Bültende yer alan verilere göre, Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim 2024 itibarıyla milli gelirin yüzde 21,6’sını alıyor. Bu oranla Türkiye, veri setinde yer alan 200 ülke arasında 32. sırada bulunuyor.Çalışmada, Türkiye’de gelir dağılımındaki yoğunlaşmanın yıllar içinde makroekonomik koşullara bağlı olarak değiştiği belirtildi. 1990’larda en zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay yüzde 25,5 seviyesindeyken, 2000’li yılların başındaki ekonomik iyileşme döneminde bu oran yüzde 17’ye kadar geriledi.
Bültende, 2021 sonrasında yaşanan enflasyonist süreçle birlikte gelir eşitsizliğinin yeniden arttığı ifade edildi. Buna göre, üst yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay yüzde 19 seviyelerinden yüzde 24,4’e çıkarak 1990’lardaki düzeye yaklaştı.Değerlendirmede, Türkiye’nin bu dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının üzerinde büyüme kaydetmesine rağmen, ekonomik genişlemenin toplumun geniş kesimlerine dengeli biçimde yansımadığı vurgulandı. Enflasyonist ortamın ücretli kesimlerin gelirini aşındırdığı, varlık ve servet sahiplerinin ise bu süreçte daha avantajlı konuma geldiği belirtildi.Küresel karşılaştırmaya göre Türkiye, üst yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay bakımından ABD ve dünya ortalamasının üzerinde, Avrupa Birliği ortalamasının ise yaklaşık iki katı seviyesinde yer alıyor. Türkiye’nin gelişmiş ekonomilerin oldukça üzerinde, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki yüksek eşitsizlik grubunun ise hemen altında konumlandığı ifade edildi.Raporda, küresel ölçekte en yüksek oranın Irak’ta görüldüğü aktarıldı. Irak’ta en zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı payın yüzde 44,6 olduğu belirtilirken, petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalı ekonomilerde bu oranın yüksek seyrettiğine dikkat çekildi.Bültende, Körfez ülkeleri, Angola, Rusya ve Cezayir gibi doğal kaynak gelirlerinin öne çıktığı ekonomilerde gelir yoğunlaşmasının belirgin olduğu ifade edildi. Latin Amerika ülkeleri arasında yer alan Brezilya, Şili, Peru ve Meksika’da ise tarihsel olarak eşitsiz toprak ve sermaye dağılımının gelir eşitsizliğini kalıcı hale getirdiği değerlendirildi.En zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı payın en düşük olduğu ülkeler arasında ise Hollanda, Slovakya, Slovenya, Belçika, Avusturya, İtalya ve İskandinav ülkeleri gösterildi. Bu ülkelerde güçlü emek kurumları, geniş vergi tabanı ve sermaye gelirinin daha az yoğunlaşmasının gelir eşitsizliğini sınırladığı belirtildi.Çalışmada, gelir adaletinin ekonomik ve toplumsal açıdan kritik önemde olduğu vurgulanarak, en üst yüzde 1’in payındaki artışın orta sınıfı zayıflattığı, fırsat eşitliğini aşındırdığı ve büyümenin getirilerinin dar bir kesimde toplanmasına yol açtığı ifade edildi.Bültende, gelir yoğunlaşmasının sosyal hareketliliği yavaşlatan, toplumsal güveni zedeleyen ve uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi tehdit eden yapısal riskler taşıdığı kaydedildi.
Bültende, 2021 sonrasında yaşanan enflasyonist süreçle birlikte gelir eşitsizliğinin yeniden arttığı ifade edildi. Buna göre, üst yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay yüzde 19 seviyelerinden yüzde 24,4’e çıkarak 1990’lardaki düzeye yaklaştı.Değerlendirmede, Türkiye’nin bu dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının üzerinde büyüme kaydetmesine rağmen, ekonomik genişlemenin toplumun geniş kesimlerine dengeli biçimde yansımadığı vurgulandı. Enflasyonist ortamın ücretli kesimlerin gelirini aşındırdığı, varlık ve servet sahiplerinin ise bu süreçte daha avantajlı konuma geldiği belirtildi.Küresel karşılaştırmaya göre Türkiye, üst yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay bakımından ABD ve dünya ortalamasının üzerinde, Avrupa Birliği ortalamasının ise yaklaşık iki katı seviyesinde yer alıyor. Türkiye’nin gelişmiş ekonomilerin oldukça üzerinde, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki yüksek eşitsizlik grubunun ise hemen altında konumlandığı ifade edildi.Raporda, küresel ölçekte en yüksek oranın Irak’ta görüldüğü aktarıldı. Irak’ta en zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı payın yüzde 44,6 olduğu belirtilirken, petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalı ekonomilerde bu oranın yüksek seyrettiğine dikkat çekildi.Bültende, Körfez ülkeleri, Angola, Rusya ve Cezayir gibi doğal kaynak gelirlerinin öne çıktığı ekonomilerde gelir yoğunlaşmasının belirgin olduğu ifade edildi. Latin Amerika ülkeleri arasında yer alan Brezilya, Şili, Peru ve Meksika’da ise tarihsel olarak eşitsiz toprak ve sermaye dağılımının gelir eşitsizliğini kalıcı hale getirdiği değerlendirildi.En zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı payın en düşük olduğu ülkeler arasında ise Hollanda, Slovakya, Slovenya, Belçika, Avusturya, İtalya ve İskandinav ülkeleri gösterildi. Bu ülkelerde güçlü emek kurumları, geniş vergi tabanı ve sermaye gelirinin daha az yoğunlaşmasının gelir eşitsizliğini sınırladığı belirtildi.Çalışmada, gelir adaletinin ekonomik ve toplumsal açıdan kritik önemde olduğu vurgulanarak, en üst yüzde 1’in payındaki artışın orta sınıfı zayıflattığı, fırsat eşitliğini aşındırdığı ve büyümenin getirilerinin dar bir kesimde toplanmasına yol açtığı ifade edildi.Bültende, gelir yoğunlaşmasının sosyal hareketliliği yavaşlatan, toplumsal güveni zedeleyen ve uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi tehdit eden yapısal riskler taşıdığı kaydedildi. 















