular etrafında bir araya getirdi.
CHP, sürecin bütün yönleriyle araştırılması için Meclis araştırması önergesi verdi. Önergede krizin yalnızca Eylül ayında ortaya çıkan tek günlük bir likidite sorunu olmadığı, 2025 sonlarında görünür hale gelen gelişmelerin yaklaşık 10 aylık bir sürecin sonunda ödeme krizine dönüştüğü savunuldu. CHP Grup Başkanı Faik Öztrak da siyasi ve hukuki sorumluluğun araştırılmasını istedi.
İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, devlet ve iktidarın denetim sorumluluğunu yerine getirmediğini savundu. DEM Parti ise manipülasyon iddiaları, yatırımcı zararları, kamu kurumlarının denetim sorumluluğu ve kamu kaynaklarının olası kullanımı için Meclis araştırması istedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fonların ve hisselerin değerini yapay biçimde yükselten işlemler varsa bunların piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ise para hareketlerinin ve gerçek faydalanıcıların ortaya çıkarılmasını istedi. Bunlar siyasi değerlendirmeler olup sorumluluklara ilişkin kesinleşmiş yargı kararları henüz bulunmuyor.
Tartışmanın merkezinde tek soru var
Ekonomi yönetimi, sorunun sermaye piyasasının geneline yayılmadığını ve alınan tedbirlerle kontrol altında tutulduğunu savunuyor. Muhalefet ise riskin aylar öncesinden biliniyor olmasına rağmen neden daha erken ve etkili müdahale edilmediğinin açıklanmasını istiyor.
Bu nedenle fon krizinin bundan sonraki aşamasında yalnızca yatırımcıların ne kadar zarar edeceği değil, SPK’nın hangi tarihte ne bildiği, hangi tedbirin neden geciktiği, para hareketlerinin nereye uzandığı ve varsa idari, siyasi veya cezai sorumluluğun kimlere ait olduğu tartışılacak.
Karşı Sav Haber Merkezi














