Türkiye'de Et Tüketimi Artıyor, Üretim Düşüyor: Fiyat Baskısı Derinleşiyor
İLKE Vakfı'nın 'Bir Gösterge Bir Yorum' serisinin dokuzuncu sayısında Türkiye'de et tüketimi mercek altına alındı. Araştırmacı Enes Koru'nun değerlendirmesine göre Türkiye'de kişi başına yıllık et tüketimi 2005'te 14 kilogramken bugün 28,7 kilograma yükseldi. Ancak son yıllarda kırmızı et üretimindeki düşüş, fiyat baskısı ve ithalat bağımlılığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
Kurban Bayramı döneminde kurbanlık fiyatları ve kırmızı etin kilogram fiyatı yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. Kamuoyunda sıkça dile getirilen “Et pahalı, vatandaş et yiyemiyor” tartışması sürerken, İLKE Vakfı Araştırmacısı Enes Koru, Türkiye’de et tüketiminin yıllar içindeki seyrini ve dünya ile karşılaştırmalı durumunu değerlendirdi.
İLKE Vakfı’nın “Bir Gösterge Bir Yorum” serisinin dokuzuncu sayısında yer alan çalışmaya göre Türkiye’de et tüketimi, sanılanın aksine uzun vadede azalmıyor; aksine son 20 yılda belirgin biçimde artış gösteriyor. Ancak bu artış, toplumun tüm kesimlerinin ete eşit şekilde erişebildiği anlamına gelmiyor.
Kişi başı yıllık et tüketimi 28,7 kilograma çıktı
OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına yıllık et tüketimi 2005 yılında 14 kilogram seviyesindeyken bugün 28,7 kilograma yükseldi.
Bu tüketimin 12 kilogramını kümes hayvanları, 11,9 kilogramını büyükbaş eti ve 4,8 kilogramını küçükbaş eti oluşturuyor.
Yıllık kişi başı 28,7 kilogram et tüketimi, günlük ortalama yaklaşık 80 grama denk geliyor. Bu miktar, yaklaşık 3-4 adet ızgara köfteye ya da bir porsiyon etli veya tavuklu yemeğin içindeki ortalama et miktarına karşılık geliyor.
Türkiye’de tüketim arttı ama dünya ortalamasının altında
Türkiye kendi içinde değerlendirildiğinde et tüketiminde belirgin bir artış görülüyor. Ancak küresel ölçekte bakıldığında tablo farklılaşıyor.
Portekiz, ABD, Avustralya ve Moğolistan gibi ülkelerde kişi başına et tüketimi Türkiye’nin yaklaşık üç katına ulaşıyor. Müslüman olmayan birçok ülkede domuz eti tüketimi toplam et tüketiminde önemli yer tutarken; Çin, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerde sadece domuz eti tüketimi neredeyse Türkiye’nin toplam et tüketimine yaklaşıyor.
Malezya ve Endonezya gibi ülkelerde ise Türkiye’nin toplam et tüketimine yakın düzeyde balık tüketimi dikkat çekiyor.
Türkiye’de tavuk tüketimi dünya ortalamasına yakın seyrederken, balık tüketiminin dünya ortalamasının yaklaşık dörtte biri düzeyinde kaldığı belirtiliyor.
Kırmızı et tüketimi OECD ortalamasının üzerinde
Domuz eti hariç tutulduğunda, yalnızca sığır ve koyun eti tüketimine bakıldığında Türkiye’nin kırmızı et tüketimi OECD ortalamasının üzerinde bulunuyor.
Verilere göre Türkiye’de kişi başına yıllık perakende ağırlık kırmızı et tüketimi 16,7 kilogram seviyesinde. Bu oran OECD ortalamasında 14,5 kilogram, dünya ortalamasında ise 7,2 kilogram düzeyinde.
1990’dan bu yana bakıldığında Türkiye’de kırmızı et tüketiminin özellikle 2010 sonrası yaklaşık iki katına çıktığı görülüyor.
Üretimde son iki yılda sert düşüş
Et talebinin karşılandığı üretim tarafında ise son yıllarda dikkat çekici bir kırılma yaşanıyor.
TÜİK verilerine göre kırmızı et üretimi 2001 yılında 783 bin ton seviyesindeyken 2023 yılında 2,4 milyon tona yükseldi. Böylece üretim 22 yılda yaklaşık üçe katlandı.
Ancak 2023’teki zirvenin ardından üretimde düşüş başladı. Kırmızı et üretimi 2024’te yüzde 11,7, 2025’te ise yüzde 10,5 gerileyerek 1,9 milyon tona indi.
Buna göre iki yıl içinde yaklaşık 500 bin tonluk üretim kaybı yaşandı.
Üretim düşerken talep sürüyor
Araştırmada, son yıllarda kırmızı ete yönelik tüketim talebinin arttığı ya da en azından sabit kaldığı; buna karşılık üretimde düşüş yaşandığı vurgulandı.
Bu durumun doğrudan ithalat bağımlılığını derinleştirdiği ve fiyat baskısının zeminini oluşturduğu ifade edildi.
Et fiyatlarındaki artışın yalnızca tüketim miktarıyla değil, üretim kapasitesi, maliyetler, ithalat politikaları ve gelir dağılımıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ortalama artış eşitsizliği gizleyebilir
Çalışmada, Türkiye’de kişi başına et tüketiminin yıllar içinde artmasına rağmen, bu ortalamanın farklı gelir grupları arasındaki gıdaya erişim eşitsizliğini gizleyebileceği uyarısı yapıldı.
Tüketim artarken bu büyümeden kimin ne kadar faydalandığı, hangi gelir grubunun sofrasına ne kadar et girebildiği sorusunun ayrıca ele alınması gerektiği vurgulandı.
Nitekim TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre Türkiye’de her 10 haneden 4’ü, haftada üç gün et, tavuk ya da balık harcamasını karşılayamayacak durumda olduğunu belirtiyor.
Bu oran yüzde 41,2 olarak kayıtlara geçiyor.
“Kurbanın bereketi paylaşım kültüründe”
Değerlendirmede, Kurban Bayramı’nın yalnızca et tüketimi açısından değil, paylaşma ve dayanışma kültürü açısından da önem taşıdığı belirtildi.
Kurbanın ve bayramın bereketinin, özellikle gıdaya erişimdeki eşitsizliklerin farkında olan bir yardımlaşma anlayışında saklı olduğu ifade edildi.
Çalışmada, “Kurbanın da bayramın da bereketi, tam da bu eşitsizliğin farkında olan bir paylaşım kültüründe ve sofrasını genişleten bir yardımlaşma geleneğinde yatıyor” değerlendirmesine yer verildi.
Karkas ve perakende ağırlık farkı
Araştırmada ayrıca et tüketimi verilerinde kullanılan ölçüm yöntemlerine de dikkat çekildi.
Karkas ağırlığı, hayvanın kesim sonrası kemik ve yağlarıyla birlikte hesaplanan ham gövde ağırlığını ifade ediyor. Perakende ağırlık ise kemik ve yağ fireleri düşüldükten sonra satışa hazır hale gelen net tüketim ağırlığını gösteriyor.
OECD ve FAO verileri arasındaki yaklaşık iki kata varan farkın, bu ölçüm yöntemi farklılığından kaynaklandığı belirtiliyor.