İsrail Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye’de yeni askerî kontrol alanları oluştururken İran’ın bölgesel ağı bazı cephelerde daraldı, Yemen’deki Husiler ise önemli ölçüde güçlendi. ABD bölgede temel dış aktörlerden biri olmayı sürdürüyor ancak artık bütün sonuçları tek başına belirleyebildiği bir düzen de bulunmuyor.Birçok ülke uluslararası hukuk açısından aynı sınırlarla varlığını sürdürüyor. Fakat bazı devletlerde merkezî hükümet artık ülke içerisindeki silahlı güç, doğal kaynaklar, sınırlar ve dış politika üzerinde geçmişteki kadar
tek başına belirleyici değil.Asıl göstergeler;
toprak üzerindeki fiilî kontrol, silahlı güçlerin kime bağlı olduğu, yabancı askerî varlık, enerji kaynaklarının yönetimi, dış ekonomik anlaşmalar ve devletin kendi güvenlik politikasını ne ölçüde bağımsız belirleyebildiği.Irak: Devlet bölünmedi ancak tek güç merkezi de oluşmadı
2003’te Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesinden sonra Irak’ın siyasi sistemi tamamen değişti.Bugünkü Irak hukuken tek bir federal devlet. Kürdistan Bölgesi ise kendi parlamentosuna, hükümetine ve güvenlik güçlerine sahip anayasal bir federal yapı.Bunun yanında İran’la bağlantılı bazı silahlı grupların da dahil olduğu Haşdi Şabi yapılanmaları Irak güvenlik sisteminin önemli unsurlarından biri olmaya devam ediyor.Dolayısıyla Irak için “üçe bölündü” demek teknik olarak doğru değil; ancak
Bağdat, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve farklı silahlı-siyasi güç merkezlerinin aynı devlet içerisinde önemli hareket alanlarına sahip olduğu parçalı bir egemenlik modeli ortaya çıktı.ABD askerî varlığını azaltırken ekonomik nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Washington ile Bağdat arasında özellikle petrol, doğalgaz ve enerji altyapısı alanında yeni anlaşmalar gündemde. Trump, temmuz ayında Amerikan şirketlerinin Irak petrol sektöründe daha fazla faaliyet göstereceğini açıkça söyledi. Aynı zamanda Chevron'un dahil olduğu konsorsiyumlar yeni petrol ihracat koridorlarını araştırıyor.Ancak Irak yalnızca ABD’ye bağlanmış değil. Fransa merkezli TotalEnergies gibi şirketlerin yatırımları sürüyor ve Irak aynı zamanda İran, Türkiye, Körfez ülkeleri, Çin ve Avrupa arasında denge kurmaya çalışıyor.
Sonuç:
Saddam dönemindeki aşırı merkezi Irak ortadan kalktı; yerine seçimli fakat birden fazla iç ve dış güç merkezinin etkili olduğu federal bir sistem geldi.Suriye: Toprak yeniden birleşiyor ama eski güç ağları devletin içine giriyor
Suriye ilk bakışta bu genel eğilimin tersine dönmeye başladığı ülke.2011 sonrasında ülke; Şam yönetimi, Kürt liderliğindeki SDF, Türkiye destekli yapılar, muhalif güçler ve farklı yabancı askerî güçler arasında fiilen bölünmüştü.Beşar Esad'ın 2024’te devrilmesinin ardından Ahmed eş-Şara yönetimi ülkenin önemli bölümünü yeniden merkezî devlet kontrolüne aldı.ABD'nin uzun yıllar desteklediği SDF ise Ağustos 2026’da bağımsız askerî yapı olarak kendisini feshetti ve güçlerinin devlet ordusuna entegrasyonu başladı.Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.SDF'nin çekirdeğini oluşturan YPG’nin komutanlarından
Sipan Hamo, ülkenin doğusundan sorumlu savunma bakan yardımcılığı görevine getirildi. Bu nedenle SDF’nin bağımsız askerî yapısının ortadan kalkması, yıllarca oluşturulan kadro ve siyasi etkinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.Suriye aynı zamanda yeni dış ilişkiler ağına giriyor.Amerikan Chevron şirketi Katar merkezli UCC ile Suriye açıklarında petrol ve doğalgaz aramak için anlaşma yaptı. Buna karşılık Rusya da Esad’ın devrilmesine rağmen Tartus ve Hmeymim’deki askerî varlığını yeni anlaşmayla korudu.
İsrail ise Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye tarafındaki tampon bölgeye girdi ve Güney Suriye’de yeni askerî mevziler oluşturdu. BM soruşturma komisyonu İsrail'in faaliyetlerinin giderek kalıcı hale geldiğini belirtirken İsrail, bölgede toprak kazanma amacı bulunmadığını ve varlığının güvenlik için geçici olduğunu savunuyor.Sonuç:
Suriye toprak bakımından yeniden merkezileşmeye başladı; ancak yeni devletin içerisinde eski silahlı grupların kadroları ile ABD, Rusya, Türkiye, Körfez ülkeleri ve İsrail gibi dış aktörlerin etkileri hâlâ önemli.İsrail: Askerî kontrol alanı genişledi, güvenlik sorunu ise çözülmedi
Son üç yıldaki en belirgin coğrafi değişimlerden biri İsrail’in çevresindeki askerî kontrol alanlarında yaşandı.Reuters’ın güncel verilerine göre İsrail ordusu Gazze’nin yüzde 60’ından fazlasını kontrol ediyor. Netanyahu yönetimi daha önce bu oranı yüzde 70’e çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı. Gazze’nin yaklaşık iki milyonluk nüfusunun büyük bölümü çok daha dar bir alanda yaşamaya zorlanıyor.Batı Şeria’da ise E1 yerleşim projesine yeni ihaleler eklendi ve planlanan konut sayısı
3 bin 401’e ulaştı. Projenin uygulanması halinde Batı Şeria’nın kuzey-güney bağlantısının ve Doğu Kudüs’le coğrafi bütünlüğünün ciddi biçimde etkilenebileceği belirtiliyor.İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de projenin Filistin devleti ihtimalini engellemesini istediğini açıkça söyledi.Güney Lübnan’da ise İsrail yaklaşık
10 kilometre derinliğe ulaşan bir güvenlik bölgesini kontrol ediyor. İsrail bunu Hizbullah saldırılarına karşı tampon alan olarak tanımlarken Lübnan yönetimi topraklarının işgal edildiğini belirtiyor.Suriye tarafında da benzer bir tampon bölge oluşturuldu.Dolayısıyla İsrail'in
fiilî askerî kontrol alanı 2023 öncesine göre genişledi.Fakat bunu yalnızca “kazanç” olarak değerlendirmek eksik olur.İsrail aynı dönemde Gazze’de uzun süreli savaşın maliyetleriyle karşı karşıya kaldı; Hizbullah ile yeniden savaşa girdi; İran'la doğrudan çatışma yaşadı ve Yemen'deki Husilerin füze ve İHA kapasitesinin menziline girdi.Yani
coğrafi askerî kontrol arttı fakat güvenlik ortamı daha istikrarlı hale gelmedi.Filistin: Toprak bütünlüğü ve devletleşme ihtimali daha fazla baskı altında
Filistin açısından değişimin yönü daha belirgin.Gazze’de altyapının büyük bölümü yıkıldı. Reuters’ın aktardığı UNICEF verilerine göre okulların yüzde 98’i tahrip edildi veya ağır hasar gördü. İsrail ordusu bölgenin çoğunluğunu kontrol ediyor ve yeniden inşa süreci henüz kapsamlı biçimde başlayamadı.Batı Şeria’da ise yeni yerleşim alanları ve E1 projesi, gelecekte kurulabilecek Filistin devletinin coğrafi bütünlüğünü daha da zorlaştırıyor.Bu nedenle 2000’lerin başındaki iki devletli çözüm perspektifine kıyasla
bağımsız ve coğrafi olarak bütünleşmiş bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak koşullar bugün daha zor hale gelmiş durumda.Lübnan: Hizbullah zayıfladı ancak devlet egemenliği de güçlenmiş değil
Lübnan’da İran destekli Hizbullah ağır askerî kayıplar verdi.Ancak bunun sonucunda Lübnan devletinin ülkenin tamamında egemenliğini yeniden kurduğu bir sistem henüz ortaya çıkmadı.İsrail Güney Lübnan’ın bazı bölümlerini kontrol ediyor; Hizbullah silahsızlanmayı reddediyor ve Lübnan ordusunun bütün silahlı yapıları kendi komutası altında toplaması konusunda görüşmeler sonuçlanmış değil.Üstelik yaklaşık yarım yüzyıldır bölgede bulunan UNIFIL’in 2026 sonunda çekilmesi planlanıyor. BM yetkilileri, bazı mevcut BM mevzilerinin artık İsrail kontrolündeki bölgelerde kaldığını belirtiyor.Dolayısıyla
Hizbullah'ın göreli gücü geriledi ancak bunun karşılığında güçlü ve tamamen egemen bir Lübnan devleti henüz ortaya çıkmadı.İran: Bölgesel ağ bazı cephelerde daraldı, Yemen hattı güçlendi
İran son 20 yıldaki en ilginç değişimi yaşayan aktörlerden biri.2003 Irak işgali başlangıçta İran'ın işine yaradı. Tahran'ın en büyük düşmanlarından Saddam Hüseyin ortadan kalktı ve İran Irak’ta siyasi ve askerî nüfuzunu büyük ölçüde artırdı.Sonraki yıllarda İran’ın “Direniş Ekseni” Irak'tan Suriye'ye, Lübnan'dan Gazze ve Yemen'e uzandı.Ancak 2023 sonrasında bu yapı ciddi kayıplar yaşadı.Esad yönetiminin devrilmesi İran'ın Suriye’deki temel müttefikini ortadan kaldırdı. Hizbullah ağır darbe aldı. Hamas’ın askerî kapasitesi ciddi biçimde zayıfladı. İran da 2026’da doğrudan ABD ve İsrail saldırılarının hedefi oldu ve ekonomik açıdan daha fazla baskı altına girdi.Fakat İran’ın bölgesel ağı tamamen çökmüş değil.Bunun en güçlü örneği
Yemen'deki Husiler.Yemen: Husiler savaşın en fazla güç kazanan yerel aktörlerinden biri
İran destekli Husiler 2014’ten beri başkent Sana’yı kontrol ediyor.Ancak Eylül 2026'daki hızlı saldırıları sonucunda Kızıldeniz kıyısında yeni alanlar ele geçirerek
Bab el-Mendeb üzerindeki baskı kapasitelerini önemli ölçüde artırdılar.Suudi destekli hükümet güçleri bazı bölgelerde hızla geri çekildi. Husiler Riyad'a füze ve İHA saldırıları düzenlerken Suudi Arabistan yoğun hava saldırılarına rağmen ilerlemeyi durdurmakta zorlandı.Böylece İran Suriye ve Lübnan'da nüfuz kaybederken Yemen hattında önemli bir stratejik baskı aracını koruyor.Bu durum İran’ın bölgesel gücünün tamamen ortadan kalkmadığını,
coğrafi ağırlık merkezinin değiştiğini gösteriyor.
ABD: Hâlâ merkezde ancak tek başına sonucu belirleyemiyor
ABD yaklaşık çeyrek asır boyunca Irak savaşı, Suriye'deki SDF desteği, Körfez ülkelerindeki üsleri, İsrail'e verdiği askerî destek ve bölgedeki ekonomik ilişkileri nedeniyle Orta Doğu’nun en etkili dış aktörlerinden biri olmayı sürdürdü.Bugün de Irak enerji projelerinde, Suriye'nin yeni düzeninde, İsrail-Suriye ve İsrail-Lübnan görüşmelerinde, Gazze planlarında ve Körfez güvenlik sisteminde Washington merkezi bir konumda.Ancak 2026 tablosu ABD’nin istediği her sonucu elde edemediğini de gösteriyor.Örneğin Suudi Arabistan'ın Husilere karşı doğrudan Amerikan saldırısı talebine rağmen Trump yönetimi şu ana kadar müdahaleyi reddetti. Husiler ise ilerlemelerini sürdürdü.Rusya da Esad’ı kaybetmesine rağmen Suriye'deki Tartus ve Hmeymim üslerini korudu.Bu nedenle ortaya çıkan sistem
ABD'nin tek başına yönettiği bir Orta Doğu değil; ABD’nin en güçlü dış aktörlerden biri olduğu fakat Rusya, Türkiye, İran, İsrail ve Körfez devletlerinin de kendi alanlarını korumaya çalıştığı çok kutuplu bir rekabet alanı.Türkiye ve Körfez ülkelerinin rolü büyüdü
Türkiye'nin özellikle Suriye üzerindeki siyasi, askerî ve ekonomik etkisi 2011 öncesine kıyasla çok daha fazla.Suudi Arabistan ise İran'la rekabet ederken aynı zamanda ABD’ye tamamen bağımlı kalmamak için yeni güvenlik ilişkileri geliştiriyor.Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu değişimin en güncel örneklerinden biri.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Husi saldırıları nedeniyle Suudi Arabistan'ın ihtiyaç duyması halinde Türkiye'nin özellikle teknik askerî destek sağlayabileceğini söyledi. Bununla birlikte Fidan, Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşına çekilmesinin kabul edilemez olduğunu da vurguladı.Bu tablo Körfez devletlerinin yalnızca Washington merkezli eski güvenlik mimarisine bağlı kalmak yerine
Türkiye, Pakistan ve başka güçlerle alternatif güvenlik ağları kurmaya başladığını gösteriyor.
Peki Orta Doğu hangi yönde değişti?
22 yıllık tabloya tarafsız bakıldığında
tek bir “kazanan” veya “kaybeden” çıkarmak mümkün değil.İsrail'in Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'deki askerî kontrol alanı genişledi; Batı Şeria'daki yerleşim ağı büyüdü. Buna karşılık ülkenin çevresindeki savaş alanları çoğaldı ve İran, Hizbullah, Hamas ve Husilerle farklı yoğunluklarda devam eden güvenlik tehdidi ortadan kalkmadı.İran, Suriye ve Lübnan hattında ciddi nüfuz kaybetti; kendi topraklarında savaş ve ekonomik baskıyla karşılaştı. Buna karşılık Husilerin Yemen'deki yükselişi Tahran'a Bab el-Mendeb ve Kızıldeniz üzerinden önemli bir bölgesel baskı kapasitesi sağlıyor.ABD, Saddam ve Esad dönemlerinin sona erdiği, İran etkisinin bazı cephelerde gerilediği ve Amerikan şirketlerinin Irak ile Suriye enerji piyasalarına yeniden girdiği bir ortamda önemli stratejik alanlar kazandı. Ancak Washington Rusya'yı tamamen Suriye'den çıkaramadı, İran'ı ortadan kaldıramadı ve Husilerin yükselişini durdurabilmiş değil.Rusya Esad yönetimini kaybetti ama Suriye'deki askerî üslerini korudu.Türkiye ve Körfez ülkeleri ise eskiye kıyasla bölgesel düzenin şekillenmesinde daha bağımsız aktörlere dönüştü.Filistin tarafında ise Gazze'deki büyük fiziksel yıkım ve Batı Şeria'daki toprak bütünlüğünün giderek aşınması, bağımsız devlet hedefinin önündeki koşulları ağırlaştırdı.Ve belki de en önemli ortak sonuç şu:
2003 öncesinin güçlü fakat büyük ölçüde otoriter merkezî devletler düzeninin önemli bölümü ortadan kalktı. Yerine bazı ülkelerde federal veya parçalı siyasi yapılar, devlet ordularıyla iç içe geçen silahlı gruplar, yabancı askerî üsler, tampon bölgeler ve çok sayıda dış aktöre bağlı ekonomik-güvenlik ağları ortaya çıktı.Suriye bugün bu eğilimin tersine yeniden merkezileşmeye çalışıyor; fakat orada bile ABD destekli eski SDF/YPG kadroları yeni devlet kurumlarına entegre olurken Rus üsleri kalıyor, Amerikan ve Körfez şirketleri enerji sektörüne giriyor ve İsrail güneyde askerî varlığını sürdürüyor.Bu nedenle yaklaşık çeyrek asrın sonunda Orta Doğu için en sağlam sonuç
“ülkeler basitçe bölündü” değil.Daha doğru tanım şu olabilir:
Bölgedeki eski güç düzeni büyük ölçüde çözüldü; birçok ülkede egemenlik daha fazla aktör arasında paylaşılan, dış güvenlik ve ekonomik bağlantıların daha belirleyici olduğu yeni bir sistem oluştu. Bazı devletler şimdi yeniden merkezileşmeye çalışıyor ancak 2003 öncesindeki bölgesel düzen geri dönmüş değil.Bu durumun önceden tasarlanmış tek bir planın sonucu mu, birbirini tetikleyen savaşların ve yanlış hesapların mı, yoksa her ikisinin farklı dönemlerde birleşmesinin mi sonucu olduğu ise BOP dosyasının asıl araştırılması gereken sorusu olarak kalıyor.