Yalçın, Memur-Sen'in "Çalışma hayatı ve terör" raporu hazırladığını hatırlatarak "Bu raporumuzda da ortaya koyduğumuz terör yalnızca cana değil aynı zamanda emeğe, kamu hizmetine ve toplumsal barışa doğrudan kasteden bir tehdittir. Bir öğretmenin sınıfa girememe korkusu, bir doktorun hastasına ulaşamama endişesi, bir mühendisin yol yaparken ölümle burun buruna gelmesi, bir cami imamının cemaatiyle buluşurken kurşunların hedefi olması, bütün bunlar terörün çalışma hayatına nasıl darbe vurduğunu gösterir. Bütün bunların bunları raporumuzda kayıt altına aldık" diye konuştu.
"Çözüm sürecinde tüm iyi niyet ve çabalara rağmen yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarılmalı"
Memur-Sen olarak sürece ilişkin dikkat edilmesi gereken birkaç hususun altını çizen Yalçın, şunları kaydetti:
"Süreç özgürlük, adalet, demokrasi ve milli birlik temelinde yürütülmelidir. Sivil toplum kuruluşları sadece dinlenen değil, gerçek anlamda sürecin paylaşıp kılınmalı. Yalnızca bir defaya mahsus görüşlere alınan kuruluşlar olmalı. Devlet kuşatıcı ama kararlı olmalı. Terörü cesaretlendirecek hiçbir adım söz konusu olmalı. Çözüm sürecinde tüm iyi niyet ve çabalara rağmen yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarılmalı. Sürecin sabote edilmesine ve sekteye uğratılmasına karşı ihtiyatlı davranılmalıdır. Yeni ve sivil bir anayasa yapılmalı. Toplumun bütün kesimlerini kapsayan toplumsal sözleşme oluşturulmalıdır.
Terörün mağdur ettiği vatandaşlarımızın acısı politize edilmemeli. Toplumsal vicdanın ortak paydası olmalıdır. Terör örgütü PKK sadece Türkiye ve Irak'ta değil. Hangi adı taşırsa taşısın. Bütün ülkelerdeki bileşenleri ile birlikte silah bırakmalı. Suriye'deki yapılanma orada durduğu müddetçe Terörsüz Türkiye projesi gerçekleşmemiş olacaktır. İsrail-Amerikan projesinin Suriye'de hayat bulmasına müsaade edilmemelidir. Bu konu pazarlık konusu yapılamaz ve yine şehitlerimizin hatırası, gazilerimizin fedakarlığı, annelerimizin gözyaşı bu sürecin kırmızı çizgisi olmalıdır. Biz eminiz terör vesayetini kalktıktan sonra Türkiye sadece daha güvenli değil aynı zamanda daha huzurlu, daha güçlü, daha müreffeh olacaktır. Bu hedefe ulaşmak için bizler de üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız. Terörsüz Türkiye, Türkiye yüzyılının ön şartıdır."
Kahveci: "Terör yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve psikolojik olarak da Türkiye'yi yıpratan bir süreç olarak kayda geçmiştir"
Toplantıda söz verilen Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen) Genel Başkanı Önder Kahveci de 1980'lerden bu yana Türkiye'nin terörle mücadele kapsamında hem ekonomik hem de insani açıdan ağır bedel ödediğini söyleyerek "Resmi ve bağımsız kaynaklara göre, PKK terör örgütü ile yürütülen mücadele sürecinde 1 trilyon dolara yakın bir maliyete katlanmış, doğrudan veya dolaylı kayıplar dahil edildiğinde bu rakam daha da yükselmiştir. Bu tablo yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve psikolojik olarak da Türkiye'yi yıpratan bir süreç olarak kayda geçmiştir" dedi.
"PKK saldırılarıyla kamu hizmetinin temel taşlarını çökertmek ve devlet otoritesini zayıflatmak amaçlanmıştı"
Terör örgütü ASALA ile PKK'nın Türkiye ve yurtdışındaki faaliyetlerini hatırlatan Kahveci, şöyle konuştu:
"1975-85 yılları arasında özellikle yurt dışında Türk Dışişleri Bakanlığı hedef alarak 40'tan fazla Türk diplomat ve aile bireyini şehit etmiştir. Silahlı saldırılar ve bombalı eylemlerle Türkiye Cumhuriyeti'nin diplomatik temsil gücünü kırmayı amaçlanmışlar. Bu saldırılar sonucunda Türk diplomatları dünyanın birçok kentinde özel koruma altına çalışmak zorunda kalmış bazı görevler risk nedeniyle boş bırakılmıştır. Türkiye'de özellikle 1980'lerden itibaren PKK terör örgütü güvenlik personelimizin yanında öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, mülki ve idare amirlerimizi farklı kamu görevlilerini de hedef alarak tasfiyeler gerçekleştirmiştir. Bu saldırılarla eğitimden sağlığa, yerel yönetim adalet sistemine kadar kamu hizmetinin temel taşlarını çökertmek ve devlet otoritesini zayıflatmak amaçlanmıştır.
Çok sayıda öğretmenin şehit edilmesi, doktorların yollarının kesilerek öldürülmesi, kaymakamların bombalı saldırılarla hayatlarını kaybetmeleri, çalışanlarımızın terör örgütü mensuplarıyla kaçırılmaları, kamu görevlilerini endişeyle yüz yüze bırakmışız. Bunun sonucunda uzun yıllar boyunca kamu personeli özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev almak istemiş, devlet ise bu hizmetlerin sürdürülebilmesi için zorunlu görev mecburi tayin gibi politikalara da yönelmek zorunda kalmıştır. Bugün gelinen noktada PKK'nın öğretmen, doktor, hemşire, mühendis, memur, kaymakam gibi kamu görevlilerini hedef alarak ülke içinde yarattığı korkuyla ASALA uluslararası personel hedef alarak yurt dışında oluşturduğu baskı arasında doğrudan bir benzerlik bulmaktadır. Her iki terör örgütü de devletin hizmet sunma kapasitesini sekteye uğratmayı, güvenlik endişesi oluşturmayı ve kamu görevlileri güvenliğini altına alarak kamu hizmetlerini aksatmayı, bölge halkı ile devletimizin arasındaki bağı zayıflatmayı amaçlamıştır."
"Huzur ve barış ortamının hakim olduğu bir ülkede bölgede sunulan kamu hizmetinin niteliği ve kalitesi de dolayısıyla artacaktır"
Kahveci, terörsüz bir Türkiye'de sözünü ettiği olumsuz tablonun kökten değişeceğine dikkati çekerek "Kamu görevlilerinin can güveninin tehdit altında olmadığı, aksine huzur ve barış ortamının hakim olduğu bir ülkede bölgede sunulan kamu hizmetinin niteliği ve kalitesi de dolayısıyla artacaktır. Terörün ortadan kaldırılmasıyla birlikte Doğu, Güneydoğu, Anadolu'nun sadece kamu hizmetleri açısından değil, sosyal ve ekonomik gelişim açısından cazibe merkezlerine dönüşmesi mümkün olacaktır. Bu dönüşüm bölgenin daha homojen bir kimliğe sahip olmasına, terör nedeniyle bölgeden göç eden halkın da yeniden memleketlerine dönebilmelerinin imkanını sağlayacaktır. Bu nedenle ulaşılacak huzur ve güven ortamının en büyük kazanımı yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda Türkiye'nin her köşesinde eşit hizmet alma hakkının korunması ve devlet-vatandaş ilişkisinni güçlenmesi olacaktır" ifadelerini kullandı.















