Kırmızı bülten talebi sonrası Netanyahu'dan Türkiye'ye sert çıkış: "Suriye'ye taşıyor, müsamaha göstermeyeceğiz"
Türkiye, Küresel Sumud Filosu'na yönelik İsrail müdahalesi nedeniyle yürütülen davada Binyamin Netanyahu hakkında Interpol kırmızı bülteni çıkarılması sürecini başlattı. İsrail Başbakanlığı karara sert tepki göstererek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı ve Türkiye'nin 'İsrail'e yönelik saldırganlığını Suriye'ye taşımaya çalıştığını' ileri sürdü. Türkiye ve Suriye ise İsrail'in Ebu Zuhur saldırısını gerekçelendirmek için ortaya attığı Türk askeri konuşlandırılması iddiasını reddetti.
Türkiye ile İsrail arasında son günlerde Suriye üzerinden yükselen gerilime bu kez hukuki ve diplomatik yeni bir başlık eklendi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında Interpol kırmızı bülteni yayımlanmasının talep edildiğini açıkladı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre sürecin temelinde, Gazze’ye insani yardım götürmek amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na İsrail donanmasının uluslararası sularda müdahale etmesi bulunuyor.
Kırmızı bülten süreci nasıl başladı?
İsrail güçleri mayıs ayında Küresel Sumud Filosu ve Özgürlük Filosu Koalisyonu bünyesindeki gemilere müdahale ederek aktivistleri alıkoydu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk vatandaşlarının da bulunduğu olayın ardından soruşturma başlattı.
Başsavcılık 22 Mayıs’ta, 222 aktivist hakkında Adli Tıp raporu alındığını ve 167 kişinin mağdur-müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulduğunu duyurdu.
Soruşturmanın suç başlıkları arasında kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, ulaşım aracının kaçırılması veya alıkonulması, nitelikli yağma, mala zarar verme ve eziyet yer aldı.
Dosya daha sonra İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine taşındı. Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamasına göre Netanyahu ve Afek Moskovitch hakkında 14 Temmuz 2026’da “soykırım” suçundan yakalama emirleri verildi.
Bu kararların ardından Adalet Bakanlığı, Netanyahu ve Moskovitch’in uluslararası düzeyde aranması amacıyla kırmızı bülten çıkarılması için gerekli süreci başlattı. Gürlek, talebin İçişleri Bakanlığına iletildiğini ve ilgili evrakın Dışişleri Bakanlığına gönderildiğini açıkladı.
Kırmızı bülten henüz çıkarılmış değil
Burada Türkiye’nin yaptığı başvuru ile Interpol tarafından kırmızı bülten yayımlanmasını birbirinden ayırmak gerekiyor.
Türkiye, Netanyahu hakkında kırmızı bülten çıkarılmasını talep etti; Interpol’ün talebi kabul ederek kırmızı bülten yayımladığına ilişkin henüz bir açıklama bulunmuyor.
Interpol kırmızı bülteni de doğrudan bir “uluslararası tutuklama emri” anlamına gelmiyor. Bir ülkenin geçerli yakalama kararına dayanılarak kişinin bulunması ve olası iade süreci öncesinde geçici olarak yakalanması talep ediliyor. Nihai işlem ise ilgili ülkenin kendi hukukuna göre gerçekleştiriliyor.
Interpol Genel Sekreterliği de yapılan başvuruları örgütün kuralları çerçevesinde ayrıca değerlendiriyor.
Netanyahu’dan Erdoğan’ı hedef alan açıklama
Türkiye’nin kırmızı bülten girişiminin açıklanmasının ardından İsrail Başbakanlık Ofisi’nden sert tepki geldi.
İsrail tarafı girişimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrailli yöneticileri ve askerleri korkutmaya yönelik “acınası bir girişimi” olarak nitelendirdi.
Netanyahu’nun ofisinin daha kapsamlı açıklamasında ise doğrudan Erdoğan hedef alındı. İsrail yönetimi, Erdoğan hakkında ağır ifadeler kullanırken Türkiye’ye ilişkin Kürtler, Hamas, Kıbrıs ve tutuklu gazeteci ve siyasetçiler üzerinden çeşitli suçlamalar yöneltti.
Bu ifadeler İsrail Başbakanlık Ofisi’nin siyasi iddiaları niteliğinde.
Açıklamanın Türkiye-İsrail ilişkileri açısından en dikkat çekici bölümü ise Suriye oldu.
Netanyahu’nun ofisi, Erdoğan’ı kastederek şu mesajı verdi:
“Şimdi İsrail’e yönelik saldırganlığını Suriye’ye taşımaya çalışıyor. İsrail buna müsamaha göstermeyecek.”
Böylece İsrail yönetimi, Küresel Sumud Filosu’yla ilgili hukuki süreç üzerinden başlayan yeni gerilimde son günlerde yaşanan Türkiye-Suriye-İsrail krizini de doğrudan gündeme taşıdı.
Ankara’dan Netanyahu’ya yanıt
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Netanyahu’nun ofisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan açıklamalarına aynı gün sert karşılık verdi.
İletişim Başkanlığı, Netanyahu yönetiminin açıklamalarını “tarihî gerçeklerden ve siyasi ciddiyetten yoksun” olarak nitelendirdi.
Açıklamada, İsrail’de seçim sürecinin “güvenlikçi popülizm” ve giderek sertleşen bir tehdit siyaseti etkisine girdiği savunularak Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi yeni bir düşman olarak konumlandırmaya çalıştığı öne sürüldü.
İletişim Başkanlığı şu ifadeleri kullandı:
“Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi yeni bir tehdit figürü olarak inşa etme çabası da bu ucuz siyasetin bir parçasıdır.”
Açıklamada bu tutumun yalnızca İsrail toplumunu değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tehdit ettiği belirtilerek şu mesaj verildi:
“Türkiye, dün olduğu gibi bugün de zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya; bedeli ne olursa olsun bölgemizde barışı, adaleti ve istikrarı kararlılıkla savunmaya devam edecektir.”
Gerilimin Suriye ayağı: Ebu Zuhur
Türkiye ile İsrail arasındaki son gerilimin önemli arka planlarından birini İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı oluşturuyor.
İsrail yönetimi saldırının ardından Türkiye’nin Ebu Zuhur’da askeri varlık oluşturmayı planladığını ileri sürmüş ve böyle bir gelişmeye karşı çıkacağını açıklamıştı.
Ancak Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Ebu Zuhur’da Türk askeri üssü kurulması veya kalıcı Türk askeri konuşlandırılması yönünde bir plan bulunmadığını söyledi.
Şeybani, Türk askeri yetkililerin eğitim ve askeri iş birliği kapsamında üssü ziyaret ettiğini doğrularken tesisin Suriye Hava Kuvvetlerinin kullanımına hazırlanmasının planlandığını belirtti.
Şam yönetiminin açıklaması böylece İsrail’in Ebu Zuhur saldırısını Türk askeri konuşlandırması üzerinden gerekçelendiren söylemine karşı bir pozisyon ortaya koydu.
Şam: Türkiye yeniden inşada kilit ortak
Şeybani, 21 Ağustos’ta Pakistan ziyareti sırasında yaptığı başka bir açıklamada Türkiye’yi “Suriye’nin yeniden inşasında kilit bir ortak” olarak nitelendirdi.
Suriye’nin hangi ülkelerle ilişki ve ortaklık kuracağına kendisinin karar vereceğini vurgulayan Şeybani, İsrail’in Şam’ın dış politikasını belirleyemeyeceği mesajını verdi.
Şeybani ayrıca İsrail ile kapsamlı bir stratejik anlaşmanın konuşulması için henüz erken olduğunu, Şam açısından önceliğin İsrail saldırılarının sona ermesi olduğunu söyledi.
ICC kararıyla kırmızı bülten talebi aynı şey değil
Netanyahu hakkındaki bir diğer hukuki süreç ise Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICC) yürütülüyor.
ICC, 21 Kasım 2024’te Netanyahu hakkında ayrı bir yakalama kararı çıkarmıştı. Mahkemenin dosyasında Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlara ilişkin suçlamalar bulunuyor.
Ancak bu karar ile Türkiye’nin 21 Ağustos 2026’da açıkladığı Interpol kırmızı bülten talebi iki farklı hukuki süreç.
ICC dosyası, Uluslararası Ceza Mahkemesinin kendi soruşturma ve yakalama kararına dayanıyor.
Türkiye’nin kırmızı bülten talebi ise, İstanbul’da Küresel Sumud Filosu olayına ilişkin yürütülen Türk yargı sürecinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla Netanyahu hakkında halihazırda bir ICC yakalama kararı bulunması, Türkiye’nin Interpol’e yönelik yeni kırmızı bülten girişiminin otomatik olarak kabul edildiği veya aynı dosyanın devamı olduğu anlamına gelmiyor.
Türkiye-İsrail geriliminde yeni aşama
21 Ağustos’ta yaşanan gelişmeler, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin artık Gazze, Suriye ve hukuki süreçlerin aynı anda ilerlediği çok katmanlı bir krize dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye Netanyahu hakkında uluslararası arama sürecini başlatırken, İsrail yönetimi doğrudan Erdoğan’ı hedef aldı ve Suriye’deki Türk etkisini yeniden gündeme getirdi. Ankara ise Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi seçim sürecinde yeni bir tehdit olarak göstermeye çalıştığını savunarak geri adım atmayacağı mesajı verdi.
Bundan sonraki süreçte iki başlık özellikle takip edilecek: Interpol’ün Türkiye’nin kırmızı bülten talebine vereceği karar ve Türkiye-İsrail geriliminin Suriye sahasında nasıl ilerleyeceği.