Duruşmada savunmasını sürdüren tutuklu sanık Murat Ongun, iddianamede yer alan “örgüt”, “gizlilik”, “hiyerarşi”, “paralel yapı”, “sahte fatura”, “reklam ihaleleri” ve “itirafçı beyanları” başlıklarına yanıt verdi. Ongun, suçlamaların hukuki olmaktan çok siyasi ve psikolojik bir kurguya dayandığını savundu.
“Milyonlarca İstanbullu zan altında bırakılıyor”
Ongun, iddianamede suç işleme amacının 2015 yılından itibaren kesintisiz sürdüğünün ileri sürüldüğünü belirterek, bunun seçim sonuçlarını kriminalize eden bir yaklaşım olduğunu söyledi.Ongun, “İddia konusu eylemler ancak seçim kazanılınca edinilecek yetkilerle yapılabilir. Bu durumda burada suç olarak değerlendirilen şey seçim kazanmak oluyor” dedi.Bu mantıkla İstanbul’da oy kullanan milyonlarca seçmenin de zan altında bırakıldığını savunan Ongun, “10 milyon İstanbullu seçmen sözde örgüte yardımcı olmuş oluyor. Milyonlarca İstanbulluyu zan altında bırakan bir metindir bu” ifadelerini kullandı.
“Aynı kurumda çalışan insanların görüşmesi suç değil”
İddianamede telefon görüşmeleri, baz kayıtları ve kamera görüntülerinin örgütsel sürekliliğin delili olarak sunulduğunu belirten Ongun, aynı kurumda çalışan kişilerin birbirleriyle görüşmesinin suç olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.Ongun, “Aynı iş yerinde çalışan insanların telefonla görüşmesini suç sayan bir iddia olabilir mi? Biz telepati ile iletişim kuramayacağımıza göre elbet bir araya geleceğiz” dedi.
“Gizlilik diyorlar, toplantıları kameraların altına koyuyorlar”
Savunmasında “örgütsel gizlilik” iddiasını da hedef alan Ongun, iddianamenin kendi içinde çeliştiğini savundu.Ongun, gizli hareket ettiği öne sürülen kişilerin yüzlerce kameranın bulunduğu otellerde, AVM’lerde ve kayıt sistemlerinin olduğu alanlarda toplantı yaptığının iddia edildiğini belirterek, “Gizlilik prensibiyle hareket eden insanlar yüzlerce güvenlik kamerası olan otellerde mi toplantı yapar?” diye sordu.İBB’ye ait çok sayıda daha korunaklı alan bulunduğunu söyleyen Ongun, gizli toplantı iddiasının hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığını savundu.
“Bu yapının adı suç örgütü değil, İBB yönetim şemasıdır”
Ongun, iddianamede Ekrem İmamoğlu’nun “örgüt lideri”, yöneticilerin “örgüt yöneticisi”, belediye personelinin ise “örgüt üyesi” gibi gösterildiğini belirterek, bunun İBB’yi topyekûn kriminalize etmek anlamına geldiğini söyledi.“Milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanına örgüt lideri demek, İstanbullulara da hakarettir” diyen Ongun, “Bizler yasa ile belirlenmiş görevlerde çalışan, ataması yasal şekilde yapılmış kişileriz. Bu yapının adı suç örgütü değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim şemasıdır” ifadelerini kullandı.
“İrademi kimseye teslim etmem”
İddianamede
Ekrem İmamoğlu ile arasında hiyerarşik bir ilişki kurulduğunu belirten Ongun, “örgüt” kavramının esas unsurunun irade teslimiyeti olduğunu söyledi.Ongun, İmamoğlu’na saygı duyduğunu ancak bunun iradesini teslim ettiği anlamına gelmediğini belirterek, “Değil Ekrem İmamoğlu, önderim Mustafa Kemal Atatürk dahi gelse sorgusuz sualsiz irademi teslim etmem” dedi.İBB’de karar alma süreçlerinin tek kişi üzerinden işlemediğini savunan Ongun, İmamoğlu’nun sık sık “Masa kurun” diyerek farklı görüşlerin alınmasını istediğini belirtti.
“İtirafçı yaratma sistematiği kuruldu”
Savunmasının önemli bir bölümünü etkin pişmanlık ifadelerine ayıran Ongun, soruşturmanın başından itibaren “itirafçı yaratma sistemi” kurulduğunu öne sürdü.Ongun’a göre gizli tanık ifadeleriyle başlayan süreç, medya yayınları ve bazı avukatlar üzerinden belirli isimlerin hedef haline getirilmesiyle devam etti. Ongun, “Formül basitti: Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş,
Murat Ongun ile ilgili bir şey söyle, onların yakın çevresinden birini de kat hikâyene, özgürsün” dedi.Ongun, birçok itirafçı beyanının benzer cümlelerle kurulduğunu, bu ifadelerin ardından tahliyelerin geldiğini ve her tahliyenin yeni bir beyan zinciri oluşturduğunu savundu.
“Avukat-itirafçı ilişkisi tesadüf değil”
Ongun, savunmasında bazı itirafçıların sonradan aynı avukata yöneldiğini belirterek, bunu “avukat-itirafçı ilişkisi” olarak nitelendirdi.Bu kapsamda avukat İsmail Mirsad Albayrak’ın ismini veren Ongun, Albayrak’ın dosyada 5’i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptığını söyledi.Ongun’un anlatımına göre Hasan Özsoy’un itirafçı olmasının ardından Eyüp Subaşı, Kabil Taşçı, Vedat Şahin, Rauf Cem Istranca, Serkan Öztürk ve Duygu Fikirli süreç içinde ifade verdi; bazıları tahliye edildi, bazıları ise tutuklu kaldı. Ongun, bu isimlerin bir kısmının ilk avukatlarının farklı olduğunu, daha sonra Albayrak’a vekalet verdiğini belirtti.Ongun, Albayrak’ın aynı zamanda Rasim Ozan Kütahyalı ve Hilal Kaplan’ın avukatı olduğunu da öne sürerek, medya, avukat ve itirafçı beyanları arasında bir ilişki bulunduğunu savundu.
“Eşim için 1 milyon dolar istendi”
Ongun, savunmasının başka bir bölümünde 26 Nisan 2025’teki ikinci dalga operasyonda eşinin de gözaltına alındığını hatırlattı. Ertesi gün cezaevinde kendisini ziyaret eden bir avukatın, eşi hakkında tutuklama kararı verilmemesi için kendisinden para istendiğini söylediğini iddia etti.Ongun, avukat Beliz Özkan’ın kendisine “1 milyon dolar verilirse eşinin tutuklanmamasının sağlanabileceğini” söylediğini öne sürdü. Böyle bir parası olmadığını ve eşinin suçsuz olduğunu söylediğini belirten Ongun, daha sonra söz konusu avukat hakkında İstanbul Barosu’na şikâyette bulunduğunu ifade etti.
“Reklam ihalelerinin merkezi ben olamam”
Reklam ihaleleri üzerinden yöneltilen suçlamalara da yanıt veren Ongun, İBB encümeninin karar aldığı ihalelerde kendisinin belirleyici güç gibi gösterilmesinin gerçekçi olmadığını savundu.Ongun, encümende genel sekreterler, genel sekreter yardımcıları ve daire başkanlarının yer aldığını hatırlatarak, “Ben bu insanlara nasıl emir ve talimat verebilirim?” diye sordu.Göreve geldikten sonra büyük reklam ihalelerini Medya AŞ’de tutmak yerine farklı iştiraklere devrettiklerini anlatan Ongun, “Eğer usulsüzlük yapacak biri olsam bu ihaleleri elimde tutarım. Ama ben bunları devretmişim” dedi.
“Sahte fatura yok, sadece savcının cümlesi var”
Ongun, Kültür AŞ ve Medya AŞ üzerinden sahte fatura kesilerek örgüte para aktarıldığı iddiasını da reddetti.İddianamede paraların örgüte aktarıldığının yazıldığını ancak buna ilişkin somut delil gösterilmediğini savunan Ongun, “Madem sahte fatura var, bir tane göstersinler” dedi.Söz konusu paraların kişilere değil belediye iştiraklerinin kasasına girdiğini belirten Ongun, “Özel şirketlerin cebinden çıkıp belediye şirketinin kasasına giren para neden kamu zararı olsun?” ifadelerini kullandı.
“Yapılmamış iş yok”
Alt taşeron ve etkinlik ihalelerine ilişkin suçlamalara da yanıt veren Ongun, Vedat Şahin ve Duygu Fikirli’nin beyanlarında organizasyon işlerinin fiilen yapıldığını anlattıklarını söyledi.Ongun, “Ortada yapılmamış iş yok. Herkes işin yapıldığını anlatıyor” dedi. Savcılığın “yüzde 500-600 farkla fatura kesildiği” iddiasına ilişkin somut örnek göstermediğini savunan Ongun, “Tek bir örnek fatura bile yok” ifadelerini kullandı.
“Kahraman Yeşilyurt’u benim kasam ilan etmişler”
Ongun, bazı şirketlerin yalnızca itirafçı beyanlarında adı geçtiği için “örgüt firması” ilan edildiğini savundu.Antre firmasının sahibi Kahraman Yeşilyurt’un “örgüt kasası” gibi gösterildiğini belirten Ongun, kendisiyle Yeşilyurt arasında somut bağ bulunmadığını söyledi.Ongun, “6 yılda yalnızca bir kez telefonla konuşmuşuz. O da babam vefat ettiğinde taziye için aramış. Görüşme yok, buluşma yok, MASAK raporu yok, para trafiği yok” dedi.
“Örgüt firması kriteri ne?”
Ongun, iddianamede bazı şirketlerin “örgüt firması” olarak gösterildiğini, bazı büyük iş hacmine sahip şirketlerin ise suçlama dışında bırakıldığını savundu.Antre, OMR, Edge Rate ve İmagine gibi şirketlerin “ana örgüt firması” olarak gösterildiğini belirten Ongun, buna karşılık başka şirketlerin daha kısa sürede çok daha büyük ihaleler aldığını söyledi.Serdar Haydanlı’nın 4.5G şirketini örnek gösteren Ongun, şirketin 5 ayda yaklaşık 600 milyon liralık ihale aldığını, buna rağmen örgüt firması sayılmadığını belirtti. Ongun, “Kriter ne?” diye sordu.
“Bana ya da Ekrem Başkan’a ait tek bir firma tespit edilmiş mi?”
Ongun, iddianamede bazı şirketlerin Ekrem İmamoğlu ve kendisiyle fiilen bağlantılı olduğu iddiasının yer aldığını ancak bu iddiayı destekleyen somut belge gösterilmediğini savundu.Savcılığın tek bir şirket için “şu belgeyle Murat Ongun’a ait olduğunu tespit ettim” diyemediğini öne süren Ongun, iddiaların somut delille desteklenmediğini söyledi.
“Soruşturma algı operasyonu olarak yürütüldü”
Ongun, soruşturma sürecinde lekelenmeme hakkının korunmadığını, lehine delil toplanmadığını ve hakkında sistematik algı üretildiğini savundu.“Ceza Muhakemesi Kanunu çok açık. Savcı yalnızca aleyhe değil, lehe delili de toplamak zorunda” diyen Ongun, kendi lehine toplanmış tek bir delil gösterilemeyeceğini söyledi.Ongun, “Boy boy fotoğraflarımız servis edildi, iftira bültenleri yayımlandı. Bu süreç soruşturmadan çok algı operasyonu olarak yürütüldü” ifadelerini kullandı.Duruşmada Ongun’un savunmasının devam edeceği belirtildi.
Kaynak: Zuhal ÇİLOĞLAN