• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Gündem
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Sağlık
  • Kadın
  • Politika
  • Siyaset
  • Yerel
    TÜM İLLERİSTANBUL
  • İnsan Hakları Kültür-Sanat Spor Çevre Bilim ve Teknoloji Asayiş
  • Ara
SON DAKİKA:
00:20
CHP'li Emre'den disiplin sevklerine ilişkin: 'Acaba dengeyi değiştirebilir miyiz?' çabası
00:09
TBMM Komisyonu’nda okul olayları ve dijital riskler ele alındı
00:00
Zeynel Emre: PM için yarına kadar bir karar vereceğiz
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Haberler
  2. Kültür-Sanat
  3. Prof. Dr. Doğan Göçmen ile Felsefe Söyleşisi ve İmza Günü
Kültür-Sanat
Yayınlanma: 14 Ocak 2024 - 21:28

Prof. Dr. Doğan Göçmen ile Felsefe Söyleşisi ve İmza Günü

Prof. Dr. Doğan Göçmen ile İstanbul'da gerçekleşen "Gerçekliğin ve Geleceğin Felsefesi Hegel ve Marx ile İnsanlık Hali Üzerine Felsefe Sohbeti" söyleşine akademisyenler, üniversite öğrencileri, aydın ve sanatçılarla birlikte insanlık hali üzerine ilgi duyanlar katıldı.

Kültür-Sanat
14 Ocak 2024 - 21:28
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Prof. Dr. Doğan Göçmen ile Felsefe Söyleşisi ve İmza Günü
Üç saat süren felsefe sohbetinde Prof. Dr. Doğan Göçmen, yeni çıkan "Hegel ve Marx Gerçekliğin ve Geleceğin Felsefesi" ile "Modern Felsefe" adlı kitaplarını da imzaladı.

Kitaplarının hayata geliş hikayesi, "Türkçe Felsefe Kurma" gerekliliği ve daha bir çok konunun işlendiği üç saat süren keyifli bir sohbette üçüncü kitap içinde planları olduğundan söz eden Prof. Dr. Doğan Göçmen;

"Birinci kitabın içeriği için "Türkçe de felsefeyi inşa edebilmek için modern felsefeden bize kalan miras nedir?" sorusunu araştırdım." dedi.

İkinci kitabında ise "Birinci kitapta miras meselesini çözdüğüm için ikinci kitapta daha çok "Felsefe nasıl kurulur? Felsefeyi inşa etmek ne demektir?" sorularına yönelik makaleler var ve bakın oraya göreceksiniz hemen hemen hepsinin ilk bölümünde bilimsellik var. Felsefenin bilimselleşmesi vesaire. Yani 'Felsefenin kendi kendisini tanımlayan bilim olması ne demektir?' Felsefenin kuruluş problemleri ile ilgilenir." dedi.

Bir sonraki kitabın biraz daha zaman alacaktığı belirten Göçmen; "Ya sistemin başlangıcına ilişkin bir şey olur veya sistemin yapısına ilişkin bir şey olur. Muhakkak o yönde bir şey yapmak istiyorum." dedi.

Göçmen, "Hegel ve Marx Gerçekliğin ve Geleceğin Felsefesi" ile "Modern Felsefe" adlı kitap konusunda; 

"Bu gerçek kavram anlamında bir kitap değil aslında bir derleme. Arkadaşların, 'Bunlar neden böyle dağınık duruyor. O dergide, bu dergide kimse bunları toplu olarak bir yerde göremiyor.' uyarı ve önerileri üzerine "Gerçekten de yapılabilir." dedim. Ahlak felsefesi çalışan bir felsefeci olarak böyle bir şeyi savunabileceğimi yani ahlaken savunulabileceğini düşündüm.

Çeşitli dergilerde yayınlanmış yazıları ve Hegel ile Marx adı altında birikmiş olan metinleri 2022 yılının Kasım - Aralık ayında derlemeye başladım. Hegel kısmı biraz daha uzun oldu. Sonra Marx kısmı hazırlandı. Orada bir makale daha vardı onu çıkardım.
Sonra bir giriş yazısı hazırlandı. Giriş yazısında ne yazıyor? 'Hegelci Mantık ve Marx'ın Ters Yüz Etme Eyleminin Anlamı.' Önemli, en azından Alman Felsefesi tarihinde önemli olan bir şey. Anahtar bir olay. O konuyu merkeze alan bir giriş yazısı yazdım ve diğer yazılar zaten mevcuttu. Bazı şeyleri güncelledim. Örneğin; kaynakça güncellemeleri, eklemeleri, bazı yerlerde çıkarmalar da yaptım. Sonunda bu derleme ortaya çıktı. Bu bir kitap değil, aslında kitap sistematik olur, bu bir derlemedir.

Geçen yıl Mart/Nisan aylarında para piyasaları alt üst olunca, yayınevi "Bekleyelim" dedi. Ekim ayına kadar beklediler, Ekim ayı başında da yayınlamaya karar verildi. Kitabın dış tarihi yani yayınlanması, çıkış tarihi budur. Bir de iç tarihi var.

Dil öğrenmek önemli

Ben genel olarak Modern Felsefe çalışıyorum. Çalıştığım alanın dillerini öğrenmeye çalışıyorum. İtalyanca, İspanyolca tam bilmesem de kulak aşinalığı vardır. Fransızca öğrenmeye çalışıyorum. 'Modern Felsefe' deyince biz İngilizce, Almanca, Fransızca konuşulan dünyayı anlıyoruz. Ama 20. Yüzyılda bir de mesela Sovyetler Birliği vardı, orada bence önemli şeyler üretildi. Rusçam olmadığı için bunu Almanca çevirilerden biliyorum. Mesela, o zamanlar Sovyetler Birliği'nde yayınlanan bir Kant kitabı var. Bu kitap, Batı Almanya'da şimdiye kadar Kant üzerine yayınlanmış en iyi felsefi biyografi kitabı olarak kabul edildi. Bir de batının karşıtı Sovyetler Birliği, yani birbirini tamamlayan şey Sovyetler Birliği'ne karşı da Batı Dünyası. Dolayısıyla amaçlarımdan bir tanesi de bu modern felsefeyi bütünlüğünde kavrayabilmek. Bunun için Rusça da öğrenmek istiyorum.
Türkiye'de felsefeci olmak demek aslında Farsça bilmeyi de gerektiriyor. Arapça bilmeyi de gerektiriyor. Geleceği düşündüğümüzde aslında Çince'de bilmemiz gerekiyor. Yani minimum olarak Çince'yi de bilmemiz gerekiyor, diye düşünüyorum. Modern Felsefe çalıştığım için dilleride mümkün olduğu kadar öğrenmeye çalışıyorum. Modern dillerde, kendi orijinal dillerinde metinleri okumaya çalışıyorum. Bazen Fransızca filan olduğu zaman eşim Gürsel'den yardım aldığımda oluyor. Çok iyi Fransızcası var. " dedi.

Kitabın iç tarihine dair ise Göçmen: 

"Hegel, Modern Felsefenin doruk noktasını oluşturuyor."

"Hegel, Modern Felsefenin doruk noktasını oluşturuyor. Yani bu benim öznel olarak söylediğim veya öznel olarak iddia ettiğim bir şey değil. Herkes diyor ki: "Modern Felsefe Hegel ile birlikte kapanır". Aynı zamanda "Burada modern felsefenin ilkesel bir eleştirisi de vardır." dedi. 

"Türkçe Felsefe Sistemi: Türkçe düşünmede bir felsefe sistemi oluşturulmalı"

Eğer siz felsefe alanında yeni bir şeyler yapmak istiyorsanız.Yani söylenmiş olanları tekrarlamak istemiyorsanız veya basit bir şekilde sadece nakletmek istemiyorsanız; bilginin ilerlemesini özellikle Türkiye'de felsefenin bir zemine oturtulmasını istiyorsanız, doruk noktasından başlamak zorundasınız. Çünkü sürekli tekrarlıyorum;

Türkçe düşünmede bir felsefe sistemi oluşturulmadığı sürece istediğimiz kadar aktaralım, yorumlayalım, iyi yorumlar, müthiş çeviriler yapalım yinede bilgi birikmez. Bakın yazdığımızı çeviriyoruz. Sanki suyun üzerine yazmışız gibi gidiyor. Veya yorumlama yapıyoruz. Muhteşem Aristoteles, Kant, Platon yorumlarımız var. Ortaçağ vesaire müthiş yorumlar, çok orijinal fikirler var. Bizde bu bakımdan genel felsefi bilgi düzeyi dünyayla kıyaslanabilecek bir durumdadır. Fakat, bizde bilgi birikmiyor. Birikmemesinin nedeni ise bizde sistem yok. Türk Felsefe Sistemi yani ontolojisiyle, epistemolojisiyle, sosyal felsefesiyle, hukuk felsefesiyle, estetiğiyle, ahlaki ile bütünlüklü bir sistem yok.

Bizim toplumumuzda herkes tarihi kendisiyle başlatıyor. Oysa, bizden önce kocaman bir tarih vardı. Bu bizim keyfiliğimizden kaynaklanmıyor, tarihi göremiyoruz. Bir öbek orada bir öbek burada, birbirini takip etmemiş. Yani, "Benden öncekiler ne söyledi? Ben onların üzerine ne ekleyeyim." denmemiş. "Almam felsefesi neden fışkırıyor" diye sorulur. Kant, sistem kurabiliyor, Nietzsche sistem kurabiliyor, Schelling de öyle. Çünkü, hepsi sistem düşünüyor.

Bizde nesnel olarak içine doğup büyüdüğümüz toplum kültüründe "Felsefi bakımından, nesnel olarak gerekli olan nedir?" diye sorup kendinizi buna adamadığımız için kafamızı eseni yapıyoruz. Bu, birazcık sistemin de bize dayatması aslında. Bizden sürekli puan istiyorlar. Yani oçent olacaksın puan istiyorlar, profesör olacaksın puan istiyorlar. Hekes Araştırma Üniversitesi olmaya çalışıyor. Orada sürekli "Orada burada yayın yapacaksınız." deniyor.  "Şuraya araştırmaya gideceğim." dedim. "Gidebilirsin ama şu yayını yapacaksan git." diyorlar. "Ben kitap yazacağım, araştırmak istiyorum." diyorum. "Belli bir zaman içerisinde, şu kalitede bir dergide yazı yayınlamayı teyit ediyorsan gidebilirsin." diyorlar. Yani, bunu yapacak mısın? Yani,

Türkiye'de böyle nicelikci bir şey var. Onun için insanlar 50 yaşını 60 yaşına geliyorlar ve puan biriktirdikleri için felsefi olarak fazla bir şey biriktirmiyorlar.

Buna başkaldırdığınız zaman ise akademide ilerleyemiyorsunuz. Sadece, ne bileyim araştırma görevlisi olarak kalıyorsunuz veya yardımcı doçent olarak kalıyorsunuz. Gelen tokatlıyor, giden tokatlıyor. Sizin, akademide bir an önce doçent, profesör olmanız gerekiyor ki rahat bıraksınlar. Gerçi onu da yapmıyorlar, artık yasa diye, teamül diye bir şey kalmadığı için.Evet, benim özellikle Hegel'a yönelmemin nedeni budur. Hegel, Modern Felsefenin doruk noktasında.

'Bu başlıkta Hegel'in yanında neden Marx var"

'Bu başlıkta Hegel'in yanında neden Marx var diyeceksiniz?' Şundan dolayı; Hegel ile birlikte Modern Felsefenin eleştirisi başlıyor. Felsefeyi yeniden kurma aslında moderniteden sonra felsefeyi yeniden temellendirme çabası var. 

Avrupa'da oluşan felsefede, dikkat ederseniz 'Batı Felsefesi' demiyorum. 'Avrupa Felsefesi' de demiyorum. Orada oluşan felsefe yani Avrupa'da oluşan felsefe, felsefedir. Orada vücuda gelen felsefedir. Bir bütün olarak felsefedir yani. Ne diyelim; Kızılderililerinde, Çinlilerin, Arapların da pay var. Hepsini işlemişler. Dolayısıyla öyle dar anlamda bir 'Batı Felsefesi' kuralım, 'Batı Uygarlığı' oluşturalım; Doğu'ya karşı, özellikle İslam'a müslümanlığa karşı diyen bir kaygılar yok. Bütün bir insanlığı yeniden kurma çabası var.
Şimdi bütün bir insanlığı yeniden inşa etmek istiyorsanız ne yapmak zorundasınız? Bütün bir insanlığın mirasını oraya taşımak zorundasınız. Şimdi Modernler bunu yapıyorlar.

Fakat, doğrudan Fransız Devrimi'nden hemen sonra yani 1793'de Anayasa ile birlikte ortaya bir takım şeyler çıkıyor. Fransız Devrimi, büyük özgürlük, eşitlik, dayanışma vadediyor. Ama kadın dışarıda kalıyor, yurttaş yapılmıyor. Oysa, en önemli saflarda özgürlük için savaşanlar, barikatlarda savaşanlar kadınlardır. Bu, tabii ki devrimin kendi çelişkileriyle ilgilidir. Ve aynı şekilde toplumsal eşitsizlik ortadan kaldırılmıyor. Eşitlik talep edilmişti, eşitlik de gerçekleşmiyor. Yani, zengin yoksul vesaire şeyi hemen 1793'den sonra Sismondih'nin  yazılarına bakın; 'Fransız devriminin idealine ihanet ettiler.'diyor. Dolayısıyla yeni bir toplum üzerine daha eşitlikçidir. "Kadınında dahil olması, işçilerin emekçilerin söz sahibi olmalı", hatta "Toplumsal mücadelelerde asıl özne olması gereken onlar, çünkü üreten onlar" diyor. Yeni bir şey üzerine düşünüyor. Kısacası; Marx'ın burada olmasının nedeni, Marx'la birlikte felsefede yeni bir kuruluş çabası başlamasıdır.

Dolayısıyla Türkiye'de "Felsefeyi Kurmak" diye bir çabamız varsa doruk noktasından başlamamız gerekiyor. Yani Marx'ın Felsefesi'nde inşa etme konusunda sergilemiş olduğu emeği, burada 'Bilince Çıkarmak' gerekiyor. Bu sebeple ikisinin ismi de var. Yani ikisinin isminin olması rastlantı değil. Ama bu makalelerin bir kitap olarak ortaya çıkması birazcık rastlantı ve arkadaşların da zorlamaları. 

Şimdi size bu "Modern Felsefe" ile "Hegel ve Marx" adlı iki kitabın ilişkisine ilişkin bir şey söyleyeyim. Bu "Modern Felsefe" kitabında alt başlıkta Hegel - Marx yazıyor, alt başlıkta Hegel yazıyor. Diğerinde üst başlıkta Hegel - Marx yazıyor, alt başlıkta Marx yazıyor. Bunun özel bir nedeni var.

Yani burada aslında tam da biraz önce konuştuğum konu: Felsefeyi yeniden inşa etmek için modern felsefeden bize kalan miras nedir? Bu kitapta "Modern Felsefe" kitabında derlenen makaleler, ağırlıklı olarak ontoloji, epistemoloji, ahlak felsefesi, siyaset felsefesi var. Ama birinci kitap modern felsefenin burada üstte olması "Marx ve Hegel"in altta olması başkaları da var tabii, nedeni "Bu miras nedir?" sorusudur. "Bize kalan miras nedir?" Bu kitapta bunu araştırmaya çalıştım. Daha doğrusu bu konuda yaptığım araştırmaları bu kitapta derledim.

Birinci kitabın amacı, Modern Felsefe'den 'Türkçe'de Felsefeyi Yeniden Kurmak' için "Modern felsefeden bize kalan miras nedir?" sorusudur. Türkçe dediğimde kültürel coğrafyamızda Türkçe yani sadece Türkiye Türkçesini kasdetmiyorum. 

İkinci kitabımda, Hegel ve Marx'ın üste çıkması, birinci kitapta miras meselesini çözdüğüm için ikinci kitapta daha çok "Felsefe nasıl kurulur? Felsefeyi inşa etmek ne demektir?" sorularına yönelik makaleler var ve bakın göreceksiniz. Hemen hemen hepsinin ilk bölümünde bilimsellik var. Felsefenin bilimselleşmesi vesaire. Yani 'Felsefenin kendi kendisini tanımlayan bilim olması ne demektir?' Felsefenin kuruluş problemleri ile ilgilenir. 

Planladığı kitap üzerine bir soru üzerine Göçmen;

"Üçüncü kitap biraz daha zaman alacaktır. Ama, dediğim gibi ya sistemin başlangıcına ilişkin bir şey olur veya sistemin yapısına ilişkin bir şey olur ama muhakkak olur. Bütün elimden geldiğince, Türkçe'de düşünce ve felsefe bakımından üretilmiş olan ne varsa orada değerlendirmeye çalışırım. Yani çalışmak istiyorum.

'Türkçe Düşünme'nin temellendirilmesine ve gelişimine katkıda bulunmuş olan kaynaklar neler ise Farsça - Arapça da olabilir veya başka şeylerde. 

"Yunus Emre, yeni bir çığır açmak istedi"

Prof. Hakan Poyraz hocam (Mimar Sinan Üniversitesi, Felsefe Bölümü) ile ben Yunus Emre üzerine çalışırken bir şey keşfettik. Empedokles'in adını vermeden Empedokles'ten alıntıladığını. Yani, Antik Yunan Felsefesi ve İslami Düşünce hepsini beraber Türkçe'de sentezlemeye çalışıyor.  Yeni bir çığır açmak istiyor aslında. Öyle temellendirici bir şey var. Dolayısıyla "Türkçe Düşünme"nin temellendirilmesine ve gelişimine katkıda bulunmuş olan kaynaklar neler ise burada Farsça - Arapça da olabilir veya başka şeylerde. 20. yüzyılda ben mesela Azerbaycan'da felsefe bakımından neler yazıldı? Yani sadece öykü, roman yazılmadı orada. Felsefi olarak da ne üretildi. Azerbaycan, kendisini bir modern ulus olarak nasıl kurdu, kurarken bunu nasıl yaptığı düşünsel olarak kendisini nasıl temellendirdi? Bunlara bakmak gerekiyor. Bizimle Azerbaycan'ın bu bakımdan -o medyadaki genel geçer, o ne bileyim, milliyetçi söylemler değil de- bilimsel olarak orada oluşmuş olan düşün mirası, bizim Anadolu Türkçe Düşün Mirasını bir biçimde dahil edilmek zorunda. Türkçe düşünmenin parçası olarak yaratıldı. Çünkü, bizim görevimiz Türkçe'de bunu yapmak. Yani Almanlar Almanya'da yaptı. Bu milliyetçilik falan anlamına gelmiyor. Yani dar kafalı milliyetçilik anlamına gelmiyor. Herkes kendi dilinde kendi felsefesini kurduğu oranda insanlığı bir bütün olarak ilerletebilir. Almanlar mesela Almanca yapıyorlar ve çok doğru yapıyorlar. Yanlış yapmıyorlar. İtalya'nın bir tanesine "Sen İngilizce makale yazmak zorundasın" dense yani dünyayı tersine çevirir. Yani ben "Araştırma yapmak istiyorum" diyorum. "Şu şu şu dergilerde yayın yapacaksın" diyor ve o dergilerde yapılan yayınlarda İngilizce ama benim halkım Türkçe konuşuyor. Ben niye İngilizce yazayım ki? Yani yazdığım şeyde eğer bir keramet varsa İngilizler keşfetsin, çevirsinler, ben de onları keşfedip çeviriyorum değil mi? Yani ilgilensin de birazcık da onlar bizimle ilgilensinler. Yani onların emperyalizmine dil emperyalizmi, kültür emperyalizmi, düşünce emperyalizmi, teknoloji her şey. Bunlara meydan vermeden, gereksiz anlamsız milliyetçi söylemlere falan kaymadan yani

Türkçe'yi evrensel bir perspektifle Türkçe'de Düşünme'yi kurmak zorundayız.

Yani belki o konuda Azerbaycan bile tek başına bize yetmeyebilir çünkü kocaman bir coğrafya var ve kocaman bir tarih var.

Avrupa Felsefesini ingilizce konuşulan dünyanın uzak Asya'da oluşan düşüncenin veya ne bileyim işte Kızılderililerin antik düşünme tarzında bütün bunların hepsini buraya aktarırken aynı zamanda Türkçede farklı alanlarda oluşmuş olan düşünceyi de kurulacak olan sisteme dahil etmek zorundayız, diye düşünüyorum."

"Anadolu'nun en büyük özelliği sentezlemesidir."

Katılımcıların, 'dualizm' ve "Latince olmadan felsefeyi anlamak mümkün değildir" sözünün doğrulu ile ilgili soruları sorması üzerine Göçmen;

Göçmen; "Latince olmadan felsefeyi anlamak mümkün değildir" veya "Antik Yunanca olmadan felsefeyi anlamak mümkün değildir." söylemi yersiz bir sözdür. Ama 'Felsefe Tarihçisi' olacaksanız Antik Yunanca, Latince vesaire bunları bilmek zorundayız. Bir de kanaatimce Türkiye coğrafyasında Farsça, Arapça, Osmanlıca da şarttır. Denemeler var. Mesela bu konuda Hilmi Ziya Ülken'in çalışmalarını ben önemsiyorum. Hem Doğu üzerine düşünen hem Batı üzerine düşünen yani bütünlüklü düşünmeye çalışan birisi. Dediğim gibi Hakan hocam bu konularda benden çok çok daha yetkin birisi. Bunun üzerine düşünüldüğünü, yani problemin bilincinde olunduğunu biliyorum. Fakat bir de Türkiye'deki farklı felsefe camialarına baktığımız zaman da görüyoruz. Kendilerini adlandırırken mesela ne bileyim "Türk Felsefeciler Derneği" vesaire gibi isimler var. Orada Türkçe düşünmeye karşı bir hassasiyet olduğunu görüyoruz. Genel anlamda sadece Felsefeciler Derneği de olabilir veya felsefe kurumu da olabilir, o her şey olabilir fakat görüyoruz. Yani problemin bilincindeyiz. Biz toplum olarak veya en azından felsefe camiası bunun bilincinde. Fakat burada bir dualite yaşadığınızı düşünmüyorum. Çünkü Anadolu hep buradan gelmiş geçmişine varsa sentezlemiş. Ve Anadolu'nun en büyük özelliği sentezlemesidir. Yani biraz önce mesela Yunus Emre'den verdiğim örnek; İslami düşünce de var, Antik Yunan düşüncesi de var, eski Türkçe düşünmeden ne kalmışsa "O" şiirlerine bir ahlak filozofu olarak yedirmiş. Genelde ahlak felsefesini temellendiriyor ama mesela ontolojisi var epistemolojisi var. Yani sistem düşündüğünü görüyoruz. Hakan hocamla da onu tartıştık. Onun son büyük eseri mesela şiir değil artık düz yazı. Mantık kurmaya başlamış, sistem kurmaya başlamış yani şimdi biz bunun bilincinde olarak davranmak zorundayız.

Şimdi dualite şöyle oluşuyor. Bir, bu dualite bize kanaatimce özellikle Avrupalılar tarafından empoze edilen bir şey.

"Hegel ve Kant'ta DOĞULU-BATILI bakışı yok"

Ne diyorlar:  "Aslında doğuda özgürlük problemi yok. Doğuluların derdi başka." Ben biliyorum birçok çevrede hatta ben Türkiye'ye geldiğim zaman da benimle en çok tartışılan konu buydu. Ben 'özgürlük' diyordum ama bizim 'özgürlük problemimiz yok' deniyordu. Nasıl olmaz özgürlük problemimiz? Yani insanlar yaşıyor burada. Şimdi batının bize empoze ettiği, özellikle Alman Romantiklerinin Schiller vesaire, onların empoze ettiği bir dualist bakış var. Siz doğulusunuz, biz batılıyız anlamında. Mesela, Kant'ta böyle bir bakış yoktu. Hegel'de de bir bakış yoktur.

"İnsan, insan olduğu için insan olarak geçerlidir."

Dün Baro'daydık mesela, Hukuk Felsefesinin 209. paragrafını aktardım. "İnsan, insan olduğu için insan olarak geçerlidir." diyor. Yahudi olduğu için değil, Hristiyan olduğu için değil, Protestan Katolik olduğu için değil, Alman olduğu, Fransız olduğu için değil. Yani insan insan olduğu için insan olarak geçerlidir, Avrupa'daki değerleme, oluşmuş olan büyük Klasik Felsefe böyle bakıyor. Dualist yaklaşım, daha çok 19. yüzyılda Avrupa'da olacak bir şey ve bize empoze edilen bir şey. Bizde de bu çabucak kabul edilmiş. Neden kabul ediliyor, bilmiyorum. Yani işin çok kolayına kaçıyorlar. Mesela diyorlar ki: "Modern felsefede duygu yoktur." Felsefenin kurucusu Descartes'ın son büyük eseri tutkular üzerine, nasıl duygu olmaz. Veya Adam Smith'in kitabı şimdi çevrildi: "Ahlaki Duygular Kuramı" ahlak üzerine en büyük eseri. Nasıl olmaz?

Modern çağla birlikte insanın birebir birey olarak algılanması, Spinoza'ya bakın duygu dünyasıyla, tutku dünyasıyla, bedensel isteklerine, arzularına, gereksinimlerine ve bir de entelektüel gereksinimlerine, isteklerine, arzularına sahip. Siz, buna sosyalliği de eklediğinizde üç boyutlu insan. Bu üç boyutlu insan bütünlüklü olarak nasıl düşünülebilir, kurgulanabilir? Aslında bütün Modern Felsefede insan üzerine düşünüyor.

"Batı'yla bir alakamız yok, biz Doğuluyuz" denemez

Burada bizdeki bakış, bizim aslında "Batı'yla bir alakamız yok, biz Doğuluyuz" gibi yani emperyalist yaklaşımın bize empoze ettiği bakış açısını gönüllü bir şekilde bizim üstlenmemiz gerekir. Bizim tüm insanlığın bu coğrafyada tüm insanlığın mirasına soyunmamız gerekiyor. Mesela, benim fırsatım olsa olanağım olsa İslam geleneğinden gelen düşünürlerle, bu konuyu ciddiye alan insanlarla bunu tartışmak isterim. Yani İslam'ın kendisini Türkçe'de yenilemesi bütün bir insanlık mirasını o potada yeniden eritmekle mümkündür ve baktığınız zaman işte diyelim ki, kutsal kaynak aslında büyük bir sentezdir. Kendisinden önceki şey ve çok ilginç bir şekilde bunu ilk fark eden de Hegel. "Doğunun devrimcisi Hazreti Muhammed" diyor. Ve işte İslam'ın 'Tanrı' kavramını tartışıyor ve Hristiyanlığın 'Tanrı' kavramını tartışıyor.

Mesela, bizde Martin Luther nasıl bilinir? Türk düşmanı, Müslüman düşmanı İslam düşmanı olarak bilinir, değil mi? Ama adam, inancı reformize edebilmek için büyük bir senteze girişiyor. Ne varsa İslam, Hristiyanlık, Yahudilik ne varsa hepsini yeni baştan sentezlemeye çalışıyor. Bundan dolayı mesela reformasyon sadece Hristiyanlara has bir şey değildir. Yani onların mirası değildir. Bizim de mirasımızdır.

Bu bakımdan bir toplantıda bu gündeme geldi. Mesela bizim rahmetli Uluğ Nutku hoca da vardı, onu da analım burada, Türkiye'de kalmamda bana çok emeği geçmişti. Mersin'de bir toplantıda konuşuyorduk.

Bir arkadaşımız "Biz doğuya gitmeliyiz." diyor. Bir arkadaşımız "Biz batıya gitmeliyiz." diyor. Ben de "Ya biz neden doğuya gitmek zorundayız? Neden batıya gitmek zorundayız? Sadece iki yön mü var, yani ileride gidebiliriz" dedim. Biz ne doğuya ne batıya ileri gidelim. Yani bütün insanlığı kendi kültürümüzde yeniden yaratalım ve insanlığı ileri taşıyalım yani.

Bu fikrin Anadolu'da, sentezci yaklaşımda olduğunu düşünüyorum. Çünkü temelde Yunus Emre'de de ikilemcilik yok. Sentezcilik var. Türkçe düşüncenin temellendirildiği yerde büyük sentez var. Buna 21. yüzyılda bizim yeniden cesaret etmemiz gerekiyor."

Poyraz: Doğan Göçmen hocanın kastettiği çok önemli "İlerlemek"

Katılımcı Prof. Hakan Poyraz'da; "Şu var, Doğan hocanın kastettiği çok önemli bir şey  "İlerlemek" dedi. Yani, bunlar mirasımız olabilir ama bu miras içerisinde patinaj yaparak ya da geçmişe sürekli olarak referansta bulunmak, yani tarihi okumak güzel ama sürekli olarak 'Geçmişe Seyahat Eden Adam'ın durumuna benzer. Bizim işimiz  "Bugün ne yapabiliriz?" Yani, Kaygusuz Abdal'ı Yunus'u Mevlana'yı tarihe hapsetmek yerine bugünün kavramlarıyla oradaki anlam içeriğini güncellemek. Güncelleme yani "Böyle bir yapıda ne diyor? Bu adamın kaygısı nedir?"

Yunus'ta vardı; '

Şeriatı' bir gemiye benzetiyor, 'Hakikati' denize benzetiyor. İnsanlar geminin içindeler. Denizin farkında değiller. Şimdi, şeriat dediği şey yasa, kurallar. Eğer o din size içinde bulunduğunuz hakikati göstermiyorsa siz o dinin içerisinde hapsolmuşsunuz.

O anlamda bütün o diğer figürleride, düşüncenin "Türkçe Kuruluşu"nu da felsefenin buradan yükselmesini de ben, bu zeminde şahsen yorumlayabilirim, diye düşünüyorum." ifadeleri kullandı.

"Bütün insanlığı deneyimlemek"

Doğan bey konuşmaya devam etti:

"Mesela bir Aristoteles'in evren algısı çok sınırlı, çünkü doğaya çok yüzeysel bakabiliyor. Bilimsel bilgi ilerledikçe doğa keşfedildikçe doğanın derinliklerine nüfuz edildikçe bizde sürekli yeni soyut düşünme katmanları oluşuyor. Dolayısıyla soyut düşünme kaçınılmaz ve kendi çağımızda felsefeyi kurmak demek, en soyut düzeyde düşünebilmek demek. Çünkü felsefe, kavramlar sistemi demek. Fakat bunun bilimsel olarak temellendirilebilmiş olması gerekiyor. Doğada temellendirilebilmiş olması gerekiyor. Yani modern fizik, kimya, biyoloji, astronomi, vesaire ama aynı zamanda sizin dediğiniz gibi bu işin bir de tarih yanı var.

İlerlemenin olduğu yerde geçmiş dar geliyor

Yani neden şu; Tarih ilerliyor veya  Aristoteles'in düşünme sistemi bizim açımızdan bize çok dar geliyor veya Hegel'in düşünme sistemi bize neden çok dar geliyor? Burada bir ilerleme var. Yani bugün mesela Hegel müthiş bir evrenselci, yani insanlık tarihinde insanlığın felsefe tarihini ilk yazan kişidir. Bütün bir insanlığı algılaması yine de çok sınırlı. Ve bizim çağımız açısından baktığımız zaman fikri kendisinde.

İnsanın kendisine "insan" diyebilmesi için bütün dünyayı gezip görmüş olması gerekiyor. Bütün dünyayı deneyimlemiş olması gerekiyor. Dünyanın her tarafına, yani coğrafyayı, nerede ne denizi var bilmiyorum. Hangi coğrafyada hangi kültür yaşıyor? Bunların içerisinden gelip geçmiş olmak gerekiyor. Çünkü bunların hepsi insanlar ve ben insan bireyiysem bunların hepsinin içinden gelip geçmem gerekiyor. İnsan bireyi olacağım. Çünkü ben ondan sonra Türk olabilirim, Azeri olabilirim veya bu süreçte aynı zamanda Türk ve Azeri olabilirim ama benim Türküm diyebilmem için, Azeriyim veya Kürdüm diyebilmem için benim ne olmam gerekiyor? Bütün bir insanlığı kendimde vücuda getirmem gerekiyor. Bu da bütün dünyayı bilmekle, bütün insanlığı deneyimlemekle olur.

Buna rağmen bakın, bu kadar geniş düşünmesine rağmen bugünü aldığımız zaman bize yetmiyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü 'Sanal Dünya' deyince biz genellikle küçük görüyoruz. Bazen söylüyorlar işte "Hep sanal dünyadasın, gel aşağı gel, gel işte burada pratik hayatın içine gir." falan diyorlar. Bu bizim ne durumda olduğumuzu gösteriyor. O sanal dünya.

Ne diyelim, birkaç yıl öncesine kadar olmayan bir dünyaydı ve o sanal dünyayı bugün bütün insanlık aynı zamanda bakıyorlar. Çinli de bakıyor oraya, Amerikalı da bakıyor oraya, Türk de bakıyor oraya, bir Orta Doğu, Kürt'le Arap da, Yunan da herkes bakıyor. Bu ne demek bizim açımızdan? Sanal dünyaya aynı zamanda bakıyorsak, biz bir insanlık bilinci oluşturuyoruz. Pratik olarak bir insanım. Bakın burada insanlık tarihinin yaratmış olduğu yeni bir "soyut kavram" var. Önceden biz, Varlık-Bilinç diyorduk. Yani bunu söylüyorduk Descartes'a baktığımız zaman varlık-bilinç çalışıyor ama şimdi sadece varlık, bilinç değil, varlığın bilincinin bilinci oldu. Meta, meta aşamasında. Hatta 3 metalı, meta meta meta aşama. Yani bu bizim, filozofların keyfi olarak yaptığı bir şey değil, insanların düşünme tarzı bakımından ulaşmış olduğu derinlik ve kapsamı gösteriyor. Biz, felsefi kavramlar olarak ne kadar soyut düzeye çıkıyorsak, aslında düşünsel olarak varlığın derinine doğru nüfuz ediyoruz." dedi.

'Varlığın bilgisinin bilgisini ulaşmak'

Gazeteciler Sibel Boz ve Yüksel Fırat olarak sorduk:

"Gazeteci olarak bize yansıyanı yansıtmaktayız. Yansıyanı yansıtmanın ötesine yansıttığımızın bilincine ulaşmak için katıldığımız, soru ve cevaplarla çoğaldığımız bu felsefe sohbetinde 'Varlığın bilgisinin bilgisini ulaşmak gerekiyor.' dediniz. Biraz daha açar mısınız? dedik.

Göçmen, "Yani kısa ve öz olarak şunu söyleyeyim, şimdi Descartes 'Düşünüyorum, o halde varım.' dediğinde genellikle algılandığının tersine karşısında hiçbir şey yoktur değil, karşısında kocaman bir evren var. Evrenin soyutlaya soyutluya kendisini evrenin dışına çekerek bilinç durumuna yani saf bilinç durumuna ulaşıyor ve evreni karşısına koyuyor. Varlığın bilincini oluşturmaya çalışıyor burada. Burada yansıyan ne, varlık bilince yansıyor. Şimdi bizde ise yeni bir aşama oluştu, diyorum. Biz sadece varlığın bilincine ulaşmadık, bilincinde bilincine yani yeni bir dolayımlılık oluştu. Bundan sonra en üst düzeyde düşünürken soyut düzeyde düşünürken bir ara katmandan geçerek hakikatle ilişkilendireceğiz.

Yani Descartes direkt varlığı, varlığı karşısına alıp bilinciyle varlığa bakabiliyorum. Düşünme ve varlık. Ama bugün artık düşünmenin düşünmesi. Yeni bir aşama ortaya çıktı. Tabiri caizse metafiziksel düzlem ortaya çıktı. Dolayısıyla bizim bugün artık dünya ile ilişkilenmemiz elimizi uzattığımız zaman doğrudan dokunabildiğimiz bir dünya değil. Benim farklı aşamalardan geçerek zihnimde o eylemi gerçekleştirip hakikatle ilişkilenmem gerekiyor. Yani Dünya çok daha karmaşık oldu. Bakın günlük hayatımıza , her tarafı bilimsel bilgi dolu. İyi bir kimya bilgisi olmadan gidip kasaptan et alamazsınız. Veya ne diyelim; Bir insanla herhangi bir konuda sohbet ediyorsanız iyi bir ahlak felsefesi, iyi bir epistemoloji bilmeden o insanla sohbet edemezsiniz. Çünkü; diğeriyle sohbet etmek demek diğerini bilmek demek, diğerinin zihnini okumak demek, duygu dünyasını okumak demek, geçmişini bilmek demek vesaire. Bunları nasıl yapacağız? Biz, bunu felsefe olmadan, hatta metafizik olmadan yapamayız.

Bakın en basit bir ilişki , yani 2 insanın günlük hayatında örneğin diyelim ki:

"Ekmek nasıl? ", "Ekmek güzel",  "Ekmek nasıl?" , "Ekmek tatlı". Bu basit önermede bile yeni bir şey var. Yani yeni bir düzlem var artık ve bu, o bütün bir insanlığı düşünmemizi şart koşuyor, deneyimlememizi şart koşuyor." diyerek cevapladı.

Sohbet sırasında Eğitim iş istanbul 3 No'lu Şube'nin Göçmen'e gönderdiği çiçekteki notta şu cümle yazılmıştı: "Çağdaş Cumhuriyet mücadelesinde verdiğiniz emekler için teşekkür ederiz"

Bizlerde keyifli sohbeti için teşekkür ediyoruz.


PROF.DR. DOĞAN GÖÇMEN
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ
FELSEFE BÖLÜMÜ
ÖĞRETİM ÜYESİ


Doğan Göçmen, 1992 ile 1995 yılları arasında Hamburg İktisat ve Siyaset Üniversitesinde (HWP) sosyoloji, iktisat, işletme ve hukuk öğrenimi gördü. Göçmen, lisans tezini Robert Owen’in eğitim felsefesi, sosyal felsefesi ve özne felsefesi üzerine yapmıştır.

1995 ile 1998 yılları arasında Hamburg Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Felsefe okudu. Almanca Dili ve Edebiyatı, Tarih, İktisat ve Eğitim Bilimi Bölümlerinden dersler aldı. Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalında ağırlıklı olarak siyaset kuramı okudu. Özelikle devlet teorisi, siyasi düşünce tarihi, adalet teorileri ve yurttaşlık kavramı üzerine çalıştı. Felsefe Ana Bilim Dalında metafizik/ontoloji (ağırlıklı olarak Aristoteles, Hegel ve Marx) ve epistemoloji, ahlak ve siyaset felsefesi okudu. Bu yıllar arasında Hamburg İktisat ve Siyaset Üniversitesinde (HWP’de) değişik düzeylerinde sosyoloji dersleri verdi. Edinburg Üniversitesinde 1997-1998 öğretim yılında toplum ve siyaset kuramı (social and political theory) okudu. Bu dönemde özellikle İskoç aydınlanmacılığı üzerine (özellikle Francis Hutcheson, David Hume, Adam Ferguson and Adam Smith üzerine) araştırmalar yaptı. Ayrıca adalet kuramları, toplum anlaşması ve Hans-Georg Gadamer’in aydınlanmacılık eleştirisi ve toplum ve siyaset felsefesinde güncel tartışmalar üzerine çalışmalar ortaya koydu. Yüksek lisans tezinde John Locke ve Adam Smith’in mülkiyet ve devlet kuramı üzerine karşılaştırmalı bir tez üretti.

1998 ile 2001 yılları arasında Hamburg Üniversitesinde felsefe öğrenimine devam etti. Bu dönemde Prof.Dr. Werner Diederich ile çalıştı ve aynı zamanda siyaset felsefesi alanlarında asistan (tutor) olarak dersler verdi.

2001 yılında doktorasını yapmak üzere Edinburg Üniversitesine kaydını yaptırdı. Edinburg Üniversitesinde 2001 ile 2005 yılları arasında Adam Smith’in iki baş eseri olan Ulusların Zengiliği ve Ahlaksal Duygular Kuramı arasındaki ilişkiyi özne felsefesini merkeze alan bir doktora çalışmasında inceledi. Yapmış olduğu bu tez çalışması, temmuz 2007 yılında aynı zamanda İngiltere’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlandı. Edinburg Üniversitesinde hayat boyu öğrenim bölümünde demokrasi kuramları üzerine verilmek amacıyla ders modülleri geliştirdi.

2008 yılında Türkiye’ye döndü ve 2010 yılında doçentlik unvanına layık görüldü. Hamburg İktisat ve Siyaset Üniversitesinde ve Hamburg Üniversitesinde 1995 ile 2000 yılları arasında değişik düzeylerde sosyoloji dersleri verdi. Hamburg Üniversitesi Felsefe Bölümünde dersler verdi. Adıyaman Üniversitesinde 2010 ile 2011 yıllarında mantık, felsefeye giriş, sanat ve estetik, felsefe tarihi, tarih felsefesi ve ahlak sosyolojisi dersleri verdi.

9 Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümünde 2012’den beri felsefe tarihi, bilgi felsefesi, bilim felsefesi, siyaset felsefesi ve ahlak felsefesi dersleri vermektedir.


Kitaplar:

Düşlerimin Kanatları
Yunus Emre’den Nazım Hikmet’e Büyük Miras
Modern Felsefe: Tarihsel Anlamı, Güncel Mirası Adam Smith, Hegel ve Marx
Hegel ve Marx: Gerçekliğin ve Gleceğinin Felsefesi
# Doğan Göçmen# Hakan Poyraz# Yunus Emre# Hegel# Marx# felsede# Türkçe Felsefe
EDİTÖR
Sibel Boz
Sibel Boz
  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x
İlginizi Çekebilir
Sinop Tarihi Cezaevi'ni bayram tatilinde 9 bin 388 kişi ziyaret etti
Sinop Tarihi Cezaevi'ni bayram tatilinde 9 bin 388 kişi ziyaret etti
Sinema seyircisi azaldı, tiyatro seyircisi 8,1 milyonu aştı
Sinema seyircisi azaldı, tiyatro seyircisi 8,1 milyonu aştı
Ye'nin İstanbul Konserine 118 Bin Kişilik Rekor Katılım
Ye'nin İstanbul Konserine 118 Bin Kişilik Rekor Katılım
Haluk Levent rahatsızlığına rağmen Ataköy yaylasında sahneye çıktı
Haluk Levent rahatsızlığına rağmen Ataköy yaylasında sahneye çıktı
Son Haberler
CHP'li Emre'den disiplin sevklerine ilişkin: 'Acaba dengeyi değiştirebilir miyiz?' çabası
CHP'li Emre'den disiplin sevklerine ilişkin: 'Acaba dengeyi değiştirebilir...
TBMM Komisyonu’nda okul olayları ve dijital riskler ele alındı
TBMM Komisyonu’nda okul olayları ve dijital riskler ele alındı
Zeynel Emre: PM için yarına kadar bir karar vereceğiz
Zeynel Emre: PM için yarına kadar bir karar vereceğiz
CHP'de disiplin süreci: Kılıçdaroğlu,
CHP'de disiplin süreci: Kılıçdaroğlu, "Kimin ismi geçiyorsa aklanıp...
Bakan Işıkhan, Doruk Madencilik işçileriyle görüştü
Bakan Işıkhan, Doruk Madencilik işçileriyle görüştü
Yeneroğlu'ndan çıplak arama iddialarına ilişkin soruşturma çağrısı
Yeneroğlu'ndan çıplak arama iddialarına ilişkin soruşturma çağrısı
Çok Okunan Haberler
Yeşilay Kartal ve Türkiye İzcilik Federasyonu iş birliğiyle izcilik çalışmaları başladı
Yeşilay Kartal ve Türkiye İzcilik Federasyonu iş birliğiyle izcilik...
 Mavi Akım ve TürkAkım'ın 10 yıl uzatılması gündemde
Mavi Akım ve TürkAkım'ın 10 yıl uzatılması gündemde
Gıda sektörü kuruluşları ve tüketici platformları
Gıda sektörü kuruluşları ve tüketici platformları "Gıda Okuryazarlığı...
Vatandaşın yatırım tercihi altın ve gayrimenkul...
Vatandaşın yatırım tercihi altın ve gayrimenkul...
Türkiye enflasyonda dünya dördüncüsü oldu
Türkiye enflasyonda dünya dördüncüsü oldu
Antalya'da 71 çift, 06.06.2026 tarihinde dünya evine girdi
Antalya'da 71 çift, 06.06.2026 tarihinde dünya evine girdi
Emekli aylıkları, maaşlar ve asgari ücret 5 ayda eridi
Emekli aylıkları, maaşlar ve asgari ücret 5 ayda eridi
İstanbul İlçeleri
  • Adalar
  • Arnavutköy
  • Ataşehir
  • Avcılar
  • Bağcılar
  • Bahçelievler
  • Bakırköy
  • Başakşehir
  • Bayrampaşa
  • Beşiktaş
  • Beykoz
  • Beylikdüzü
  • Beyoğlu
  • Büyükçekmece
  • Çatalca
  • Çekmeköy
  • Esenler
  • Esenyurt
  • Eyüp
  • Fatih
  • Gaziosmanpaşa
  • Güngören
  • Kadıköy
  • Kağıthane
  • Kartal
  • Küçükçekmece
  • Maltepe
  • Pendik
  • Sancaktepe
  • Sarıyer
  • Şile
  • Silivri
  • Şişli
  • Sultanbeyli
  • Sultangazi
  • Tuzla
  • Ümraniye
  • Üsküdar
  • Zeytinburnu
CES 2024'e "Hibrit Sessiz Maske" geliyor
CES 2024'e "Hibrit Sessiz Maske" geliyor

Ana Sayfa
Gündem
Dünya
Ekonomi
Eğitim
Sağlık
Kadın
Politika
Siyaset
Yerel
İnsan Hakları
Kültür-Sanat
Spor
Çevre
Bilim ve Teknoloji
Asayiş
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Vefatlar
Yerel Haberler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Vefatlar
  • Üye Paneli
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.