Sabahları çenede yorgunluk veya ağrıyla uyanmak, dişlerde aşınma, çene kaslarında hassasiyet ve gün içinde farkında olmadan dişleri sıkmak, bruksizmle birlikte görülebilen belirtiler arasında yer alıyor.
Son yıllarda bu şikâyetlerin tedavisinde “masseter botoksu” olarak bilinen botulinum toksin uygulaması da daha fazla gündeme geliyor. Ancak uzmanlar, diş sıkmanın tek bir nedeni bulunmadığı gibi her hastada aynı tedavi yönteminin uygulanmasının da doğru olmadığını vurguluyor.Özellikle sosyal medyada masseter botoksunun hem
diş sıkma sorununu ortadan kaldıran hem de yüzü incelten standart bir işlem gibi sunulması, uygulamanın amacı ve sınırları konusunda kafa karışıklığına neden olabiliyor.Konuyu değerlendiren Diş Hekimi İpek Rizvan,
bruksizm şikâyeti bulunan kişilerde öncelikle diş sıkmanın oluşturduğu etkilerin ve eşlik eden problemlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Diş sıkmakla kası küçültmek aynı şey değil”
Çiğneme sırasında aktif görev alan güçlü kaslardan biri olan masseter kası, uzun süreli ve yoğun aktivite sonucunda bazı kişilerde belirginleşebiliyor. Bu durum çene bölgesinde ağrı ve yorgunluk hissine de eşlik edebiliyor.Botulinum toksin uygulaması kas aktivitesini geçici olarak azaltabiliyor. Ancak Rizvan, kas aktivitesini azaltmak ile diş sıkmanın altında yatan nedeni ortadan kaldırmanın aynı şey olmadığına dikkat çekti.Rizvan, “Masseter kasının aktivitesini azaltmak ile kişinin neden diş sıktığını ortadan kaldırmak aynı şey değil. Bazı hastalarda kas kaynaklı ağrı ve aşırı kas aktivitesi ön planda olabilir. Fakat bruksizm tek başına kasın büyüklüğüyle açıklanabilecek bir durum değil. Bu nedenle önce hastanın şikâyetini, ağız içindeki bulguları ve diş sıkmanın oluşturduğu etkileri değerlendirmek gerekiyor” dedi.
Her hastaya aynı tedavi uygulanmıyor
Diş sıkma şikâyeti bulunan kişilerde dişlerde aşınma ve hassasiyet, restorasyonlarda hasar, çene kaslarında ağrı ve temporomandibular eklem bölgesinde yakınmalar görülebiliyor.Ancak bu bulguların şiddeti ve dağılımı kişiden kişiye değişebiliyor.Tedavi kararının yalnızca hastanın “Diş sıkıyorum” demesine dayanarak verilmemesi gerektiğini belirten Rizvan, şu ifadeleri kullandı:
“Önce dişlerde aşınma var mı, kaslarda hassasiyet veya belirgin büyüme mevcut mu, eklem şikâyeti eşlik ediyor mu, restorasyonlarda tekrarlayan kırılmalar yaşanıyor mu; bunlara bakıyoruz. Her hasta aynı tabloyla gelmediği için herkese aynı yaklaşımı uygulamak doğru değil.”Botulinum toksinin bazı bruksizm hastalarında kas aktivitesi ve ağrının azalmasına katkı sağlayabildiğine ilişkin bilimsel çalışmalar bulunmasına karşın, uzun dönem verilerin ve çalışmalar arasındaki yöntem birliğinin sınırlı olması nedeniyle uygulamanın kesin ve tek başına bir çözüm olarak görülmemesi gerektiği belirtiliyor.
“Gece plağı mı, botoks mu?” sorusunun tek cevabı yok
Bruksizm konusunda en sık sorulan sorulardan biri de gece plağı ile botulinum toksin uygulamasının birbirinin alternatifi olup olmadığı.Rizvan, iki yöntemin farklı amaçlara hizmet ettiğine dikkat çekerek, “Gece plağının, dişleri ve mevcut restorasyonları oluşabilecek mekanik etkilerden korumaya yönelik farklı bir rolü var. Botulinum toksin ise kas aktivitesi üzerinden farklı bir mekanizmayla değerlendiriliyor” dedi.Rizvan, “Dolayısıyla ‘Hangisi daha iyi?’ diye genel bir cevap vermek yerine hastanın hangi problemi yaşadığını belirlemek gerekiyor. Bazı kişilerde farklı yaklaşımların birlikte değerlendirilmesi de gerekebilir” ifadelerini kullandı.
Yüzün incelmesi tedavinin amacıyla karıştırılmamalı
Masseter kasına yapılan botulinum toksin uygulamalarının sosyal medyada öne çıkan etkilerinden biri de alt yüz bölgesinin daha ince görünmesi.Kas hacminin azalmasının bazı kişilerde yüz konturunda değişikliğe neden olabileceğini belirten Rizvan, her geniş çene görünümünün masseter kasından kaynaklanmadığını söyledi.“Alt yüzün şekli yalnızca masseter kasıyla belirlenmiyor. Kemik yapısı, yağ dokusu ve kişinin anatomik özellikleri de görünümü etkiliyor. Bu nedenle ‘Yüzüm geniş,
masseter botoksu yaptırmalıyım’ şeklinde doğrudan bir çıkarım yapmak doğru değil. Medikal bir şikâyetle estetik beklentinin birbirinden ayrılması gerekiyor.”
Jawline dolgusu ile masseter botoksu aynı işlem
değil
Jawline dolgusu ile masseter botoksunun da sıklıkla birbirine karıştırıldığına dikkat çekiliyor.
Jawline dolgusunda çene hattına hacim ve kontur kazandırılması hedeflenirken, masseter bölgesine uygulanan botulinum toksin kas aktivitesini azaltmaya yönelik kullanılıyor.Rizvan, iki uygulamanın farklı amaçlara sahip olduğunu belirterek, “Birinde belirli bölgelere hacim ekleniyor, diğerinde kas aktivitesi üzerinde etki oluşturuluyor. İkisini aynı işlem veya birbirinin doğrudan alternatifi gibi görmek doğru değil” dedi.
Sabah çene ağrısı tek başına tanı değil
Sabah çene ağrısı, yüz kaslarında yorgunluk ve dişlerde aşınma bruksizm açısından değerlendirilmesi gereken bulgular arasında yer alıyor. Ancak Rizvan, bu belirtilerin tek başına tanı koymak için yeterli olmadığını ve benzer şikâyetlerin farklı nedenlerle de ortaya çıkabileceğini belirtti.“Hasta bazen internette birkaç belirtiyi okuyup kendi kendine ‘Diş sıkıyorum ve botoks yaptırmalıyım’ sonucuna ulaşabiliyor. Oysa bizim için önce doğru değerlendirme geliyor. Şikâyetin kaynağını anlamadan doğrudan bir uygulamaya yönelmek yerine ağız, dişler, kaslar ve gerekiyorsa çene eklemini birlikte değerlendirmek daha doğru.”
“Etkisi geçici, takip önemli”
Botulinum toksinin kas üzerindeki etkisinin kalıcı olmadığını hatırlatan Rizvan, tekrarlanan uygulamaların da otomatik bir rutine dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.Rizvan, “Bir uygulamadan fayda görülmüş olması, süresiz şekilde belirli aralıklarla aynı işlemin yapılması gerektiği anlamına gelmiyor. Hastanın şikâyeti ve klinik durumu yeniden değerlendirilerek karar verilmeli. Çiğneme kaslarından söz ediyoruz; bu nedenle fonksiyon da mutlaka dikkate alınmalı” dedi.Diş sıkma veya çene ağrısı yaşayan kişilerin doğrudan belirli bir işleme yönelmek yerine öncelikle şikâyetin nedeninin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Rizvan, sözlerini şöyle tamamladı:“Bruksizmde hedef yalnızca güçlü çalışan bir kası zayıflatmak değil; hastanın neden bu şikâyeti yaşadığını anlamak ve dişleri, kasları ve çene sistemini bir bütün olarak değerlendirmektir.”