"Herkes eninde sonunda kendini masum görecek bir yol bulur." Nuri Bilge Ceylan
Nuri Bilge Ceylan'ın, 'Kuru Otlar Üstüne' için verdiği ilk ve şimdilik tek söyleşi: 'Herkes eninde sonunda kendini masum görecek bir yol bulur.' İBB Başkanlığı adına imtiyaz sahibinin Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat'ın olduğu İST DERGİ'de Doğu YÜCEL, Nuri Bilge Ceylan ile bir röportaj gerçekleştirdi.
Kuru Otlar Üstüne Film Konusu
Samet, Anadolu’nun ücra bir köyünde zorunlu görevini tamamlamak üzeredir. Bu görevi tamamlayınca İstanbul’a atanmayı bekleyen Samet’in beklediği atama gerçekleşmesine ise biraz daha süre vardır. Burada saplanıp kaldığını düşünen Samet, yaşadığı kasvetli hayattan kaçma umudunu kaybetmeye başlar. Beklenmedik bir şekilde, kendisi gibi öğretmen olan Nuray içinde bulunduğu bu karanlığa bir ışık tutacaktır
"Film izlerken bagajlarını kapının dışında bırakmayı daha iyi becerebilen bir izleyici"
Doğu YÜCEL'in "Kuru Otlar Üstüne en karanlık filminiz olabilir. Filmin yorumlarına baktığımız zaman az önce benim de söylediğim gibi “en”ler görüyoruz hep, “en politik”, “en rahatsız edici”, “en cesur” gibi sıfatlarla anılıyor film. Siz Kuru Otlar Üstüne’nin hangi özellikleriyle öne çıkmasını istersiniz?" sorusuna cevaben Ceylan;
"Filmin niyetlerimle doğru orantılı okunduğunu ya da istediğim noktaların öne çıkarıldığını görmek tabii ki hoşuma gider. Ama bunların neler olduğunu benim dile getirmem doğru olmaz. Hele de bütün yapım sürecinde, çekimde, kurguda, senaryoda bunlar kolay hissedilmesin, hemen ele geçmesin, görülmesin diye o kadar çaba harcamışken. O zaman bunları filmde halledememiş de izleyiciyi oraya zorla yönlendirmeye çalışıyor gibi bir duygu oluşur ki bu isteyeceğim bir şey değil. Bir de bunlar belki kendimle bile kavramsal düzlemde o kadar tartışmadığım, sezgisel bir katmanda bırakmayı tercih ettiğim şeyler bile olabilir. Yani belki zaten hemen söze dökecek kadar bilmiyorumdur nedir bunlar. Aslında kurguda çabamın çoğu bir şeyleri öne çıkarmaya çalışmaktan çok, fazla öne çıkabilecek tarafları törpülemeye çalışmakla geçiyor. Filmlerimin deyim yerindeyse “hiçbir şey”, dolayısıyla “her şey” hakkında olabilmesini tercih ederim. Ancak böylesi bir düzlükte öne çıkabilecek şeyler, herkesin kendi ihtiyaçları doğrultusunda zengin bir çeşitlilik arz edebilir. Ama yine de kurguda, film izlerken bagajlarını kapının dışında bırakmayı daha iyi becerebilen bir izleyici türünü daha dikkate alan bir denge gözetmeye çalıştığım söylenebilir. Özne tavrından vazgeçmeye ve yükün altına koşulsuz yatmaya hevesli bir izleyiciyi. Çünkü izlediği her filmi birtakım kültürel ya da ideolojik diferansiyellerin içinden geçirmeden bünyesine sokamaz bir hâle gelmiş izleyici için yapacak o kadar da fazla bir şey yok."
Röportajın tamamı; İST DERGİ
"Herkes eninde sonunda kendini bir şekilde masum görecek bir yol bulur."
Doğu YÜCEL'in "Filmlerinizde karakterleriniz kötümser, nihilist görüşler paylaşsa da Kuru Otlar Üstüne, üç karakterin bir arada dostça gezdiği aydınlık bir sahneyle ve Samet’in Sevim’e yönelik söylediği, umut vadeden sözlerle (bir mektupla) sona eriyor. Bir anlamda en karanlık filminiz belki de filmlerinizdeki en iyimser replikle kapanıyor. Buradaki kontrast mı sizi cezbetmişti?" sorusuna cevaben Ceylan;
"Değişimler, dönüşümler, yeni başlangıçlar, katarsisler hayatta olan şeyler olsa da daha tipik olanın, daha renksiz olanın içinde bir cevher bulmaya çalışan sinema anlayışımla fazla uyumlu değil. Bir kere sondaki iç düşünceler bana hiçbir şekilde iyimser gelmiyor. Samet karakterini getirip bıraktığımız bu yeni duygu durumunun daha büyük belirsizlikler içeren çok daha karanlık bir bölge olduğunu düşünüyorum. Ona bir aydınlanma yaşatmak gibi bir düşüncem hiç olmadı çünkü bu gerçekçi gelmiyor ama geçen zamanın da yumuşatıcı etkisiyle, anlam vermekte zorlandığı birtakım belirsizliklere, ruhunu huzura kavuşturabilecek bir formülasyon getirme arzusunu göstermek istedim. Belki hatta biraz kendini kandırmak da zorunda bırakarak. Başka da çaresi kalmamış gibi. Çünkü genelde yaptığımız böyle bir şeydir ve herkes eninde sonunda kendini bir şekilde masum görecek bir yol bulur, ya da yaratır. Ama bu formülasyon bazen zihinde bir takıntı hâline gelmiş bir düğümü çözerek kaynağı belli bir problemi katlanılabilir bir forma sokarken, çok daha çözümsüz daha muğlak bir melankolinin kapılarını da aralayabilir. Bana burada olan, daha çok böyle bir şey gibi geliyor. Sondaki düşüncelerinin Samet’i getirip bıraktığı yer bana göre daha kaynağı belirsiz daha çetrefilli daha bulanık bir yer. Bu duygunun belirtileri hem sözlerde var hem de filmin son planında uçup giden kuşun ardından bakarken Samet’in yüz ifadesinde. Sıcacık güneş, dostane gezinmeler falan bir iyimserlik, bir kontrast duygusu veriyor olabilir ilk bakışta doğru. Ama dış görünüşteki olumlu ya da iyimser hava çoğaldıkça tüm bu güzelliklere tezat içte oluşan karamsarlık inadına çok daha karanlık çok daha yıkıcı bir kimliğe bürünmüyor mu? Kontrastı asıl burada görmek ya da göstermek bana daha trajik geliyor. Stavrogin’in tam da İsviçre’nin şirin bir vadisinde huzurlu bir hayat kurma hayallerinden bahsetmesinden, hatta Daşa’yı da orada birlikte yaşamak için davet etmesinden hemen sonra intihar etmesinde, daha doğrusu ancak bu olumlu hayallerle baş başa kaldığında intihar etme cesareti bulabilmesinde de benzer bir kontrast yok mu? Salt bu hayallerin ardından geldiği için bu intihar bana o kadar acı gelmişti ki ilk okuduğumda. Çünkü bu, insan ruhunda olup bitenlerin devasa büyüklüğü ve öngörülemezliği hakkında korkutucu bir duyguyla baş başa bırakıyor insanı." diyor.