Dünyanın en büyük ekonomisi, kamu maliyesinde yeni ve sembolik bir eşiği geride bıraktı.ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre ülkenin toplam federal borcu ilk kez 40 trilyon doları aşarak yaklaşık 40,05 trilyon dolara ulaştı. Borç yalnızca mart ayında 39 trilyon dolar, Ekim 2025’te ise 38 trilyon dolar seviyesindeydi. Başka bir ifadeyle ABD, son 1 trilyon dolarlık borcu beş aydan kısa sürede ekledi.Ancak 40 trilyon dolarlık rakamın ne ifade ettiğini doğru okumak gerekiyor.Toplamın yaklaşık 32,3 trilyon doları “kamu tarafından tutulan borç”tan, yaklaşık 7,8 trilyon doları ise Sosyal Güvenlik ve diğer federal fonların ellerindeki Hazine tahvilleri gibi hükümet içi yükümlülüklerden oluşuyor. Ekonomistler bu nedenle ülkenin mali durumunu değerlendirirken yalnızca brüt 40 trilyon dolarlık rakama değil, kamu tarafından tutulan borcun millî gelire oranına da bakıyor.
Borç 2017’den bu yana iki kattan fazla arttı
ABD’nin toplam federal borcu Donald Trump’ın ilk kez göreve geldiği Ocak 2017’de yaklaşık 19,95 trilyon dolar seviyesindeydi. Bugün bu rakam iki katını aşmış durumda.Ancak artışı yalnızca tek bir başkana veya tek bir politikaya bağlamak mümkün değil.Reuters’ın analizine göre borçtaki yükselişte Trump ve Joe Biden dönemlerindeki politika kararlarının yanı sıra COVID-19 salgını sırasında yapılan olağanüstü harcamalar, uzun süredir devam eden vergi-gider dengesizliği, Sosyal Güvenlik ve Medicare gibi programların artan maliyetleri ve giderek büyüyen faiz faturası etkili oldu. Pandemiye verilen ekonomik yanıtın tek başına son yıllardaki borç artışının yaklaşık üçte birini oluşturduğu belirtiliyor.2026’da buna İran savaşı nedeniyle artan savunma harcamaları da eklendi. Associated Press, mevcut borç tablosunun Washington’ın bir taraftan savunma bütçesini büyütürken diğer taraftan hayat pahalılığını düşürme hedefi arasındaki mali gerilimi daha görünür hâle getirdiğine dikkat çekiyor.Faiz faturası artık Medicare’den büyük
40 trilyon dolarlık borcun en önemli sonuçlarından biri, hükümetin eski borçlarını finanse etmek için ödediği faizin hızla büyümesi.Reuters’a göre federal borcun faiz giderleri artık Medicare’i geride bırakarak federal hükümetin en büyük harcama kalemlerinden biri hâline geldi.Kongre Bütçe Ofisi’nin 2026 tahminine göre federal hükümet bu yıl yalnızca net faiz ödemelerine yaklaşık 1 trilyon dolar harcayacak. Faiz giderlerinin 2036’da 2,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.CBO’ya göre net faiz harcamaları 2026’da millî gelirin yüzde 3,3’üne denk gelirken bu oranın 2036’da yüzde 4,6’ya çıkması bekleniyor.Bu yükseliş kendi kendini besleyen bir döngü yaratabiliyor: Borç büyüdükçe faiz ödemeleri artıyor, faiz ödemelerini karşılamak için daha fazla borçlanılıyor ve yeni borçlar gelecekteki faiz faturasını daha da yükseltiyor.CBO: Borç ekonomiden daha hızlı büyüyecek
Kongre Bütçe Ofisi’nin mevcut yasalara dayanan tahminleri de sorunun 40 trilyon dolarlık psikolojik eşiğin ötesinde olduğunu gösteriyor.CBO, kamu tarafından tutulan federal borcun 2026’da ABD millî gelirinin yaklaşık yüzde 101’ine ulaşacağını hesaplıyor.Mevcut politikalar önemli ölçüde değiştirilmezse bu oranın 2036’da yüzde 120’ye çıkması bekleniyor. Bu seviye, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki tarihî zirvenin de üzerinde.Aynı projeksiyonda 2026 bütçe açığının yaklaşık 1,9 trilyon dolar olması bekleniyor. CBO, açığın 2036’da 3,1 trilyon dolara kadar yükselebileceğini öngörüyor.Trump’ın 2025 tarihli yasası da tartışmanın merkezinde
Muhalefetin Trump yönetimine yönelttiği eleştirilerin önemli bölümünü 2025 yılında kabul edilen büyük vergi ve harcama paketi oluşturuyor.Kongre Bütçe Ofisi, Temmuz 2025’te yürürlüğe giren uzlaşma yasasının 2025-2034 dönemindeki toplam federal açıkları, ekonomik etkiler ve faiz maliyetleri hesaba katıldığında, önceki tahmine göre yaklaşık 4,2 trilyon dolar artıracağını hesapladı.Yalnızca artan borcun getireceği ek faiz giderinin yaklaşık 718 milyar dolar olması bekleniyor.Demokratlar bu nedenle Cumhuriyetçileri bir yandan kamu harcamalarında kesinti söylemi kullanırken diğer yandan vergi düzenlemeleri ve savunma harcamalarıyla açığı büyütmekle suçluyor.Temsilciler Meclisi Demokrat Lideri Hakeem Jeffries, geçtiğimiz ay Cumhuriyetçilerin bütçe politikasını eleştirirken özellikle İran’daki askerî operasyonlara ayrılan ilave milyarlarca dolara karşı çıkmış ve kamu kaynaklarının Amerikalıların hayat pahalılığı sorunlarına yöneltilmesi gerektiğini savunmuştu.Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesinin önde gelen Demokratı Adam Smith de yönetimin yüksek savunma bütçesini sorgularken, ABD’nin borcunun 40 trilyon dolara yaklaşmış olduğu bir dönemde bu ölçekte askerî harcamaların gerçekçi olup olmadığının tartışılması gerektiğini söylemişti.Beyaz Saray: “İsrafı azaltıyor, ekonomiyi büyütüyoruz”
Trump yönetimi ise borç artışının kendi ekonomik programının başarısızlığı olarak yorumlanmasına karşı çıkıyor.Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, yönetimin federal harcamalardaki “israf, dolandırıcılık ve kötüye kullanımı” azaltmaya odaklandığını, aynı zamanda ekonomik büyümeyi hızlandırarak borcun millî gelire oranını aşağı yönlü bir patikaya sokmayı hedeflediğini açıkladı.Yönetim ayrıca gümrük tarifelerinden elde edilen gelirlerin bütçe açığının azaltılmasına katkı sağlayacağını savunuyor.Bağımsız Committee for a Responsible Federal Budget’ın daha önce yaptığı hesaplamalar da yeni tarifelerin uzun vadede trilyonlarca dolarlık gelir yaratabileceğini gösteriyor. Ancak aynı kuruluş, Trump döneminde kabul edilen vergi ve harcama paketinin açık üzerindeki maliyetinin tarifelerin sağlayacağı tasarrufun önemli bölümünü götürdüğünü hesaplıyor.Dolayısıyla Washington’daki tartışma yalnızca “daha fazla harcama mı, daha fazla vergi mi?” sorusuyla sınırlı değil; ekonomik büyümenin ve tarifelerin devasa borç yükünü ne ölçüde dengeleyebileceği konusunda da taraflar arasında ciddi görüş ayrılığı bulunuyor.Borç tavanına bir kez daha yaklaşılacak
40 trilyon dolar eşiği, ABD’nin yasal borç tavanına da yeniden yaklaşmakta olduğunu gösteriyor.Kongre, 2025’te borçlanma limitini 5 trilyon dolar artırarak 41,1 trilyon dolara çıkarmıştı.Bipartisan Policy Center’ın AP tarafından aktarılan tahminine göre mevcut borçlanma hızı sürerse ABD’nin bu limite 2027’nin kış sonu ile yaz ayları arasında ulaşması mümkün.Bu durumda Kongre’nin bir kez daha borç limitini yükseltmesi veya geçici olarak askıya alması gerekecek. Aksi halde Hazine, federal yükümlülükleri yerine getirebilmek için olağanüstü önlemlere başvurmak zorunda kalabilir.Hazine tahvil piyasasına müdahaleyi büyütüyor
Borç tartışması aynı zamanda finans piyasalarına da yansıyor.ABD Hazine tahvillerinde uzun vadeli getirilerin yükselmesi, federal hükümetin yeni borçlanmasının maliyetini artırıyor. Reuters, yabancı yatırımcıların Hazine tahvillerine olan talebindeki zayıflamanın da getiriler üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekiyor.ABD Hazine Bakanlığı ise tahvil piyasasındaki likiditeyi desteklemek amacıyla geri alım programlarını genişletiyor. Bu geri alımlar ABD’nin toplam borcunu ortadan kaldırmak amacı taşımıyor; eski ve daha az işlem gören tahvillerin piyasadaki likiditesini iyileştirmeye yönelik bir borç yönetimi aracı olarak kullanılıyor.40 trilyon dolar hemen “iflas” anlamına gelmiyor
40 trilyon dolarlık federal borç, ABD’nin ödeme güçlüğüne düştüğü veya yakın zamanda iflas edeceği anlamına gelmiyor.ABD dolarının küresel rezerv para olması, Amerikan Hazine tahvillerinin dünyanın en büyük ve en likit güvenli varlık piyasalarından biri olmayı sürdürmesi Washington’a diğer birçok ülkede bulunmayan bir borçlanma kapasitesi sağlıyor.Asıl risk, borcun ekonomiden daha hızlı büyümeye devam etmesi.Committee for a Responsible Federal Budget Başkanı Maya MacGuineas, 40 trilyon dolarlık eşiğin ardından yaptığı değerlendirmede ABD’nin brüt borcunun son 10 yılda iki katına, 20 yıldan kısa sürede ise dört katına çıktığına dikkat çekti.Borç sürdürülebilir bir patikaya çekilemezse artan faiz maliyetleri ilerleyen yıllarda savunmadan sosyal politikalara, altyapı yatırımlarından vergi politikalarına kadar Washington’ın hareket alanını giderek daraltabilir.Bu nedenle 40 trilyon dolar, tek başına bir kriz ilanından çok ABD’nin uzun süredir ertelediği bütçe sorununun ne kadar büyüdüğünü gösteren tarihî bir eşik niteliğinde.