Büyük Orta Doğu Projesi nasıl doğdu? BOP'un belgeleri, aktörleri ve Türkiye'nin rolü

Karşı Sav Araştırma Dosyası | ABD hükümet arşivleri, G8 belgeleri, Kongre kayıtları ve dönemin politika metinleri tarandı.

Türkiye’de yaklaşık çeyrek asırdır tartışılan “Büyük Orta Doğu Projesi”, çoğu zaman Irak’ın işgalinden Arap Baharı’na, ülkelerin sınırlarının değiştirilmesinden İsrail’in bölgesel hedeflerine kadar çok geniş bir çerçevede kullanılıyor. Peki BOP gerçekten neydi, kim tarafından ortaya atıldı, hangi ülkeler kabul etti ve Türkiye’nin rolü neydi? Resmî belgeler, projenin 2004’te G8 tarafından kabul edilen siyasi, ekonomik ve demokratik dönüşüm girişimi olduğunu gösteriyor. Ancak projenin ortaya çıktığı düşünsel ortamın gerisinde 11 Eylül sonrası Amerikan güvenlik doktrini, Neocon hareket ve Irak’ta rejim değişikliği fikri bulunuyor. Netanyahu için hazırlanan 1996 tarihli “A Clean Break” raporuyla dikkat çekici fikir ve isim kesişmeleri olsa da BOP’un doğrudan bu rapordan türetildiğini gösteren resmî bir belge bulunmuyor.

“Büyük Orta Doğu Projesi” veya Türkiye’de yaygınlaşan adıyla BOP, aslında tek bir gizli belge, tek bir askerî harekât planı veya üzerinde ülkelerin bölündüğü resmî bir haritanın adı değildi.

Projenin resmî karşılığı, George W. Bush yönetiminin 2003 sonunda geliştirdiği “Greater Middle East Initiative”, daha sonra G8 müzakerelerinde aldığı adıyla “Broader Middle East and North Africa Initiative – BMENA”, yani “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi”ydi.

Girişim, 9 Haziran 2004’te ABD’nin Georgia eyaletindeki Sea Island’da düzenlenen G8 Zirvesi’nde “Partnership for Progress and a Common Future with the Region of the Broader Middle East and North Africa” adıyla siyasi olarak kabul edildi. G8 metninde hedef; bölgede demokratik, sosyal ve ekonomik reformların desteklenmesi olarak tanımlandı.

Bu ayrım önemli: BOP bir uluslararası antlaşma değildi. Parlamentoların onayından geçen ve devletlere hukuki yükümlülük yükleyen bir sözleşmeden ziyade, G8 liderlerinin üzerinde uzlaştığı siyasi bir girişim ve reform programıydı.

BOP'un başlangıç noktası: 11 Eylül ve Bush'un yeni Ortadoğu doktrini

BOP’un resmî doğuşu 2004 olsa da siyasi zemini 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra oluştu.

Bush yönetiminde giderek güçlenen görüş şuydu: ABD’nin Ortadoğu’daki otoriter rejimlerle istikrar adına çalışması uzun vadede güvenlik üretmiyor; ekonomik durgunluk, otoriter yönetimler ve siyasal temsil eksikliği radikalleşmenin zeminini oluşturuyordu.

George W. Bush bu anlayışı 6 Kasım 2003’te National Endowment for Democracy’de yaptığı konuşmada açık şekilde ilan etti:

ABD’nin Ortadoğu için yeni bir “forward strategy of freedom”, yani “ileri özgürlük stratejisi” benimsediğini söyledi. Bush, statükonun korunması yerine bölgede siyasi özgürlük ve demokrasi yayılmasını Amerikan dış politikasının hedeflerinden biri haline getirdi.

Sea Island’daki BOP belgesi de birkaç ay sonra kendi kökenini açıkça bu konuşmaya bağladı. Beyaz Saray’ın 9 Haziran 2004 tarihli açıklamasında BMENA girişiminin Bush’un Kasım 2003’te açıkladığı “forward strategy of freedom” üzerine inşa edildiği belirtildi.

Dolayısıyla BOP’un resmî belgelerde görülebilen doğrudan başlangıç çizgisi:

11 Eylül → Afganistan ve Irak savaşları → Bush yönetiminin Ortadoğu statükosunu değiştirme yaklaşımı → 2003 “özgürlük stratejisi” → 2004 Greater Middle East/BMENA girişimi şeklinde ilerledi.

Irak'ın işgali BOP'un parçası mıydı?

Burada en çok karıştırılan noktalardan biri bulunuyor.

ABD, Irak’ı Mart 2003’te, BOP’un G8 tarafından resmen kabul edilmesinden yaklaşık 15 ay önce işgal etti.

Bu nedenle “Irak Savaşı, 2004’te kabul edilen BOP belgesinin uygulanmasıydı” demek kronolojik olarak doğru değil.

Ancak Irak’taki rejim değişikliği ile BOP aynı stratejik düşünce ikliminin parçalarıydı.

Bush, Irak’ın demokratikleştirilmesini daha geniş Ortadoğu’nun dönüştürülmesi düşüncesiyle açıkça ilişkilendiriyor; 2003 konuşmalarında Irak ve Afganistan’ı bölgesel demokratik değişimin örnekleri olarak sunuyordu.

Dolayısıyla daha doğru ifade şu:

Irak Savaşı BOP’un resmî “askerî ayağı” olarak tanımlanmadı; fakat BOP, Irak işgalini gerçekleştiren yönetimin aynı dönemde geliştirdiği daha geniş Ortadoğu dönüşümü anlayışından doğdu.

İlk taslak sızdırıldı, Arap dünyasında tepki çıktı

BOP’un ilk hali bugünkü resmî metninden daha tartışmalıydı.

Bush yönetiminin G8 ülkelerine sunmak üzere hazırladığı “Greater Middle East Initiative” çalışma taslağı, 13 Şubat 2004’te Londra merkezli Arap gazetesi Al-Hayat tarafından yayımlandı.

Taslak bölgede siyasi, ekonomik ve sosyal reformların dışarıdan desteklenmesini öngörüyordu ve Arap hükümetlerinde ciddi tepki yarattı. En büyük itirazlardan biri, reformların bölge ülkeleriyle yeterince görüşülmeden Washington tarafından hazırlanması ve Filistin-İsrail sorununun geri plana itilmesiydi.

Bunun ardından ABD ve diğer G8 ülkeleri bölge hükümetleriyle müzakereleri artırdı.

Sea Island’da kabul edilen nihai metin, ilk Amerikan taslağına kıyasla daha yumuşak bir dille hazırlanarak reformların “bölgenin içinden çıkması gerektiğini” özellikle vurguladı.

İsim de bu süreçte değişti:

Al-Hayat’a sızdırılan ilk “Greater Middle East Initiative” taslağı, özellikle Mısır ve Suudi Arabistan’ın sert tepkisiyle karşılaştı. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, bölgeye dışarıdan reform modeli dayatılmasını “kabul edilemez” olarak nitelendirirken, Suudi Arabistan da reformların bölge ülkelerinin kendi iradesiyle yürütülmesi gerektiğini savundu. Arap dünyasından yükselen bu tepki ve Avrupa ülkelerinin benzer çekinceleri, Washington’ı taslağı yumuşatmaya, “ortaklık” ve yerel sahiplenme vurgusunu güçlendirmeye yönelten başlıca etkenlerden biri oldu. Girişimin adı da süreç içinde “Broader Middle East and North Africa Initiative – BMENA” olarak değiştirildi.

Greater Middle East Initiative yerine daha diplomatik bir ifadeyle Broader Middle East and North Africa Initiative kullanılmaya başlandı.

Kimler BOP'u kabul etti?

Kararı alan ana yapı dönemin G8 ülkeleriydi:

ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Japonya ve Rusya.

9 Haziran 2004 Sea Island görüşmelerine bölgeden de liderler davet edildi. Beyaz Saray kayıtlarına göre toplantıya Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Ürdün, Türkiye ve Yemen'in liderleri ile Irak'ın geçici cumhurbaşkanı katıldı.

Buradaki ayrım da önemli:

Bu ülkelerin tamamı G8 üyesi değildi ve aynı hukuki statüde “BOP’a imza atan ülkeler” değildi. G8 tarafından oluşturulan girişimin bölgesel ortakları olarak sürece katıldılar.

BOP tam olarak ne yapmayı planlıyordu?

Resmî belgelerde ülkeleri parçalama veya sınırlarını yeniden çizme maddesi bulunmuyor.

Sea Island’da kabul edilen programın üç temel ekseni vardı:

Siyasi reform: demokratik kurumlar, hukuk devleti, seçim süreçleri, kadınların siyasal katılımı ve sivil toplum.

Ekonomik reform: özel sektörün büyütülmesi, girişimcilik, yatırım ortamı, küçük ve orta ölçekli işletmeler ve uluslararası ticaret.

Sosyal reform: eğitim, okuryazarlık, kadınların toplumsal konumu ve mesleki eğitim.

Bunları gerçekleştirmek için de bir dizi somut program oluşturuldu.

En önemlileri arasında Forum for the Future, Democracy Assistance Dialogue, mikrofinans programı, okuryazarlık girişimi, girişimcilik eğitimleri, IFC bünyesinde 100 milyon dolarlık özel sektör geliştirme tesisi ve yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik çalışma grupları bulunuyordu.

Yani kamuoyunda BOP sıklıkla askerî bir kavram olarak hatırlansa da 2004'te imzaya bağlanan resmî program ağırlıklı olarak siyasi, ekonomik ve toplumsal dönüşüm araçlarından oluşuyordu.

Peki Netanyahu nerede devreye giriyor?

BOP tartışmasının en ilginç ve aynı zamanda en fazla yanlış bilgi üretilen bölümü burada başlıyor.

Netanyahu’nun BOP’un resmî kurucuları arasında olduğuna ilişkin bir belge yok.

Fakat BOP’tan sekiz yıl önce, 1996’da Netanyahu için hazırlanan son derece önemli bir strateji belgesi gerçekten mevcut:

“A Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm”

Benjamin Netanyahu’nun 1996’da ilk kez İsrail Başbakanı seçilmesinin ardından Amerikalı ve İsrailli muhafazakâr stratejistlerden oluşan bir çalışma grubu kendisi için “A Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm - Temiz Bir Kopuş: Bölgeyi Güvence Altına Almak İçin Yeni Bir Strateji  başlıklı raporu hazırladı.

Çalışma grubuna Richard Perle başkanlık ediyordu. Yazarlar arasında Douglas Feith, David Wurmser, Meyrav Wurmser, James Colbert, Charles Fairbanks ve Robert Loewenberg bulunuyordu.

Belgenin önemi yalnızca Netanyahu için hazırlanmış olmasından kaynaklanmıyor.

Raporda İsrail'in geleneksel “toprak karşılığı barış” yaklaşımından uzaklaşması, Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin İsrail açısından stratejik bir hedef olarak görülmesi ve Suriye üzerindeki baskının artırılması gibi öneriler bulunuyordu.

Bu isimlerden bazıları birkaç yıl sonra George W. Bush yönetiminde önemli görevlere geldi.

Özellikle Douglas Feith Pentagon’da üst düzey görev üstlendi; David Wurmser Bush yönetiminde görev yaptı; Richard Perle ise Pentagon’un Savunma Politikası Kurulunda etkili bir isim haline geldi.

İşte Netanyahu–Neocon–Bush politikası arasındaki bağlantının en sağlam noktalarından biri bu personel ve fikir devamlılığıdır.

“A Clean Break BOP'un planıydı” denilebilir mi?

Belgelere sadık kalındığında cevap:

Doğrudan söylenemez.

A Clean Break ile Bush dönemindeki Ortadoğu politikası arasında dikkat çekici paralellikler var:

Saddam Hüseyin rejiminin değiştirilmesi, Suriye'nin baskı altına alınması, İran ve vekil aktörlerinin çevrelenmesi, bölgesel güç dengesinin yeniden kurulması ve ABD-İsrail stratejik ortaklığının güçlendirilmesi.

Ancak 2004 BOP belgelerinde A Clean Break’e, Netanyahu’ya veya İsrail’in 1996 strateji raporuna yapılan herhangi bir atıf bulunmuyor.

Üstelik iki belgenin resmî amaçları da farklı.

A Clean Break, İsrail’in güvenliği için hazırlanmış bir jeopolitik strateji belgesiydi.

BOP/BMENA ise G8 tarafından ilan edilen demokrasi, ekonomik reform ve sivil toplum girişimiydi.

Dolayısıyla:

“A Clean Break, BOP’un doğrudan gizli ana planıdır” iddiası kanıtlanmış bir olgu değildir.

Buna karşılık:

“A Clean Break’i hazırlayan Neocon çevre ile Bush döneminde Ortadoğu’nun dönüştürülmesini savunan kadrolar arasında güçlü fikir ve personel bağlantıları vardır” ifadesi belgelerle desteklenebilir.

Bu ikisini birbirinden ayırmak araştırma dosyasının en kritik noktalarından biri.

PNAC: Bush döneminin Neocon laboratuvarı

Bu bağlantının ikinci önemli halkası Project for the New American Century – PNAC - Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi oldu.

PNAC, William Kristol ve Robert Kagan öncülüğünde 1997’de kuruldu.

Kuruluşun yayımladığı “Statement of Principles”, ABD’nin Soğuk Savaş sonrasındaki üstünlüğünü korumasını, savunma harcamalarını artırmasını, Amerikan değer ve çıkarlarına karşı olan rejimlere meydan okunmasını ve ABD’ye uygun uluslararası düzenin sürdürülmesini savunuyordu.

Bu metne destek veren çevrede daha sonra Bush yönetiminin kilit isimleri olacak Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz ve diğer Neocon/muhafazakâr isimler bulunuyordu.

PNAC, 1998’de Bill Clinton yönetimine gönderdiği mektupta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesini Amerikan politikasının hedefi haline getirmesini istedi.

2000 tarihli “Rebuilding America's Defenses” raporu ise ABD'nin küresel askerî üstünlüğünü uzun vadede korumasını savundu.

11 Eylül’den sonra bu çevredeki birçok ismin Bush yönetiminde görev alması, daha önce düşünce kuruluşlarında tartışılan fikirlerin devlet politikası üzerinde doğrudan etkili olmasını mümkün hale getirdi.

Ancak yine aynı ayrımı yapmak gerekiyor:

PNAC, BOP'un resmî hazırlayıcısı veya sahibi değildi ama BOP'un ortaya çıktığı dönemde Washington’daki stratejik düşünce ortamını şekillendiren önemli yapılardan biriydi.

Netanyahu'nun daha eski bir etkisi: Terörizm konferansları

Netanyahu ile Amerikan muhafazakâr çevreleri arasındaki temas 1990’lardan da eski.

Netanyahu’nun kardeşi Yonatan Netanyahu’nun adına kurulan Jonathan Institute, 1979’da Kudüs’te uluslararası terörizm konferansı düzenledi.

İkinci büyük konferans ise Haziran 1984’te Washington’da gerçekleştirildi. Reagan Başkanlık Kütüphanesi arşivlerinde toplantıya ilişkin resmî kayıtlar bulunuyor.

Netanyahu daha sonra bu tartışmaları “Terrorism: How the West Can Win- Terörizm: Batı Nasıl Kazanabilir?” adlı 1986 tarihli kitapta derledi.

Kitap ve konferanslar, terörizmin yalnızca yerel siyasi ihtilafların sonucu değil, devletler tarafından desteklenen ve Batı'nın ortak mücadele etmesi gereken uluslararası bir güvenlik tehdidi olduğu tezini işliyordu. Reagan dönemine ait Amerikan arşivlerinde kitap ve tartışmaların Washington’daki politika çevrelerinde takip edildiği görülüyor.

Bu düşünce, 11 Eylül sonrasında ABD’nin “War on Terror” yaklaşımıyla bazı önemli benzerlikler taşıyor.

Türkiye BOP'un eş başkanı mıydı?

Türkiye’de yıllardır devam eden en büyük tartışmalardan biri bu.

Resmî belgeler burada oldukça açık.

George W. Bush, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı 9 Haziran 2004 Sea Island G8 Zirvesi'ne “democratic partner”, yani demokratik ortak olarak davet etti. Beyaz Saray açıklamasında Türkiye’nin özellikle demokrasi alanındaki reform programlarına katkısından söz edildi.

Sea Island'da oluşturulan BOP/BMENA programının altında “Democracy Assistance Dialogue – Demokrasi Yardım Diyaloğu” adlı bir alt mekanizma kuruldu.

Bu mekanizmanın liderliğini:

Türkiye, İtalya ve Yemen üstlendi.

Sea Island’daki Türk heyetinin açıklamalarında da Türkiye'nin İtalya ve Yemen ile birlikte bu demokrasi diyaloğunda eş başkanlık/eş sponsor rolünü üstleneceği belirtiliyordu.

Dolayısıyla:

“Türkiye'nin BOP'ta hiçbir görevi olmadı” demek yanlış.

Fakat:

“Türkiye bütün Büyük Orta Doğu Projesi'nin eş başkanıydı” ifadesi de resmî yapıyı tam olarak yansıtmıyor.

En doğru ifade:

Türkiye, BOP/BMENA çatısı altındaki Demokrasi Yardım Diyaloğu'nun İtalya ve Yemen'le birlikte eş sponsorlarından/eş başkanlarından biriydi.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de o dönem Türkiye’yi Ortadoğu’nun dönüştürülecek hedef ülkelerinden biri olmaktan ziyade, demokratik deneyimi nedeniyle “partner country” olarak gördüklerini açıkça belirtiyordu.

Türkiye ne yaptı?

Türkiye’nin rolü yalnızca kâğıt üzerinde kalmadı.

Demokrasi Yardım Diyaloğu kapsamında Türkiye, İtalya ve Yemen çeşitli toplantılar organize etti.

2005 yılında İstanbul’da düzenlenen bir toplantıya BMENA bölgesinden yaklaşık 120 kadın sivil toplum temsilcisi katıldı ve kadınların kamusal ve siyasi hayata katılımı tartışıldı.

Avrupa Birliği'nin Türkiye ilerleme değerlendirmelerinde de Türkiye'nin 2004 Sea Island Zirvesi'nde başlatılan Demokrasi Yardım Diyaloğu'nun İtalya ve Yemen'le birlikte eş başkanlığını yürüttüğü kayıt altına alındı.

BOP'un uygulama merkezi: “Forum for the Future”

Sea Island’ın ardından girişimin devamlılığını sağlamak için Forum for the Future – Gelecek Forumu kuruldu.

İlk toplantı Aralık 2004’te Fas’ta yapıldı.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Fas yönetiminin katıldığı forumda G8 ülkeleri, bölge hükümetleri, ekonomi bakanları ve sivil toplum kuruluşları bir araya getirildi.

Sonraki toplantı 2005’te Bahreyn’de gerçekleştirildi.

Böylece BOP tek seferlik bir G8 bildirisi olmaktan çıkarılıp hükümetler, özel sektör ve sivil toplum arasında devam eden reform diyaloğuna dönüştürülmeye çalışıldı.

BOP ülkelerin sınırlarını değiştirmeyi mi öngörüyordu?

Resmî 2004 belgeleri incelendiğinde ülkelerin parçalanması, Türkiye dahil devletlerin sınırlarının değiştirilmesi veya yeni devletlerin kurulmasına ilişkin bir madde bulunmuyor.

Belgede kullanılan kavramlar demokrasi, ekonomik reform, eğitim, kadınların güçlendirilmesi, sivil toplum ve özel sektör üzerine kurulu.

Bu nedenle kamuoyunda zaman içinde BOP'la ilişkilendirilen her Ortadoğu haritasını “BOP'un resmî haritası” olarak sunmak doğru değil.

Bu, BOP’un jeopolitik sonuçları olmadığı anlamına gelmiyor.

ABD’nin Irak’ı işgal etmesi, Neoconların rejim değişikliği politikaları, İsrail’in güvenlik stratejileri ve Washington’ın bölgedeki statükoyu dönüştürme hedefi BOP’un ortaya çıktığı siyasi ortamın parçalarıydı.

Ancak bunlarla G8'in resmî BMENA - Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi - belgesini aynı belgeymiş gibi birleştirmek, belgelerin söylediğinin ötesine geçiyor.

Arap dünyası neden BOP'a karşı çıktı?

Bölgedeki en önemli eleştirilerden biri “demokrasinin dışarıdan dayatılması” endişesiydi.

Arap hükümetleri ve düşünürleri, siyasi reform ihtiyacını bütünüyle reddetmekten ziyade Washington’ın bu reformları kendi stratejik çıkarları doğrultusunda yönlendirmesinden endişe duyuyordu.

Bir başka temel eleştiri ise Filistin meselesiydi.

Arap tarafı, İsrail-Filistin çatışması çözülmeden Washington'ın bölgeye demokrasi ve özgürlük projesi sunmasının güvenilir olmadığını savunuyordu. Şubat 2004'te sızdırılan ilk Amerikan taslağına yönelik tepkilerde bu konu açık biçimde gündeme geldi.

Bu tepkiler üzerine nihai G8 belgelerine Arap-İsrail barışı hakkında daha açık ifadeler eklendi ve reformların bölgenin içinden çıkması gerektiği vurgulandı.

BM'nin Arap İnsani Gelişme Raporları nasıl kullanıldı?

BOP'un hazırlanması sırasında sıkça atıfta bulunulan kaynaklardan biri Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı destekli Arab Human Development Report - Arap İnsani Gelişme Raporu serisiydi.

Arap akademisyenler tarafından hazırlanan 2002 raporu bölgedeki kalkınmanın önündeki üç temel eksikliği:

özgürlük ve iyi yönetişim, bilgi üretimi ve kadınların güçlendirilmesi olarak tanımlamıştı.

Washington bu tespitleri kendi reform yaklaşımını gerekçelendirmek için kullandı.

Ancak önemli ayrım şu:

Arap İnsani Gelişme Raporu bir Amerikan veya BOP belgesi değildi.

Hatta raporun yazarları dışarıdan reform dayatılması ile kendi analizlerinin aynı şeymiş gibi kullanılmasına yönelik eleştirilerde bulundular.

Sonuç: BOP neydi, ne değildi?

Belgeler bir araya getirildiğinde ortaya oldukça daha karmaşık bir tablo çıkıyor.

BOP gerçektir. ABD tarafından gündeme getirildi ve 2004'te G8 tarafından BMENA adıyla resmen siyasi girişime dönüştürüldü.

Türkiye süreçte gerçekten rol aldı. Ancak bütün projenin “eş başkanı” değil, BOP içindeki Demokrasi Yardım Diyaloğu'nun Türkiye-İtalya-Yemen üçlüsündeki eş liderlerinden biriydi.

Neocon hareketin etkisi gerçektir. Irak'ta rejim değişikliğini ve ABD'nin Ortadoğu'da daha aktif bir dönüşüm politikası izlemesini savunan isimlerin bir kısmı daha sonra Bush yönetiminde görev aldı.

Netanyahu için hazırlanmış A Clean Break belgesi de gerçektir. Saddam'ın devrilmesi ve Suriye üzerinde baskı kurulması gibi daha sonra Amerikan politikasında da görülen öneriler içeriyordu ve belgenin bazı yazarları Bush yönetimi çevresinde görev aldı.

Fakat “Netanyahu BOP'u hazırladı”, “A Clean Break daha sonra BOP adıyla aynen uygulandı” veya “BOP'un resmî amacı ülkeleri bölüp İsrail'e toprak kazandırmaktı” şeklindeki iddiaları doğrulayan birincil belge bulunmuyor.

Belgelerin gösterdiği daha savunulabilir sonuç şu:

1990'larda İsrail ve Amerikan Neocon çevrelerinde Ortadoğu'daki mevcut güç dengesini değiştirmeyi savunan güçlü bir düşünsel hat oluştu. 11 Eylül'den sonra bu çevredeki bazı isimler Washington'da iktidara yakınlaştı; Irak'ta rejim değişikliği gerçekleştirildi ve Bush yönetimi ardından bütün bölgeyi siyasi, ekonomik ve toplumsal reformlarla dönüştürme hedefini BOP/BMENA adı altında uluslararasılaştırdı. Aralarında bağlantılar ve belirgin fikir kesişmeleri var.

BOP’un resmî belgelerinde ülkelerin parçalanması veya İsrail merkezli yeni bir bölgesel düzen kurulması gibi hedefler yer almıyor. Ancak bir stratejinin bütün amaçlarının kamuya açık diplomatik metinlere yazılması da beklenemez. Bu nedenle projenin gerçek jeopolitik hedeflerini değerlendirirken yalnızca resmî bildiriler değil; aynı dönemin askerî müdahaleleri, rejim değişikliği politikaları, karar verici kadrolar, düşünce kuruluşlarının raporları ve sonraki uygulamalar da birlikte incelenmelidir. Bununla birlikte, bu bağlantılar tek başına gizli bir ana planın kesin kanıtı olarak sunulamaz.

Araştırmada kullanılan temel belgeler

ABD Başkanı George W. Bush'un 6 Kasım 2003 tarihli “Forward Strategy of Freedom” konuşması ABD hükümet arşivinde bulunuyor.

BOP/BMENA'nın resmî olarak kurulduğu 9 Haziran 2004 Sea Island metni girişimin amaçlarını ve yapısını ayrıntılı biçimde gösteriyor.

Beyaz Saray'ın zirve bilgi notu girişimi doğrudan Bush'un 2003 “özgürlük stratejisine” bağlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığının belgeleri Demokrasi Yardım Diyaloğu dahil BOP'un alt programlarını ve Türkiye-İtalya-Yemen rolünü kayda geçiriyor.

Netanyahu için hazırlanan 1996 tarihli A Clean Break raporunun dönemin arşivlenmiş metin ve bölümleri de kaynaklarda mevcut.

 

Not – Dosyanın ikinci bölümü:
Karşı Sav, Büyük Orta Doğu Projesi dosyasının ikinci bölümünde 2004’te ilan edilen hedeflerle son 22 yılda bölgede yaşananları karşılaştıracak. Irak, Suriye, Libya, Arap Baharı, İran, İsrail ve değişen bölgesel güç dengeleri üzerinden şu sorunun peşine düşeceğiz: BOP’un hedeflerinden hangileri gerçekten hayata geçti, hangileri projeyle sonradan ilişkilendirildi?

“BOP’tan Arap Baharı’na: 2004’te söylenenlerle bugün ortaya çıkan tablo ne kadar örtüşüyor?”

Daha sonra final dosyasında ise bütün bulguları tartarak asıl soruya döneceğiz: Demokratikleşme ve kalkınma mı, yoksa Ortadoğu’nun siyasi, ekonomik ve güvenlik düzeninin yeniden şekillendirilmesi mi?

BOP Büyük Orta Doğu Projesi Arap Baharı