Kadın Odaklı Yerel Yönetimler, Elfin Tataroğlu Araştırmacı Yazar
Kartal Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen '25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla yerel yönetimlerde kadınların temsil gücünü artırmayı hedefleyen ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile kadın hakları konularında farkındalık yaratmayı amaçlayan 'Yerelde Eşitlik İçin Mücadele Ediyoruz' paneli ise Soğanlık Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasını Aysel Yücel'in yaptığı panele katılan konuşmacılardan Araştırmacı YazarElfin Tataroğlu, ‘Kadın Odaklı Yerel Yönetimler’ başlıklı konuşmayı gerçekleştirdi.
"Yerel eşitlik eylem planlarının aslında bir de esnek ve çağı yakalayan planlar olması lazım."
"Önce öncelikle kent ve kadın ilişkisine değinmek istiyorum. Ben sonradan yapmadım lisansımı ama Mimarlık Fakültesi mezunu da olduğumdan mekanların, kentlerin, çevrenin kadınla ilişkisinin önemine çok inanıyorum. Ve bu yerel eşitlik eylem planlarında da bu aslında dahildir.
Kent, mekan ve kadın ilişkisine bakmak için en temelden başlamak gerekiyor. Kadını bir kente koyduğunuz vakit öncelikle bir barınma problemiyle başlıyor, yani en temel problem, görünen odur ki bugünden sonra bu sorun daha kronik bir problem olacak. Yani bugüne kadar barınma hani başını sokacak bir evken, bugün özellikle yaşlı kadınlar için yüksek fahiş kiralar, emekli maaşıyla ödeyemediği, bazen yalnız yaşayan kadınlar için, gençler için, kente tek okumaya gelmiş yurt bulamamış ya da sorumlu olduğu özellikle engelli çocuğu olan yalnız kadınlar için. Şimdi gördüğümüz üzere bu küme gitgide gelişiyor ve işte bu yerelde eşitlikte sıklıkla kullanılan keşisimsellik kavramı karşımıza çıkıyor. Kesişim ne mesela? Hem kadınsınız hem engelli çocuğunuz var. Siz iki farklı dezavantajlı grupta kesişiyorsunuz. Kent sizin için çok daha zor. Çünkü siz sokağa çıktığınız zaman hem belki bir anda bir yoksullukla mücadele ediyorsunuz, zaten cebimize yeterli para yok. Bir yandan bir çocuğunuz var ve engelli. Her türlü engel olabilir. Örneğin şu anda otizm çok yüksek. Ve özel eğitime ihtiyacı var. Özel eğitime ulaşacağı okul uzakta. Bugün dünyada Birleşmiş Milletler raporlarına göre; toplu ulaşıma insanların sadece yarısı yakındır. Diğerleri için toplu ulaşıma ulaşmak bir mesele. Yani durağa ulaşmak, minibüse ulaşmak, marmaraya ulaşmak.
Dolayısıyla barınma aslında kendi içinde çok komplekstir. Git gide belediyeler, yerel yönetimler açısından daha fazla sorumluluk artıyor. Yani belki her ilçede bir bakımevi gerek, engelli çocuk için bakımevi gerek ki Büyükşehirin böyle bir projesi var. Yani çocuklarınızı bırakabileceğiniz kısa mola durakları var. Bunlar Avrupa'da örneğin Norveç'te var. Çeşitli kademelerde yani kısa süreli kalacaklar, uzun süreli bırakılacaklar. Ve mesela şiddet görmüş, o gece valizini almış, hemen gidip sığınması lazım. Bu tür yerler, bir de kalıcı yani artık orada yaşamayacağı yerler. Farklı modellemeler yapılması lazım.
Biz, belki kültürel olarak bugüne kadar yaşlısına bakan, büyüğüyle aynı ev içinde annesiyel, babasıyla yaşayan, kayınvalidesi ile yaşayan bir toplumduk. Ama ben bugün bu salonda sorsam özellikle de benim yaş grubuma: 'Kaçınız çocuklarınızın size bakacağını düşünüyorsunuz?' diye. Hemen hemen çok az el kalkar diye düşünüyorum. Çünkü şu an kadınların en çok düşündüğü şey, çocuğun kız veya erkek olması da harketmiyor, onu da söyleyeyim. Herkesin niyeti denize bakan huzur evi, en güzelleri de İzmir'de var. Güzelbahçe, oranın sahilleri de çok güzel. Şimdi evet bu da çağımızın meselesi. Bundan mesela 40 yıl evveli böyle bir durum yoktu. Zaten kayınvalide ya da anne sağlıklı olsa da birlikte yaşıyordu.
Dolayısıyla yerel eşitlik eylem planlarının aslında bir de esnek ve çağı yakalayan planlar olması lazım.
Yani bundan 10 yıl öncenin planı bugün tutmayabiliyor. Bugün yapacağınız plan 5 sene sonra tutmayabiliyor. Bir de depremi var, göçü var. Hiç tutmuyor. Yani öyle planlar olmalı ki hemen güncellenmeli. Mesela, o kesişim noktası dediğimiz noktalardan biri de engelli çocuklar.
Ben mimarlık fakültesinde okurken seçmeli ders olarak engellilere yönelik bina tasarımları, iç mekan tasarımları dersi almıştım. Bunun şöyle bir sebebi var. Engellilere yönelik tasarım dersleri seçmek derslerde çok rağbet görmüyor. Çünkü düşünsene 20 yaşında 19 yaşında üniversite okuyan bir çocuksunuz ve bir sürü çok cazip endüstriyel tasarımı da kapsayan ilerici dersler var. Neden engelliler ile ilgili? Çünkü ben bu konuda sosyal sorulluluğa sahiptim. Benim annem çok aktifti engellilerlle ilgili sivil toplumda, işitme engelli, görmeye engelliler. Ben bir bilince sahiptim. Ilk seçmeli derse girdiğimizde hoca dedi ki: 'Yarın sabah uyandığımızdan her biriniz, engelli birey adayısınız.' Sabah uyanın, sokağa adım attığınızda.. O yüzden sadece yaşlandığınızda barınma problemi de yok kentlerde, engelli bir yaşlı birey olma ihtimaliniz de var.
Bakınız, bu aile içi yaşlı varlığı kadınların çalışmasına çok engelmiş, genç kadınlar için söylüyorum, çocuklar, kreş... Bunları çalışmaya engel meseleler. Bunların aslında mevzuata göre yerel yönetimlerin yani kamusal bir sorumluluk olduğunu biliyor muyuz? Yani kadın bu dertlerden kurtarmak kamu görevidir. Sosyal belediyecilikte eğer kadın evde yaşlı var diye ona bakmakla mükellef olduğu için çalışamıyorsa kamuoyunun görevi bunu çözmek, öncelikle bunu bilmek lazım.
Bazı şeyler kadınlara yerel yönetillerde yardım olarak veriliyor. Mesela, kadın yardım alan oluyoruz. Aslında kadınlar baştan yardıma muhtaç insanlar değildir. Hemşehridir.
Kadınlara yapılacak her türlü belediye ya da devlet ayaklı , kamu ayaklı destek karşılıklı hak çerçevesinde iş yapılır. Dil olarak da yerel yönetimlerde kadına yardım, yani onu bir şekilde aciz bir durumdan kurtarma gibi bir yaklaşımın aksine hemşehrilik hukuku içerisinde eşit bir birey olarak görmeliyiz. Bu, onun zaten hakkı. O anlamda yaklaşmak çok önemli. Yani kullanılan dil de önemli. Evet, barınma hakkı dedik. Bunun içinde 'güvenlik hakkı' da var. Yani kent, kadın mekan ilişkisinde bugün kentlerdeki en büyük problemi tutar. Ve bu güvenlik işte başkanın anlattığı kimi cinayetlerinde işlenmesine kadar varan, yani kadınların gece sokakta yürürken arkasına baka baka korkarak yürüdüğü, çoğu zaman karanlık sokaklarda da yürüdüğü yani sokakların aydınlatılmasından başlamak üzere belkide güvenlik güçlerine çabuk erişim ya da kadınların yaşayacağı güvenli sokaklar, geçebileceği güzergahlar yani haritalar çıkarılmalı. Bu haritalar, örneğin Kartal İlçesinde nerede kadınlar var? Önce onun haritası. Bu Eskişehir Belediyesi'nde var. Mor harita. Üzerine, nerede engelli çocuğu olan kadınlar var onların haritası. Sonra güvenli kentler yani bir kadın akşam bir yere gitmek istedi onların haritası muhakkak internet aracılığıyla da kadına sunulmalı.
O zaman ikinci aşama yani bunu bir böyle Maslov Hiyerarşisi olaral düşünürsek güvenlik eğiliriz üçüncüsü aslında kentlerinin hareketlilik hakkı. Siz, bu kentte istanbul'da yaşarken nereye gitmek istiyorsanız, bir erkek nereye ulaşabiliyorsa siz de ulaşmalısınız. Bunun için hem sizin güvenliğiniz yani güzergah güvenliğiniz sağlanmalı, hem de sizi oraya ulaştıracak araçların vasıtaların imkanları sağlanmalı. Peki hareketlilik hakkı sadece işte otobüse binip bir yere gitmek mi?
Kadının mesela sosyalleşmesi, eğlencesi. Aklınıza ne geliyor? Aslında bunu çok merak ediyorum. Ben biraz eğlenmeye çıkıyorum dediğinizde yani ilk aklınıza gelen yerler neresi, nereye gidiyorsunuz?
Nerde, değil mi? Evet, kadınlardan gelen cevapların %90 parkta diyor. Peki, erkeklerin gidebileceği yerlere bakın. Ne kadar çok yer var. Öyle değil mi? Yani tabii kadınlara oturup bir çay kahve içebileceği kahvehaneler, sohbet edebileceği yerler, kültür merkezleri gerekiyor. Bundan sonrasında, yani kentsel dönüşümde öncelikle kadınların eğlencesini düşünen yok.
Yani nasıl bir coğrafya ve iklimden bahsediyoruz? Evde kumandayı alıp kanal değiştirme hakkına dahi sahip olmayan kadınların yaşadığı... Işte başkanım söyledi, yemeği yaktı diye ya da yapamadı diye katledilen kadınların yaşadığı...
Ve bakınız sağlık. Kürtaj imkânına ulaşamadığı için çeşitli yollarla düşük yapmaya çalışırken ölen kadınların yaşadığı bir coğrafyadan bahsediyoruz. O yüzden, meseleye öyle sanki bir elimiz yağda bir elimiz balda, nereye eğlenmeye gideceğiz gibi bakmıyoruz zaten. Ama kültürel faaliyetlere katılmak, bir sinemaya gitmek, bir operaya bir tiyatroya gitmek,bir arkadaşıyla akşam çıkıp yemek yemek kadının hakkıdır? Bunu da sanki bir lütüfmuş gibi ayrıca sunulan bir şeymiş gibi değil, bu kentte eşitlik konuşulacaksa kadınların sosyal yaşamı da bunun içine dâhildir.
Demokrasi bütün bunlar tamamlandıktan sonra zaten doğabilen bir şey. Demokrasi mahallelerle başlıyor. Bunu unutmayın mahalle, demokrasinin çekirdeği o yüzden mahalle kadın meclisleri, konseyleri, komiteleri kurulmalı. Ve daha fazla kadın başkanın da olması lazım. O da belki başka bir konuşmanın konusu olabilir. Kamuda muhakkak haftada bir gün kapı sadece kadınlara açık olmalı, kadınlar oraya girip istediklerini söyleyebilmeli. Sadece çarşamba günü kapı kadınlara açık. Ne anlatmak istiyorsa gelip anlatacak.
Şiddetten korumak da yerel yönetimlerin görevi bilinçlendirmekte. Bunun içinde mahallelere belki de mobil olarak ulaşmalı ve bu bilgilendirmeyi kadının ayağını giderek sağlamalı.
Ve en önemlisi de kamusal hizmetlere erişim ve temsil hakkı. Kadınlar maalesef yerelde yoklar. Yani dünyadaki oran %36'da iken biz hâlâ belediye başkanlıklarında ikilerde üçlerde oyalanıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bundan sonrası için daha eşit, daha kapsayıcı, daha katılımcı, daha dirençli kentler için daha fazla kadın temsili bir görüntü lazım."