Çepni Dernekleri Federasyonu programında Prof. Dr. Alemdar Yalçın Çepni tarihini anlattı
Çepni Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen Zoom programında, Prof. Dr. Alemdar Yalçın Çepni tarihine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Çepnilerin tarihsel rolüne dair yaygın kabullerin eksik ve hatalı olduğunu vurgulayan Yalçın, bu topluluğun yalnızca kırsalda yaşayan, hayvancılıkla uğraşan bir unsur olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Haber: Sibel Boz
Prof. Dr. Alemdar Yalçın, Çepnilerin bilim, kültür, şehirleşme, ticaret ve askeri organizasyon bakımından da güçlü bir tarihsel birikime sahip olduğunu belirtti. Taşköprü ve Tokat’ta kurulan büyük medreselerde astronomi ve sağlık bilimleri alanında önemli çalışmalar yapıldığını, hatta göz hastalıkları konusunda ileri düzey bilgi üretildiğini ifade eden Yalçın, Çepni tarihinin Türkiye’de hâlâ yeterince bilinmediğini dile getirdi.
Programda, Çepnilerin Doğu Karadeniz’den Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya uzanan geniş bir coğrafyada etkili olduğuna dikkat çekildi. Erzincan, Trabzon, Diyarbakır, Van, Bitlis, Erciş, Ahlat, Siirt, Ardahan, Oltu ve Çıldır hattında Çepni beylerinin kale, menzil ve stratejik yolların korunmasında önemli görevler üstlendiğini söyleyen Yalçın, bu durumun tarihi belgelerle sabit olduğunu kaydetti.
Akkoyunlu Devleti döneminde Çepni beylerinin askeri ve idari bakımdan önemli roller üstlendiğini anlatan Yalçın, Ebubekir Tahrani’nin kaleme aldığı Tarih-i Diyarbakriyye ve Ahsenü’t-Tevarih gibi kaynaklarda Çepni beylerinden açık biçimde söz edildiğini belirtti. 1446 yılında Çepni Beyi Şahkulu’nun Hoy ve çevresindeki kale ve menzillerden sorumlu olduğuna işaret eden Yalçın, yine Çepni Beyi Ildı Bey’in Akkoyunlu ordusunun sol kolunda görev yaptığını söyledi.
Prof. Dr. Yalçın, Çepnilerin yalnızca askeri bir güç değil, aynı zamanda şehirli ve ticaretle iç içe bir topluluk olduğunu vurguladı. Osmanlı döneminde kale içi ticari alanları ifade eden “gedik” kavramı üzerinden açıklamalarda bulunan Yalçın, bu ticari düzenin işletilmesi, korunması ve vergilendirilmesinin de çoğu zaman Çepni beylerinin sorumluluğunda olduğunu anlattı.
Trabzon-Tebriz hattındaki kervan yollarının önemine değinen Yalçın, bu güzergâh boyunca giden deve kervanlarının güvenliğinin sağlanmasının bölgesel ekonomi açısından büyük anlam taşıdığını söyledi. Trabzon’dan Erzurum ve Tebriz’e uzanan ticaret yollarında Çepnilerin hem güvenliği sağladığını hem de bu ekonomik hareketliliğin önemli aktörlerinden biri olduğunu ifade etti.
Programda ayrıca 1525 tarihli bir padişah fermanına da değinildi. Yalçın, Güvenç Abdal ailesine verilen bu fermanda Trabzon ve Gümüşhane hattındaki bölgenin “Vilayet-i Çepni” olarak tanımlandığını belirtti. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren Çepni beylerine paşalık unvanı verildiğini, stratejik geçiş noktalarının ve kervan yollarının korunmasının da bu topluluğa bırakıldığını söyleyen Yalçın, bu durumun Osmanlı’nın doğu sınır güvenliğinde Çepnilere ne denli önem verdiğini gösterdiğini kaydetti.
Yalçın, Otlukbeli Savaşı’ndan sonra da Fatih Sultan Mehmet’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok kalenin korunması görevini Çepni beylerine verdiğini ifade etti. Bu görevin yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir işlev taşıdığını belirten Yalçın, kale muhafızlığı, derbent sorumluluğu ve müstahfızlık gibi görevlerin Çepni toplulukları tarafından yerine getirildiğini söyledi.
Çepni tarihinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki varlığına ilişkin yanlış algılara da değinen Yalçın, bölgenin bugünkü etnik yapısına dair yapılan tek yönlü değerlendirmelerin tarihsel gerçeklikle örtüşmediğini savundu. Osmanlı mühimme defterleri ve tahrir kayıtlarında Çepni taifesinden açıkça söz edildiğini aktaran Yalçın, Siirt, Hasankeyf, Erciş, Van, Bitlis, Ahlat ve Adilcevaz gibi merkezlerde Çepni varlığının belgelendiğini söyledi.
Konuşmasında Güvenç Abdal koluna da özel yer ayıran Yalçın, Çepni boyunun farklı alt kollarının Diyarbakır, Bismil, Urfa, Malatya, Sivas ve Orta Anadolu’ya kadar uzanan bir hat üzerinde yerleşim kurduğunu anlattı. Güvençoğlu, Bektaş ve Menteş gibi alt kolların tarihsel izlerinin bugün de çeşitli aileler, köyler ve yer adları üzerinden takip edilebildiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Alemdar Yalçın, Çepni kimliğinin yalnızca Karadeniz’in kırsal alanlarıyla sınırlanamayacağını, aksine Anadolu’nun birliği, ticaret yollarının güvenliği, sınır hattının korunması ve kültürel üretim bakımından merkezi bir rol üstlendiğini savundu. Çepnilerin medrese, bilim, sanat, ticaret ve askeri yapılanma içinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Yalçın, “Ben Çepniyim diyen bir kişinin kendisini sadece köylü ve besici olarak değil, kentli ve yüksek bir uygarlığın taşıyıcısı olarak da görmesi gerekir” dedi.
Yalçın, konuşmasının sonunda Çepnilerin Anadolu’ya gelişinden Karadeniz, Marmara, Balıkesir ve Balkanlar’a uzanan tarihsel hareketliliğine dikkat çekerek, bu topluluğun yalnızca bir boy tarihi değil, aynı zamanda Anadolu’nun siyasal ve toplumsal tarihinin omurgalarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


















