ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’na katılması gerektiğini belirtti.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran ile müzakerelerin “iyi ilerlediğini” savunarak, anlaşmanın yalnızca “büyük bir anlaşma” olması halinde mümkün olacağını ifade etti. Trump, aksi durumda “savaş alanına dönüleceği” mesajını verdi. Trump’ın paylaşımında Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’na katılması gerektiği vurgulandı.
Trump, hafta sonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle görüştüğünü belirtti. ABD Başkanı, bu ülkelerin İran’la yapılacak olası anlaşma sürecinde en azından eş zamanlı olarak İbrahim Anlaşmaları’na dahil olması gerektiğini savundu.
İbrahim Anlaşmaları nedir?
İbrahim Anlaşmaları, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2020 yılında ABD arabuluculuğunda İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi amacıyla başlatıldı.
İlk anlaşmalar, 15 Eylül 2020’de Beyaz Saray’da İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalandı. Daha sonra Fas da sürece dahil oldu. Sudan ise ilişkileri normalleştirme niyetini açıklasa da ülkedeki iç savaş nedeniyle süreç tamamlanamadı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı İbrahim Anlaşmaları Deklarasyonu’nda, Orta Doğu’da ve dünyada barışın korunması ve güçlendirilmesi, dinlerarası ve kültürlerarası diyaloğun teşvik edilmesi, taraf devletler arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesi hedefleri yer alıyor.
Anlaşmalar, İsrail ile Arap ve Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında diplomatik, ekonomik, ticari ve güvenlik alanlarında ilişkilerin normalleşmesini amaçlıyor.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Trump’ın çağrısında Türkiye’nin de yer alması dikkat çekti. Ancak Türkiye, İsrail’i yeni tanıyacak bir ülke değil. Türkiye, İsrail’i 28 Mart 1949’da tanıdı; Türkiye’nin İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliği ise 7 Ocak 1950’de açıldı. Dışişleri Bakanlığı’na göre iki ülke arasında ilişkilerde zaman zaman krizler yaşansa da diplomatik ilişkiler hiçbir zaman tamamen kesilmedi.
Bu nedenle Türkiye’nin İbrahim Anlaşmaları’na katılması, İsrail’i ilk kez tanıma anlamına gelmeyecek. Ancak böyle bir adım, Türkiye-İsrail ilişkilerinde çok taraflı ve ABD merkezli yeni bir normalleşme çerçevesine dahil olunması anlamına gelebilir.
Ankara’nın bu çağrıya nasıl yaklaşacağı ise belirsiz. Türkiye, Gazze savaşı sonrası İsrail’e yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve ticari/siyasi düzeyde bazı kısıtlayıcı adımlar atmıştı. Bu nedenle İsrail’in Gazze politikaları sürerken Türkiye’nin böyle bir anlaşmaya dahil olması, iç politikada ve dış politikada yoğun tartışma yaratabilir.
Gazze savaşı gölgesinde “normalleşme” tartışması
Trump’ın açıklaması, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları, Filistin meselesi ve bölgedeki insani kriz devam ederken geldi.
İbrahim Anlaşmaları’nın savunucuları, bu sürecin bölgesel barış, ekonomik iş birliği ve diplomatik temasları artırabileceğini savunuyor. Trump da paylaşımında İbrahim Anlaşmaları’nın mevcut üyeler için ekonomik ve sosyal açıdan büyük faydalar sağladığını öne sürdü.
Ancak eleştiriler, İsrail’in Gazze ve Filistin politikaları değişmeden atılacak normalleşme adımlarının Tel Aviv yönetimine siyasi meşruiyet kazandırabileceği ve Filistin meselesini geri plana itebileceği yönünde yoğunlaşıyor.
Özellikle Suudi Arabistan’ın, İsrail ile normalleşme konusunda Filistin Devleti’ne ilişkin somut adımlar olmadan ilerlemek istemediği belirtiliyor. The Times’ın analizine göre Riyad, Filistin devletine yönelik açık bir taahhüt olmadan İsrail ile normalleşmeye sıcak bakmıyor.
Mısır ve Ürdün zaten İsrail’le barış anlaşması imzalamıştı
Trump’ın çağrısında yer alan Mısır ve Ürdün de dikkat çeken ülkeler arasında bulunuyor. Çünkü Mısır, İsrail ile 1979’da; Ürdün ise 1994’te barış anlaşması imzaladı.
Bu nedenle bu ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’na dahil edilmesi, İsrail’le sıfırdan diplomatik ilişki kurmalarından çok, mevcut ilişkilerin ABD öncülüğündeki yeni bölgesel mimariye bağlanması anlamına gelebilir.
Türkiye için de benzer bir durum söz konusu. Ankara’nın İsrail’le diplomatik geçmişi bulunduğu için Trump’ın çağrısı, Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden kurulmasından çok, Gazze savaşı sonrası kopan siyasi zeminin ABD öncülüğündeki daha geniş bir anlaşma paketine dahil edilmesi olarak yorumlanabilir.
İran anlaşmasına bağlandı
Trump’ın çıkışının bir diğer dikkat çeken yönü ise İbrahim Anlaşmaları’nı İran’la yapılacak olası anlaşmaya bağlaması oldu.
ABD Başkanı, İran ile yürütülen müzakerelerde “büyük bir anlaşma” hedeflediğini, bu süreçte bölge ülkelerinin İbrahim Anlaşmaları’na dahil olmasının Orta Doğu’da daha geniş bir barış ve güç dengesi oluşturacağını savundu.
Ancak İran tarafı, ABD ile anlaşmanın yakın olduğu yönündeki yorumları reddederken, müzakerelerde ilerleme olsa da nihai bir anlaşmanın henüz yakın olmadığını bildirdi.
Tartışmanın merkezinde Filistin meselesi var
Trump’ın çağrısı, bir yandan İran’la olası anlaşma ve bölgesel normalleşme başlıklarını gündeme taşırken, diğer yandan Filistin meselesinin bu süreçte nasıl konumlandırılacağı sorusunu yeniden öne çıkardı.
İbrahim Anlaşmaları’nın ilk döneminde de en çok tartışılan başlıklardan biri, İsrail ile normalleşmenin Filistin meselesini geri plana itip itmeyeceğiydi. Gazze savaşının ardından bu soru daha da kritik hale geldi.
Bu nedenle Türkiye açısından olası bir katılım tartışması yalnızca diplomatik bir adım olarak değil, Gazze, Filistin, İsrail’le ilişkiler, ABD ile bölgesel pazarlıklar ve iç kamuoyu dengeleri üzerinden okunacak.
Trump’ın çağrısının Ankara’da nasıl karşılık bulacağı ve Türkiye’nin İbrahim Anlaşmaları konusunda resmi bir tavır açıklayıp açıklamayacağı önümüzdeki günlerde izlenecek.















