Gündem
Yayınlanma: 09 Mayıs 2026 - 18:08
Barış Terkoğlu'ndan ADD Kartal'da "aydın sorumluluğu" vurgusu: "Aydın, vitrine taş atan kişidir"
Atatürkçü Düşünce Derneği Kartal Şubesi tarafından düzenlenen “Cumhuriyet’e Kurulan Kumpas ve Aydın Sorumluluğu” panelinde konuşan gazeteci-yazar Barış Terkoğlu, programın son bölümünde “aydın sorumluluğu” üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Gündem
09 Mayıs 2026 - 18:08
Haber: Sibel BozTerkoğlu, aydın olmanın yalnızca çok bilmek, çok okumak, çok dil konuşmak ya da çok fikir sahibi olmakla açıklanamayacağını belirterek, aydın sorumluluğunu “vitrine taş atmak” benzetmesiyle anlattı.“Aydın meselesi çok bilmekle ilgili değildir”Konuşmasında aydın kavramının içeriğine değinen Terkoğlu, “Aydın meselesi çok bilmekle ilgili bir şey değil. Çok dil bilmekle, çok kitap okumakla, çok fikri olmakla ilgili bir şey değildir. Başka bir şeydir” dedi.Terkoğlu, toplumun önüne kimi zaman süslenmiş, ışıklandırılmış ve ulaşılmaz gösterilen fikirlerin konulduğunu ifade ederek, aydının görevinin bu yapay görüntüyü dağıtmak olduğunu söyledi.Vitrindeki bir ceketin ışıklarla, markayla ve sunumla olduğundan daha değerli gösterildiğini anlatan Terkoğlu, aydını bu vitrini kıran kişi olarak tanımladı.Terkoğlu, “Aydın, o vitrinin ortasına taşı fırlatan adamdır. O vitrini yerle bir eden adamdır. O ışıkları söndüren, o markayı aşağı indiren ve sizin için ulaşılmaz gibi gösterilen şeyi sizinle buluşturan kişidir” ifadelerini kullandı.“Meselemiz vitrine taş atma meselesidir”Barış Terkoğlu, aydın sorumluluğunu yalnızca düşünce üretmek değil, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alarak gerçeği savunmak olarak tarif etti.Terkoğlu, “Ben meselemizi vitrine taş atma olarak tanımlıyorum” diyerek, bu yaklaşımı Türkiye’nin yakın tarihindeki aydınlar, hukukçular ve Cumhuriyetçi isimler üzerinden örneklendirdi.Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından Muammer Aksoy’un öldürüldüğünü, derneğin eski genel başkanlarından Şener Eruygur’un Ergenekon davası sürecinde tutuklandığını hatırlatan Terkoğlu, bunların tesadüf olmadığını söyledi.“Toplumsal kavgaların fikirsel karşılığı vardır”Terkoğlu, konuşmasında toplumsal ve siyasal mücadelelerin her zaman fikir alanında da karşılık bulduğunu belirtti.Cumhuriyet fikri, anayasa fikri, modernleşme, bağımsızlık ve halkçılık gibi kavramların yalnızca soyut başlıklar olmadığını ifade eden Terkoğlu, bu fikirlerin hayata geçirilebilmesi için onları savunan aydınlara ihtiyaç olduğunu söyledi.Terkoğlu, “Tarihte bütün çatışmalar, bu fikri savunanlarla karşısındaki fikri savunanlar arasındaki çatışmalardır” dedi.“Yıldız Mahkemesi’nde yargılanan Mithat Paşa değil, anayasa fikriydi”Konuşmasında tarihsel örnekler de veren Terkoğlu, Ergenekon davası sırasında sanıkların yargılamayı Yıldız Mahkemesi’ne benzettiğini hatırlattı.1876’daki Yıldız Mahkemesi’nde asıl yargılananın Mithat Paşa değil, meşrutiyet ve anayasa fikri olduğunu söyleyen Terkoğlu, “Mithat Paşa’yı boğarsak anayasayı boğarız, meşrutiyeti boğarız, ilericileri boğarız diye düşündüler” ifadelerini kullandı.Terkoğlu, aynı mantığın farklı dönemlerde farklı isimler üzerinden işlediğini belirterek, Cumhuriyetçi, halkçı, anayasal ve antiemperyalist fikirleri savunan isimlerin hedef alındığını kaydetti.Ahmet Taner Kışlalı örneği: “Cumhuriyeti ısrarla savunduğu için öldürüldü”Terkoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi üzerinden de aydın sorumluluğunu anlattı.Kışlalı’nın öldürülmeden önce bir gazetede fotoğrafının yayımlandığını ve üzerine kırmızı çarpı işareti konulduğunu hatırlatan Terkoğlu, bunun açık bir tehdit anlamı taşıdığını söyledi.Terkoğlu, Kışlalı’nın yalnızca akademik kariyeri nedeniyle değil, Cumhuriyet değerlerini ısrarla savunduğu için hedef alındığını belirtti.“Ahmet Taner Kışlalı üniversitesinde on dil öğrenip, yüz bin kitap okuyup sadece ders notlarını okusaydı ölmeyecekti” diyen Terkoğlu, “Cumhuriyeti, gerekirse bedel ödemeyi göze alarak savunduğu için öldürüldü. Uğur Mumcu da bunun için öldürüldü” dedi.“Aydın, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyen kişidir”Terkoğlu, aydının en temel görevlerinden birinin gericiliğin karşısına başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyerek çıkmak olduğunu ifade etti.Terkoğlu, “Aydın, karşı taraftaki gericiliğin karşısına bir başka dünyanın mümkün olduğunu söyleyen kişidir” diyerek, bunun gerektiğinde sürgünü, hapsi, itibarsızlaştırılmayı ve ölümü göze almayı gerektirdiğini söyledi.“Yetmez ama evet” üzerinden vitrin eleştirisiKonuşmasında 2010 referandumu sürecine de değinen Terkoğlu, o dönemde kamuoyunun önüne güçlü bir “vitrin” kurulduğunu söyledi.“Yetmez ama evet” söylemini bu vitrin örneğiyle değerlendiren Terkoğlu, bu sürecin Türk ordusunun, Cumhuriyetçi aydın hareketinin, anayasanın ve bağımsızlık fikrinin tasfiyesine kapı araladığını savundu.Terkoğlu, “O ceketin üzerine ‘Yetmez ama evet’ yazdılar. Bu ceketi almayan darbecidir dediler. Bizi savunmayan faşisttir dediler. Böyle bir vitrin kurdular” ifadelerini kullandı.Terkoğlu, aydın sorumluluğunu yerine getirenlerin ise bu vitrine taş atanlar olduğunu söyledi.“Mesele kitap okumak değil, bedel ödemeyi göze almaktır”Terkoğlu, 2010 referandumuna destek veren bazı aydınların daha sonra sürecin sonuçlarını gördüklerini belirterek, aydın olmanın bilgi birikiminden çok cesaret ve tutum meselesi olduğunu ifade etti.“Mesele demek ki kitap okuma meselesi değilmiş. Mesele dil bilme meselesi değilmiş. Mesele gerektiğinde bütün bedelleri göze alıp o süslü vitrine taş atma meselesiymiş” diyen Terkoğlu, Cumhuriyet döneminde de kumpas davaları döneminde de aynı sorumluluğun geçerli olduğunu belirtti.“O vitrinlerin gücüne inanmayın”Konuşmasının sonunda güncel siyasal tartışmalara da değinen Terkoğlu, çözüm süreci, yeni anayasa tartışmaları, NATO zirvesi ve bölgesel gelişmeler gibi başlıklarda aydın sorumluluğunun yeniden önem kazandığını söyledi.Terkoğlu, dinleyicilere seslenerek, “O vitrinlerin gücüne hiç inanmayın. Doğru ve yerinde, mecazi anlamda atılmış bir taş onları yerle bir eder” dedi.Mustafa Kemal Atatürk’ün de yenilmez görünen güçlerin yenilebileceğini millete gösterdiğini belirten Terkoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:“Aydın sorumluluğu meselesi, eline taş alma ve atma meselesidir. Ben meseleyi böyle tanımlıyorum.”
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir













